|
Ara 04
|
Bu yazımızda sizlere matematiğin kaos teorisi hakkında bilgi vereceğiz.
Kaos Teorisi
Karl Marx ve Friedrich Engels tarafindan ayrintili biçimde gelistirilen diyalektik materyalizm, politik ekonomiden çok daha fazlasini ifade ediyordu: o bir dünya görüsüydü. Doga, özellikle Engels’in çalismalarinda göstermeye çalistigi gibi, hem materyalizmin hem de diyalektigin dogrulugunun kanitidir. “Matematigin ve dogal bilimlerin bu özetini çikarmamda” diye yaziyordu, “tarihteki olaylarin görünürdeki tesadüfiligine egemen olan diyalektik hareket yasalariyla ayni diyalektik hareket yasalarinin dogada, sayisiz degisimin karmasasi içinde kendilerini kabul ettirdiklerinden ayrintida emin olmak söz konusuydu.”
Bilimciler Marksizmi çagristiran politik anlamindan dolayi diyalektik materyalizmden nadiren haberdar olsalar da, onlarin zamanindan bu yana bilimsel kesifler alaninda yasanan her önemli yeni gelisme Marksist bakis açisini dogrulamistir. Bugün kaos teorisinin ortaya çikisi, bilimsel sosyalizmin kurucularinin temel fikirleri açisindan taze dayanaklar sunmaktadir. Bir su damlasi bazen düzenli olarak damlar, bazen düzensiz; bir sivinin hareketi hem türbülanslidir hem degil; kalbimiz düzenli olarak atar ama bazen çarpinti yapar; hava sicak ya da soguk eser. Nerede karsimiza kaotik görünen bir hareket çiksa –ve aslinda her tarafimiz onunla doludur– bu harekete siki bir bilimsel bakis açisiyla yaklasma çabasi genellikle çok nadir olmaktadir.
O halde kaotik sistemlerin genel özellikleri nelerdir? Bu sistemleri matematiksel terimlerle tanimlamakla matematik ne gibi uygulamalara sahip oluyor? Gleick ve digerlerinin önem verdikleri özelliklerden biri “kelebek etkisi”dir. Lorenz, bilgisayar simülasyonlu hava tahminlerinde dikkate deger bir gelisme kesfetmisti. Simülasyonlarindan biri, nonlineer iliskiler içeren on iki degiskene bagliydi. Eger simülasyon bir öncekinin baslangiç degerlerinden yalnizca çok küçük farkliliklar –bir deger setinde alti ondalik basamaga kadar degerler varken digerinde üç ondalik basamaga kadar degerlerin olmasi gibi farkliliklar– tasiyan yeni degerlerle yeniden baslatilirsa, bilgisayarin ilk durumdakinden çilginca sapan farkli “hava durumlari” ürettigini bulmustu. Çok küçük bir pertürbasyonun beklenebilir oldugu bir noktada, kisa bir fark edilebilir benzerlik döneminden hemen sonra bütünüyle farkli bir desen olusuyordu.
Bunun anlami sudur, karmasik, nonlineer bir sistemde, girdilerdeki küçük bir degisiklik çiktilarda devasa degisiklikler üretebilir. Lorenz’in bilgisayar dünyasinda, bu durum, dünyanin bir tarafinda kanatlarini çirpan bir kelebegin, dünyanin baska bir tarafinda bir kasirgaya yol açmasina denk düsüyordu. Buradan çikarilabilecek sonuç sudur: hava durumunu belirleyecek kuvvetler ve süreçler bu kadar karmasik olduguna göre, önümüzdeki kisa zaman diliminin ötesinde bir hava tahmini asla yapilamaz. Gerçekte, dünyadaki en büyük hava tahmin bilgisayari olan Avrupa Orta-vadeli Hava Tahmini Merkezindeki bilgisayar saniyede 400 milyon hesaplama yapabilir. Bu bilgisayar dünyanin her tarafindan her gün 100 milyon farkli hava ölçümü almakta ve on günlük bir tahmin yapabilmek için kesintisiz üç saat boyunca bu verileri islemektedir. Yine de iki ya da üç günün ötesinde yapilan tahminler spekülatiftir, alti ya da yedi günü asan tahminler ise hiçbir deger tasimaz. O halde kaos teorisi, karmasik nonlineer sistemlerin öngörülebilirligine belli sinirlar koyar.
