<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim</title>
	<atom:link href="http://www.forumbso.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.forumbso.com</link>
	<description>Bilime değer verenlerin buluşma noktası...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 20:02:43 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Arılar ve Arıların Özellikleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/biyoloji/arilar-ve-arilarin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/biyoloji/arilar-ve-arilarin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 20:02:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arılar]]></category>
		<category><![CDATA[arılar balı nasıl yapar]]></category>
		<category><![CDATA[arılar bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[arılar hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[arılar ve bal üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[arıların özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bal arılarının özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bal nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[bal üretimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=395</guid>
		<description><![CDATA[


Arıları hepimiz yaptıkları bal ile yakından tanıyoruz ama bu balı yapmak kolay mı acaba bu yazımızda sizlere arılar ile ilgili ilginç bilgilerden bahsedeceğiz.
- Bal arılarının, 450 gr bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konmaları gerekiyor.
- Bir kovan arı yarım kiloluk bal için 88 km kadar uçar.
- Bir işçi arı hayatı boyunca 1/12 çay kaşığı bal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0738443778406335";
/* 336x280, oluşturulma 21.12.2009 */
google_ad_slot = "8748745881";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Arıları hepimiz yaptıkları bal ile yakından tanıyoruz ama bu balı yapmak kolay mı acaba bu yazımızda sizlere arılar ile ilgili ilginç bilgilerden bahsedeceğiz.</p>
<p>- Bal arılarının, 450 gr bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konmaları gerekiyor.<br />
- Bir kovan arı yarım kiloluk bal için 88 km kadar uçar.<br />
- Bir işçi arı hayatı boyunca 1/12 çay kaşığı bal yapabiliyor.<br />
- Bir bal arısı yaklaşık olarak saatte 24 km hızla uçabilir.<br />
- Bir arının dünyanın etrafında dolaşabilmesi için 2 yemek kaşığı bala ihtiyacı vardır.<br />
- Her bir bal peteğinin 6 yüzü vardır.<br />
- Bir bal arısının 4 kanatı vardır.<br />
- Bir bal arısı bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.<br />
- Arılar birbirleriyle dans ederek iletişim kuruyorlar. Bir bal arası dans ederek diğer bir bal arısına nektarın ve polenin nerde olduğunu işaret ediyor. Dans yönü ve uzaklığı anlatmaya yardımcı oluyor.<br />
- Arının yarım kilo bal yapabilmesi için 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konması gerekir.<br />
- 1 kilo bal yapabilmek için 40 bin adet arının 6 milyon adet çiçeği dolaşması gerekir.<br />
- Arılar mavi rengi ayırt edebilirken, kırmızı rengi, koyu gri ve siyah olarak algılarlar.<br />
- Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100 bin km kanat çırpıyorlar.<br />
- Araştırmalara göre bir koloninin 1 kilo bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için 8 kilo bal tüketmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmesi için kat ettiği yol yaklaşık olarak 6 kez dünya çevresinin dönülmesine eşittir.<br />
- Bal arıları dakikada 11400 kez kanat çırpar bu da vızıltı sesinin nedenidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/biyoloji/arilar-ve-arilarin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Kan Dolaşımı ve Küçük Kan Dolaşımı</title>
		<link>http://www.forumbso.com/biyoloji/buyuk-kan-dolasimi-ve-kucuk-kan-dolasimi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/biyoloji/buyuk-kan-dolasimi-ve-kucuk-kan-dolasimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 16:47:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Kan Dolaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Kan Dolaşımı Hakkında Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Kan Dolaşımı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Dolaşım Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Dolaşım Sistemi Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Dolaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Dolaşımı Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Dolaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kan Dolaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kan Dolaşımı Hakkında Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kan Dolaşımı Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=393</guid>
		<description><![CDATA[Vücudumuzun sistemlerinden biriside dolaşım sistemidir. Dolaşım sistemi kendi arasında 2 büyük bölüme ayrılır; büyük kan dolaşımı ve akciğer dolaşımı olarakta bilinen küçük kan dolaşımı&#8230;
