Nis 01

Bu yazımızda sizlere farklı kaynaklara göre coğrafya veya jeolojinin alt dalı olarak adlandırılan jeomorfolojiden bahsedeceğiz. Biz jeomorfolojiyi jeolojinin alt dalı olarak daha uygun görüyoruz.

Yunanca jeo yer, morphe şekil ve logos bilim kelimelerinden oluşan Jeomorfoloji; karalar üzerinde ve denizler tabanında görülen, iç ve dış etmen ve süreçlerle meydana gelen şekilleri inceleyen, oluşum ve evrimlerini açıklayan, bunları sınıflandıran, coğrafi yayılışlarını araştıran bilim dalıdır.

Jeomorfoloji konusu gereği başta Jeoloji, Klimatoloji, Jeofizik, Jeokimya, Pedoloji, Oseanografya, İstatistik ve Kartografya gibi bilimlerle sıkı ilişkiler içerisindedir. Bu genel çerçeve içerisinde Jeomorfoloji konusu gereği coğrafik ve jeolojik bilimlerin girişim alanını kapsar. Bu nedenle de Jeomorfoloji Avrupa’da veülkemizde Fiziki Coğrafya’nın bir alt dalı iken, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bazı ülkelerde kurucuları jeologlar olduğu için Jeolojinin bir alt dalıdır.

İnsanların yer şekilleri ile ilgilenmeleri, onların oluşum ve gelişimlerine ait bir takım gözlemlerde bulunmaları antik çağa kadar inerse de, Jeomorfoloji alanındaki bilimsel çalışmalar 19. yy’lın son yarısında başlamıştır. Jeomorfoloji esas gelişimini 1950′li yıllardan sonra göstermiştir.

Eki 13

Leoloji bilimi ile ilgili bu kategoride bilgi vermeye başlamadan önce sizlere jeoloji bilimi hakkında bilgi vermeyi düşündük. Bu yazımızda sizlere jeoloji biliminin tanımı ve jeoloji biliminin tarihçesi hakkında bilgi vereceğiz.

Yerküresinin (dünyanın) yapısını,yaşını,dolayısıyla kayaların ve yüzeyin özelliklerini,yapısal karakterlerini inceleyen bilim dalı “jeoloji” diye isimlendirilir. Kelime,eski Yunanca “geos-yer” ve “logos-bilim” sözlerinden gelen birleşik bir deyimdir.

Jeologların yani jeoloji bilimi uzmanlarının amaçlarından biri, yerküresindeki toprakların zamanla uğradığı değişiklikleri açıklamak, bu değişiklikleri belirli zamanlar çerçevesinde sıralamaktır. Ayrıca,denizlerle karalar arasındaki sonsuz bir savaş niteliği taşıyan ilişkiler, suyun, rüzgarların etkileri, yer kabuğunun bugünkü dağ kitlelerine dönüşümüyle sonuçlanan küresel hareketler,yaylaların ve masif kayaların oluşumu da jeolojinin kapsadığı konulardır.

Kolayca tahmin olunacağı gibi, insanlar dünyanın yapısını çok eski tarihlerden beri merak etmişlerdir. Kayaların çeşitliliğini, dağların nasıl ve ne zaman meydana geldiği,belirli madenlerin belirli yerlerde bulunmalarının nedeni, bu merak çerçevesindeki sayısız soruların sadece en önemlilerinden birkaçıdır.

Jeologlar,dünyanın tarihini,uzun ömrü boyunca kat kat yığdığı kaya tabakalarından,bunların yapısal özelliklerinden, karalardaki insan,bitki ve hayvan fosillerinden okuyarak değerlendirirler.

Jeoloji bilimsel yöntemler, incelemeler,çalışmalarla şekillenip gelişmeden, gerçek bir bilim niteliğini almadan önce, dünyanın yapısı ve yaşıyla ilgili açıklamalarda sadece tahmin ve varsayımlar (faraziyeler) olmaktan öteye bir değer taşımıyordu. 1795 yılında Jamet Hutton adındaki bir İskoçyalının yazdığı eser,akarsuların yeryüzünün şekillenmesindeki rolüne değiniyordu. Charles Lyell adında başka bir İskoçyalı 1830 yıllarında yeni bir eser yazdı. Kitabın adı “Jeolojinin Esasları” ydı. Charles Lyell,yeryüzünün şekillenmesinde yanardağların da etken olduğunu belirtmekteydi.

Gerçeklen de,modern Jeoloji yeryüzünün şekillenmesinde yanardağların,denizlerin,akarsuların büyük ölçüde rol oynadıklarını açıklamaktadır. Yerkabuğunun iki temel maddeden, kütleler ve bunların çeşitli nedenlerle ufalanması sonucu oluşan topraklardan meydana geldiği,kültelerin üçe ayrıldığı da jeolojik gerçeklerin en önemlileri arasındadır.