Buna ragmen Gleick ve digerlerinin, kelebek etkisine, sanki bu, kaos teorisine tuhaf bir mistik esrar siringa ediyormusçasina bu denli dikkat sarf etmesi tuhaftir. Matematiksel olarak kesin bir biçimde modellenmemis bile olsa, surasi yeterince ortaya konulmustur ki, benzer diger karmasik sistemlerde de girdilerdeki küçük bir degisiklik çiktilarda büyük farkliliklar üretebilir, bir “nicelik” birikimi “nitelige” dönüstürülebilir. Örnegin insan ile sempanzelerin temel genetik yapilarinda yalnizca yüzde ikiden daha az bir farklilik vardir; moleküler kimyanin kavramlariyla miktari belirlenebilecek olan bir farkliliktir bu. Yine de genetik “kodu” canli bir hayvana dönüstürmekteki karmasik, nonlineer süreçlerde bu küçük farklilik bir varlik ile bir baska varlik arasindaki farklilik anlamina gelir.
Marksizm kendisini tüm nonlineer sistemlerin belki de en karmasigi olan, insan toplumuna uygular. Sayisiz bireyin muazzam etkilesimiyle, politika ve ekonomi öylesine karmasik bir sistem olusturur ki, onun yaninda gezegenlerin hava sistemleri kurulu bir saat gibidir. Bununla birlikte, diger “kaotik” sistemlerde oldugu gibi, toplum da bilimsel olarak ele alinabilir; tipki hava durumunda oldugu gibi, sinirlar anlasildigi sürece. Ne yazik ki, Gleick’in kitabi kaos teorisinin politika ve ekonomiye uygulanisi konusunda açik degildir. Gleick, Mandelbrot tarafindan yapilan bir deneyi aktarir. Mandelbrot, New York borsasindaki pamuk fiyatlarinin yüz yil boyunca geçirdigi degisimleri IBM’deki bilgisayarina girmisti. “Tek tek ele alindiginda her fiyat degisikligi gelisigüzel ve öngörülemez bir nitelik tasiyordu” diye yazar. “Bununla birlikte degisiklik dizileri ölçege tâbi degildi: günlük fiyat degisimlerini ve aylik fiyat degisimlerini gösteren egriler birbiriyle tamamen örtüsüyordu … degisim derecesi, iki dünya savasi ve bir ekonomik depresyon görüp geçirmis firtinali bir altmis yillik dönem boyunca sabit kalmisti.”
Bu pasaj gözü kapali kabul edilemez. Belli sinirlar içerisinde, diger modellerde ya da kaotik sistemlerde de teshis edilen ayni matematiksel desenleri görmenin mümkün oldugu belki dogrudur. Ancak insan toplumunun ve ekonominin neredeyse sinirsiz karmasikligi dikkate alindiginda, savaslar gibi büyük olaylarin bu desenleri bozmayacagi düsünülemez. Marksistler toplumun bilimsel incelemeye uygun oldugunu savunurlar. Ortada yalnizca sekilsizlik görenlerin aksine Marksistler insanin gelisimine, maddi güçlerden ve siniflar vs. gibi toplumsal kategorilerin bilimsel bir tanimlanisindan hareketle yaklasirlar. Eger kaos biliminin gelisimi bilimsel yöntemin politikada ve ekonomide de geçerli oldugu seklinde bir kabule yol açiyorsa, bu gerçekten de onun önemli bir artisidir. Ne var ki Marx ve Engels’in her zaman farkinda oldugu gibi, ugrastiklari konu kesin olmayan bir bilimdir, yani ancak genel egilimlerin ve gelismelerin izi sürülebilir, tüm etkilerin ve tüm kosullarin ayrintili ve derin bir bilgisi mümkün degildir.