İnsan organizmasındaki kan dolaşımı, “Büyük kan dolaşımı” ve “Küçük kan dolaşımı” olarak iki sistemde düşünülebilinir. Büyük kan dolaşımı sol ventrikülden başlar. Sol ventrikül kasılıp içindeki temiz kanı aortaya pompalar. Aorta ve ondan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzun sistemlerinden biriside dolaşım sistemidir. Dolaşım sistemi kendi arasında 2 büyük bölüme ayrılır; büyük kan dolaşımı ve akciğer dolaşımı olarakta bilinen küçük kan dolaşımı&#8230;</p>
<p>İnsan organizmasındaki kan dolaşımı, “Büyük kan dolaşımı” ve “Küçük kan dolaşımı” olarak iki sistemde düşünülebilinir. Büyük kan dolaşımı sol ventrikülden başlar. Sol ventrikül kasılıp içindeki temiz kanı aortaya pompalar. Aorta ve ondan kaynaklanan pek çok yan ve uç dal, bu kanın dokular düzeyindeki kılcal damarlara ulaşmasını sağlar. Kılcal damarlar düzeyinde doku ile temiz kan arasında madde alışverişi gerçekleştikten sonra, kan kılcalları terk edip toplardamarlara girer. Toplardamarlardaki kan halk arasında “Pis kan” olarak bilinmektedir. Pis sözcüğünün bilimsel bir yanı olmadığı gerçektir. Bu nedenle toplardamar kanı için, pis deyimi yerine karbondioksit ve hücre metabolizması artıkları yönünden zenginleşmiş kan dersek, konuyu daha bilimsel bir açıdan ele almış oluruz. Vücuttaki bütün toplardamarlar, sonunda “Vena kava süperior” ya da “Vena kava inferior”a boşalırlar. Vücudun bütün toplardamar kanını toplayan bu iki büyük toplardamar sonunda kalbin sağ atrium denilen odacığına açılır. Böylece büyük kan dolaşımı tamamlanmış olur. Görüldüğü gibi sol ventrikülden başlayıp, vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda biten büyük kan dolaşımı, dokulara oksijenden zengin taze kan sağlamakla kalmıyor aynı zamanda dokulardaki metabolizma artıklarını ve karbondioksiti bu bölgelerden uzaklaştırıyor.</p>
<p>Küçük kan dolaşımı ise kalbin sağ ventrikül denilen odacığı ile sol atrium denilen odacığı arasında gerçekleşmektedir. Büyük dolaşımdan, vena kavalar yolu ile sağ atriuma taşınmış olan kan, sağ atriumun kasılmasıyla sağ ventriküle pompalanır. Böylece pis kan sağ ventriküle girerek, küçük dolaşım sistemine katılmış olur. Sağ ventrikül kasılarak içindeki pis kanı pulmoner delikten geçirerek, trunkus pulmonalise pompalar. Bilindiği gibi trunkus pulmonalis, biraz yukarıda sağ ve sol akciğerlere giden iki dala ayrılır. Sağa giden dala “Sağ pulmoner arter”, sol akciğere giden dala ise “Sol pulmoner arter” denilmektedir. Böylece sağ ventriküldeki pis kan, özellikle karbondioksit yönünden temizlenip oksijen yönünden zenginleşmesi için akciğerlere ulaşmış olur. Akciğerlere gelen kan, buradaki hava keseciklerinin duvarlarındaki (alveol sep-tumları) kılcal damarlara yayılır. Bu düzeyde akciğer have keseciklerindeki temiz hava ile kılcallardaki kan arasında büyük bir hızla gaz alışverişi gerçekleşir. Kan karbondioksidini akciğer havasına verirken, ondan oksijeni-alır. Böylece vücudun karbondioksitten zengin toplardamar kanı, akciğerlerde karbondioksitini azaltıp oksijenden zenginleşerek, atardamar kanma, yani temiz kana dönüşmüş olur. Akciğerlerde atardamar kanı haline gelmiş olan kan, daha sonra pulmoner venalar denilen dört toplardamar aracılığıyla kalbin sol atrium denilen odacığına taşınır. Böylece küçük dolaşım da son bulmuş olur. Sol atrium daha sonra kasılıp kendisine getirilmiş olan temiz kanı sol ventriküle pompalayarak, bu kanın büyük dolaşıma katılmasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/biyoloji/buyuk-kan-dolasimi-ve-kucuk-kan-dolasimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser Hücrelerinin Özellikleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/biyoloji/kanser-hucrelerinin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/biyoloji/kanser-hucrelerinin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 13:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücre özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücrelerinde bölünme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücrelerinde büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücrelerinin]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücrelerinin çoğalması]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücresi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücresi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser hücresinde çoğalma]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[tümör hücrelerinde bölünme]]></category>
		<category><![CDATA[tümör hücrelerinde büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[tümör hücresi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[tümör hücresinin özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=391</guid>
		<description><![CDATA[Kanser hücreleri, komşuları olan normal hücrelere göre daha hızlı çoğalırlar. Normal hücrelerin büyüme evreleri vardır ve hücreler, yetişkinliğe ulaşınca büyümeleri durur. Kanser hücreleri ise besin kaynağı buldukları sürece, hiçbir zaman bölünmeyi durdurmazlar.