Pamuk fiyatlari örnegine ragmen, Gleick’in kitabi bu Marksist görüsün yanlis olduguna dair herhangi bir kanit sunmuyor. Inceleyebilecegi 100 yillik veri birikimi mevcutken Mandelbrot’un neden yalnizca 60 yillik fiyatlarda güya bir desen gördügünün herhangi bir açiklamasi gerçekte yapilmiyor. Dahasi kitabin baska bir yerinde Gleick sunu ekliyor: “Iktisatçilar piyasada garip çekiciler arayip durdular ama bugüne kadar bulamadilar.” Ekonomi ve politika alanlarindaki bariz sinirlamalara ragmen yine de surasi açiktir ki, rastlantisal ya da kaotik sistemler olarak düsünülmüs olan seylerin matematiksel olarak “evcillestirilmesi” bir bütün olarak bilim açisindan derin anlamlara sahiptir. Bu, geçmiste büyük ölçüde sinirlarimizin disinda kalan süreçlerin incelenmesi açisindan pek çok yeni ufuk açmaktadir.
Is bölümü
Rönesansin büyük bilimcilerinin temel özelliklerinden biri, bütünsel insanlar olmalariydi. Çok yönlü bir gelisime sahiplerdi ve bu yönleri meselâ Leonardo da Vinci’nin büyük bir mühendis, matematikçi ve mekanisyen olmasi kadar bir sanat dehasi olmasini da mümkün kiliyordu. Ayni sey Dürer, Machiavelli, Luther ve çok sayidaki digerleri için de geçerliydi. Engels’in dedigi gibi:
O zamanin kahramanlari henüz isbölümünün kölesi durumunda degillerdi, onlarin haleflerinde çok sik karsimiza çikan sey, tek boyutlulugu üretmesiyle bu isbölümünün sinirlayici etkileridir.
Isbölümü kuskusuz üretici güçlerin gelisiminde zorunlu bir rol oynar. Ne var ki kapitalizmde bu durum kendi karsitina dönüsmeye basladigi bir uç noktaya kadar gerçeklesmistir.
Kafa ve kol emegi arasindaki asiri bölünme, bir yanda milyonlarca insanin akil almaz derecede agir ve bunaltici bir is yasamina mahkûm edilmesi ve her insanda sakli olan yaraticiligi ve icat yetenegini sergileme olanagindan mahrum edilmesi anlamina gelmektedir. Öteki asiri uçta ise, “bilim ve kültür bekçileri” unvanini kendi kisisel hakki olarak gören bir tür entelektüel papazlik kastinin gelisimiyle karsi karsiyayiz. Bu insanlarin toplumun gerçek yasantisindan uzak kalmasi ölçüsünde, bu durum onlarin bilincinde olumsuz bir etki yaratmaktadir. Bunlar tümüyle dar ve tek yanli bir yolda gelismektedirler. Yalnizca “sanatçilari” bilimcilerden ayiran bir uçurum degildir söz konusu olan, bilim camiasinin kendisi de, daralan uzmanlasma alanlarinda gitgide artan bölünmelerle parçalanmaktadir. Tam da fizik, kimya ve biyoloji arasindaki “sinir çizgilerinin” silinmeye basladigi bir anda, örnegin fizigin farkli dallarini birbirinden ayiran uçurumun üzerine bir köprünün bile neredeyse yapilamaz hale gelisi ironiktir.
James Gleick durumu su sekilde açikliyor:
Ise disaridan bakan bazi kimseler, bilim camiasinin kendi içinde ne kadar dar kapsamli bir bölünmüslük gösterdigini fark etmis, bilim disiplinlerini sanki zirhli bir savas gemisinde birinden digerine su geçmemesi için özel kapilarla ayrilmis bölmelere benzetmislerdir. Biyologlara matematik literatürünü yakindan takip etmeksizin okumak yetmektedir; bununla bitse iyi, moleküler biyologlara da popülasyon biyolojisini yakindan takip etmeksizin okumak yetmektedir, fizikçilerin ise zamanlarini geçirmek için meteoroloji bültenlerini incelemekten daha önemli isleri var.
Kaos teorisinin ortaya çikisi, bilim camiasinin içinde son yillarda bir seylerin degismeye basladiginin göstergelerinden biridir. Farkli alanlardan bilimciler, her nasilsa bir kör noktaya gelip dayandiklarini giderek artan ölçüde hissediyorlar. Yeni bir yön bulmak gerekiyor. Bu nedenle kaos matematiginin dogusu, Engels’in söyledigi gibi, doganin diyalektik karakterinin bir kaniti, gerçekligin tümüyle dinamik sistemlerden hatta tek bir bütün sistemden olustugunun ve (ne kadar yararli olursa olsun) bu sistemlerden soyutlanmis modellerden olusmadiginin bir hatirlaticisidir. Kaos teorisinin temel özellikleri nelerdir? Gleick bu özellikleri söyle tanimliyor:
“Bazi fizikçilere göre, kaos bir durumdan çok bir sürecin, varliktan çok olusumun bilimidir.”
“Bunlar, bilimde indirgemecilige –sistemlerin bu sistemi olusturan parçalar (kuarklar, kromozomlar, ya da nötronlar) araciligiyla analizi– dönük egilime sirt çevirdiklerini düsünüyorlar. Bütünü aradiklarina inaniyorlar.”
Diyalektik materyalizm yöntemi, tam da “durumdan çok sürece, varliktan çok olusuma” bakmaktir. “Geçen on yilda, eski indirgemeci yaklasimlarin bir kör noktaya gelip dayandigi duygusu gittikçe artan sayida insan tarafindan hissedilmeye baslamis ve en boyun egmez fizik bilimcilerinin bazilari bile dünyanin gerçek karmasikligini ihmâl eden matematiksel soyutlamalardan illallah demislerdi. Yeni bir yaklasim için yari bilinçli bir biçimde el yordamiyla ilerler görünüyorlardi –ve süreç içerisinde, geleneksel sinirlari yillardir yapmadiklari sekilde kaldirip atmakta olduklarini düsündüler. Belki de yüzyillardir.”
Kaos, dinamik sistemlerin ayri parçalarindan ziyade bütününün bilimi oldugundan, aslinda diyalektik görüsün bilinçsizce hakli çikarilmasi demektir. Simdiye dek, bilimsel arastirma, kendisini olusturan parçalara çok fazla ayrilmisti. “Parçalarin” pesinden kosan bilim uzmanlari hiç de nadir olmayan bir biçimde “bütünü” hepten unutacak kadar uzmanlasirlar. Bu nedenle deney ve teorik akil yürütme gerçeklikten gittikçe uzaklasti. Yüz yildan fazla bir süre önce Engels, seyleri yalitilmis halleriyle, bütünü unutarak ele alan metafizik yöntemin darligini elestirmisti. Kaos teorisi savunucularinin kalkis noktasi, “indirgemecilik” olarak adlandirdiklari bu metafizik yönteme duyulan tepkiydi tam da. Engels, doganin incelenisinin ayri disiplinlere “indirgenmesinin” belli ölçülerde zorunlu ve kaçinilmaz oldugunu açiklamisti.
Dogayi veya insanlik tarihini veyahut bizzat kendi entelektüel faaliyetimizi iyice ele alip incelersek, ilk görecegimiz sey, hiçbir seyin oldugu gibi, oldugu yerde ve oldugu sekliyle kalmadigi, her seyin hareket ettigi, degistigi, oldugu ve yok oldugu, sonu olmayan bir baglantilar yumagi tablosudur…
Ama bu kavrayis, bir bütün olarak olgular tablosunun genel karakterini ne kadar dogru ifade ederse etsin, bu tabloyu olusturan ayrintilari açiklamaya yetmez ve bunu yapamadigimiz sürece, tüm tablo hakkinda net bir fikrimiz olamaz. Bu ayrintilari anlamak için, onlari kendi dogal ya da tarihsel baglantilarindan ayirmak ve her birini kendi dogalarina, özel neden ve sonuçlarina göre ayri ayri incelemek zorundayiz.
Ama Engels’in yeterince uyarida bulundugu gibi, “indirgemecilige” geri dönüs diyalektik olmayan bir görüse ya da metafizik düsüncelere de yol açabilir.
Doganin tekil parçalarina ayristirilmasi, farkli dogal süreçlerin ve nesnelerin belirli siniflar halinde bölümlenmesi, organik varliklarin iç anatomisinin kendi çesitliligi içinde incelenmesi: doga hakkinda edindigimiz bilgilerimizde son dört yüz yil boyunca kaydedilmis bulunan muazzam adimlarin temel kosullari iste bunlardir. Ama bu bize, dogal nesneleri ve süreçleri yalitilmis olarak, genel baglamlarindan kopartilmis olarak gözleme aliskanligini; yani onlari hareketleri içerisinde degil de durgun hallerinde; özü itibariyle degisken unsurlar olarak degil de degismez unsurlar olarak; yasamlari içinde degil de ölümleri içinde gözlemleme aliskanligini miras birakmistir.
Simdi bunu Gleick’in kitabindaki su pasajla karsilastirin:
Bilimciler nesneleri parçalara ayirirlar ve her birine tek tek bakarlar. Eger atomalti parçaciklarin etkilesimini incelemek isterlerse, ikisini ya da üçünü bir araya getirirler. Burada epey karisiklik vardir. Halbuki kendi kendine benzeme gücü, karmasikligin çok daha üst düzeylerinde baslar. Bu, bütüne bakabilme sorunudur.
Eger “indirgemecilik” sözcügünün yerine “metafizik düsünme tarzi” sözcügünü geçirirsek, temel fikrin ayni oldugunu görürüz. Simdi Engels’in indirgemecilik (“metafizik yöntem”) elestirisinden hangi sonucu çikardigina bakalim:
Seyleri ve onlarin yansimasi olan, düsünceleri, esas olarak karsilikli baglantilari, birbirini takip edisleri, hareketleri, dogumlari ve ölümleri içinde kavrayan diyalektik için, yukarida bahsettigimiz türde süreçler, bizzat onun ele alinis yönteminin birer dogrulanisidirlar. Doga, diyalektigin deneme tahtasidir ve modern doga bilimi için su söylenmelidir ki, doga, bu deneme tahtasi için son derece zengin ve gün be gün artan materyaller saglamakta ve böylelikle son tahlilde dogal sürecin metafizik degil diyalektik oldugunu kanitlamis bulunmaktadir…
Fakat diyalektik düsünmeyi ögrenmis olan bilimciler hâlâ parmakla sayilabilecek kadar azdir ve bu nedenle yapilan kesiflerle eski geleneksel düsünme tarzi arasindaki ihtilâf, teorik doga bilimlerine bugünlerde egemen olan ve hem ögretmenleri hem ögrencileri, hem yazarlari hem okurlari umutsuzluga sürükleyen sinirsiz kafa karisikligini açiklar.
Yüz yildan fazla bir süre önce yasli Engels fiziksel bilimlerin bugünkü durumunu tam bir kesinlikle betimlemektedir. Bu husus, Ilya Prigogine (1977 Nobel kimya ödülünün sahibi) ve Isabelle Stengers tarafindan, Kaostan Düzene, Insanin Tabiatla Yeni Diyalogu adli kitaplarinda takdir edilmistir, söyle yaziyorlar:
Belli bir dereceye kadar, bu ihtilâfla (Newton fizigi ile yeni bilimsel düsünceler arasindaki) diyalektik materyalizmi ortaya çikartan ihtilâf arasinda bir benzerlik vardir. … Materyalizmin ayrilmaz bir parçasi olarak doganin bir tarihi oldugu düsüncesi, Marx tarafindan ve ayrintilariyla da Engels tarafindan ileri sürülmüstü. Fizikteki çagdas gelismeler, tersinmezlik tarafindan oynanan yapici rolün kesfi, böylece, uzun zaman önce materyalistler tarafindan sorulan bir soruyu doga bilimleri çerçevesi içinde de ortaya koydu. Onlara göre, dogayi kavramak, onu, insani ve insan toplumlarini üretme yeteneginde olan bir sey olarak kavramak anlamina geliyordu.
Üstelik Engels Doganin Diyalektigi’ni yazdigi siralarda, fiziksel bilimler, mekanik dünya anlayisini reddetmis ve doganin tarihsel gelisimi düsüncesine yaklasmis gibi görünüyordu. Engels üç temel kesiften bahseder: Enerji ve onun nitel dönüsümlerine hükmeden yasalar, yasamin temel tasi olarak hücre ve Darwin’in türlerin evrimini kesfi. Bu büyük kesiflerin isiginda Engels, mekanik dünya görüsünün ölmüs oldugu sonucuna çikmisti.
Bilim ve teknolojideki tüm harika gelismelere ragmen köklü bir keyifsizlik duygusu söz konusudur. Artan sayida bilimci yaygin geleneklere karsi isyan etmeye ve karsilarindaki sorunlara yeni çözümler aramaya baslamistir. Bunun bilimde er ya da geç, yaklasik yüz yil önce Einstein ve Planck tarafindan gerçeklestirilene benzer bir yeni devrimle sonuçlanacagi kesindir. Bizzat Einstein’in bilim kuruluslarinin üyesi olmaktan uzak durusu anlamlidir.
Sunlari söylüyor Gleick:
Yirminci yüzyilin büyük kisminin ana egilimi, gittikçe artan enerji düzeylerinde, gittikçe küçülen ölçeklerde ve gittikçe kisalan zaman dilimlerinde maddenin yapi tasi olan bloklari arastiran parçacik fizigi olmustur. Parçacik fiziginden, doganin temel kuvvetleri ve evrenin kökenine dair teoriler çikti. Oysa bazi genç fizikçiler, bu en prestijli bilim dalinin yöneliminden gittikçe artan bir memnuniyetsizlik duydular. Ilerleme agir aksak bir hal almaya, yeni parçaciklarin adlandirilmasi saçma sapan olmaya, teorinin yapisi da arapsaçina dönmeye baslamisti. Kaosun ortaya çikisinda, genç bilimciler fizigin tümü açisindan bir rota degisikliginin baslangicini gördüklerine inandilar. Onlara göre meydan uzun zamandir yüksek enerjili parçaciklar ve kuantum mekaniginin pariltili soyutlamalariyla doluydu.
Kaos ve Diyalektik
Kesin bir kaos teorisi görüsünü sekillendirmek için henüz çok erken. Ne var ki, bu bilimcilerin diyalektik doga görüsü dogrultusunda el yordamiyla ilerlemekte olduklari çok açiktir. Meselâ niceligin nitelige dönüsümü (ve tersi) diyalektik yasasi kaos teorisinde belirgin bir rol oynar:
Von Neumann, karmasik bir dinamik sistemin kararsizlik noktalari –yani küçük bir dokunusun büyük sonuçlarinin olabilecegi kritik noktalar, bir tepenin üstünde dengede duran bir topun durumunda oldugu gibi– olabilecegini kavramisti.
Ve yine:
Gerçek hayatta oldugu gibi bilimde de, birtakim zincirleme olaylarda, küçük degisiklikleri büyütebilecek kriz noktalarinin bulundugu gayet iyi bilinir. Kaos ise bu noktalarin her yerde oldugu anlamina geliyordu. Noktalar her tarafa yayilmislardi.
Bu ve birçok baska pasaj, diyalektik ile kaos teorisinin belli yönleri arasinda çarpici bir benzerligi açiga çikariyor. Oysa en inanilmaz sey sudur ki, “kaosun” öncülerinin büyük bir çogunlugunun yalnizca Marx ve Engels’in yazilarindan degil Hegel’inkilerden de en ufak haberleri yokmus gibi görünür! Bir anlamda bu durum, diyalektik materyalizmin dogrulugunun çok daha çarpici bir kanitini teskil eder. Ama diger açidan, yeterli bir felsefi çerçeve ve metodolojinin bunca zamandir ve gereksiz yere bilimden esirgendigi düsüncesi de düs kiricidir.
300 yildir fizik lineer sistemlere dayandirilmisti. Lineer kavrami, eger böyle bir denklemi bir grafik üzerinde gösterirseniz düz bir dogrunun ortaya çikacagi anlamina gelir. Gerçekte, doganin büyük bir bölümü tam da bu sekilde isliyormus görünür. Klasik mekanigin dogayi yeterince tarif edebilmesinin nedeni budur. Ne var ki, doganin büyük bir bölümü lineer degildir ve lineer sistemler araciligiyla anlasilamaz. Beyin süphesiz lineer bir tarzda islemez, kaotik yükselis ve çöküs döngüleriyle ekonomi de öyle. Nonlineer bir denklem düz bir dogruyla ifade edilmez, gerçekligin düzensiz, çeliskili ve çogu durumda kaotik dogasini dikkate alir.
Tüm bunlar kozmologlar hakkinda kendimi çok kötü hissetmeme yol açiyor, bu adamlar bizlere, evrenin kökenlerini bulduklarini, bu isi oldukça iyi becerdiklerini, tek istisnanin ilk milisaniye ya da Büyük Patlama ani oldugunu anlatip duruyorlar. Zaten kati bir monetarizm dozunun hepimize iyi gelecegine yemin billâh eden politikacilar da, birkaç milyon issizin yalnizca küçük bir hiçkirik olarak degerlendirilmesi gerektiginden emin degiller mi? Matematiksel ekolojist Robert May de 1976’da benzer hisleri seslendirmisti. “Eger daha fazla insan, yalnizca arastirma alaninda degil, politika ve ekonominin günlük dünyasinda da basit sistemlerin mutlaka basit dinamik özelliklere sahip olmadigini kavramis olsaydi, hepimiz daha iyi bir durumda olurduk.”
Modern bilimin sorunlari, bilinçli bir diyalektik yöntemi (bilinçsiz, gelisigüzel, ampirik bir yöntemin zitti olan) benimsemekle çok daha kolay çözülebilirlerdi. Kaos teorisinin genel felsefi anlaminin kaos bilimcileri tarafindan tartisilmakta oldugu açiktir. Gleick, kaosun, “sahip oldugu her dinamik olanagi rastlantisal olarak kesfetmek üzere serbest kalmis sistemler” anlamina geldigini söylediginden Ford’a “kendini ilân eden bir kaos misyoneri” olarak atifta bulunur. Digerleri ise görünüste rastlantisal sistemlere atifta bulunuyorlar. Belki de en iyi tanim Yale’deki teorik fizikçi Jensen’den geliyor. Jensen, “kaosu”, “deterministik, nonlineer dinamik sistemlerin düzensiz, öngörülemez davranisi” olarak tanimliyor.
Yeni bilim, Ford’un yapiyor göründügü gibi rastlantililigi bir doga ilkesi haline getirmektense, tam tersini yaparak, inkâr edilemez bir sekilde gösteriyor ki, rastlantisal oldugu düsünülen süreçler (günlük amaçlarimiz bakimindan halen öyle düsünülebilirler) yine de altta yatan bir determinizm tarafindan –18. yüzyilin kaba determinizmi tarafindan degil, diyalektik determinizm tarafindan– güdülenmektedir.
Yeni bilime iliskin ileri sürülen iddialardan bazilari çok görkemlidir ve belki de yöntem ve tekniklerin gelismesi ve rafine hale getirilmesiyle birlikte bu iddialarin dogru oldugu kanitlanabilir. Bu bilimin savunucularindan bazilari isi 20. yüzyilin üç seyle anilacagini söylemeye kadar götürüyorlar: Görelilik, kuantum mekanigi ve kaos. Albert Einstein, kuantum teorisinin kurucularindan biri olmasina karsin, deterministik olmayan bir evren fikrine asla riza göstermemisti. Fizikçi Neils Bohr’a gönderdigi bir mektubunda, “Tanri zar atmaz” diye diretmisti. Kaos teorisi, yalnizca Einstein’in bu noktada hakli oldugunu göstermekle kalmamis, daha teori emekleme dönemindeyken bile, yüz yildan fazla bir süre önce Marx ve Engels tarafindan öne sürülen temel dünya görüsünün harikulade bir kaniti oldugunu göstermistir.
Gittikçe çikmaza giren “lineer” metodolojiden kopmaya ve sürekli degisen tabiatin türbülansli gerçekligiyle çok daha uyumlu yeni bir “nonlineer” matematik gelistirmeye çaba gösteren kaos teorisinin bunca taraftarinin, mantik alaninda iki bin yil boyunca gerçeklesen yegâne gerçek devrimden bütünüyle habersiz olusu hakikaten sasirticidir: Hegel tarafindan ayrintilariyla gelistirilen ve ardindan Marx ve Engels tarafindan bilimsel ve materyalist bir temelde kusursuzlastirilan diyalektik mantik. Eger bilimciler, tabiatin dinamik gerçekligiyle her adimda çatisan degil de bu gerçekligi sahiden yansitan bir metodolojiyle donanmis olsalardi, kim bilir bilim alaninda patlak veren kaç hatadan, çikmaz sokaktan ve bunalimdan kaçinilabilirdi!

Son Yorumlar