Kanserli hücrelerin etraflarındaki hücrelerle her zamanki ilişkilerinde bir değişiklik olur. Eskisinden daha bağımsız, asi ve diğer hücrelerle uyumlu olmaktan çıkıp kendi başlarına hareket etmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser hücreleri, komşuları olan normal hücrelere göre daha hızlı çoğalırlar. Normal hücrelerin büyüme evreleri vardır ve hücreler, yetişkinliğe ulaşınca büyümeleri durur. Kanser hücreleri ise besin kaynağı buldukları sürece, hiçbir zaman bölünmeyi durdurmazlar.</p>
<p>Kanserli hücrelerin etraflarındaki hücrelerle her zamanki ilişkilerinde bir değişiklik olur. Eskisinden daha bağımsız, asi ve diğer hücrelerle uyumlu olmaktan çıkıp kendi başlarına hareket etmeye yani &#8220;bencil&#8221;, hatta &#8220;kötü komşu&#8221; davranışı sergilemeye başlarlar. Örneğin hücre yapışkanlığını yitirirler. Bu yapışkanlık, gelişmenin en önemli faktörlerinden biridir; bölünen hücreler yüzeylerindeki özel proteinler sayesinde komşularıyla birbirlerine yapışma eğilimi gösterirler. Normal hücrelerin bu temel niteliğinin kaybolması, habis büyümeye diğer bir deyişle kansere yol açan önemli bir unsurdur. </p>
<p>Yukarıdaki iki özelliğin birleşmesi; yani hücre bölünmesinin artan hızı ile birlikte, hücre yapışkanlığının kaybolması öldürücüdür. Bu durum, yeni ve uyumsuz, garip bir dokunun, doğduğu noktadan hızla yayılarak büyümesi demektir</p>
<p>Normal hücrelerde bölünme programını durduran sınırlamalar ve yasaklar vardır. Hücre bölünmesinin yasaklanması, hücreler belli bir boşluğu doldurduklarında veya önceden belirlenmiş bir toplam kütleye eriştiklerinde ortaya çıkar. </p>
<p>Kanserli hücreler besin buldukça, sınır tanımaz çoğalmalarını sürdürürler. Besinlerinin kaynağını da içinde yaşadıkları beden oluşturur. Vücutta 100 trilyon hücreyi besleyen dolaşım sistemi, yani kan, kanserli hücrelere de ihtiyaçları olan besini götürür. </p>
<p>Kanserli hücrelerin hızla çoğalmasıyla, mevcut damarlar, bu durmaksızın besin isteyen hücreleri beslemek konusunda yetersiz kalırlar. Ama kanser hücreleri bu engeli de aşarlar. Yakınlarındaki damar hücrelerini yeni kan damarları üretmeye zorlarlar. Kan damarları böylece kanser kütlesinin içine kadar uzar ve kanser hücreleri yeniden bölünmeye başlar. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/biyoloji/kanser-hucrelerinin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kosova Katliamı Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/tarih/kosova-katliami-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/tarih/kosova-katliami-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 19:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Adem Yaşari]]></category>
		<category><![CDATA[kosova]]></category>
		<category><![CDATA[kosova katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[kosova savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Racak katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Sırp-Arnavut Savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Partizanların ülkedeki hakimiyetleri artmaktaydı. Bu dönemde, savaş sırasında verilen sözler yapılan anlaşmalar unutuldu. Bunda Arnavutların Partizanlara karşı Almanların saflarında yer alarak kurdukları İskender Bey Birlikleri’nin de etkisi bulunmaktaydı. Bu dönemde Yugoslav ordusu, 47.300 Arnavutu katletmiştir. Savaş sonrasında da baskılar tükenmemiş ve 1998–99 Savaşı’nın başladığı bölge olan Drenitsa’da Arnavutlar güçlü bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Partizanların ülkedeki hakimiyetleri artmaktaydı. Bu dönemde, savaş sırasında verilen sözler yapılan anlaşmalar unutuldu. Bunda Arnavutların Partizanlara karşı Almanların saflarında yer alarak kurdukları İskender Bey Birlikleri’nin de etkisi bulunmaktaydı. Bu dönemde Yugoslav ordusu, 47.300 Arnavutu katletmiştir. Savaş sonrasında da baskılar tükenmemiş ve 1998–99 Savaşı’nın başladığı bölge olan Drenitsa’da Arnavutlar güçlü bir direnişte bulunmuşlar ve Sırplar bu direnişi 40 bin kişilik bir ordu ile bastırmışlardır.</p>
<p>1998–99 Sırp-Arnavut Savaşı Kosova’daki insan hakları ihlallerinin zirve dönemidir. Kosova’nın Drenitsa bölgesinde Kosovalı liderlerden Adem Yaşari ve ailesine yapılan saldırı sonucunda başlayan savaş, Sırp katliamlarıyla sürmüştür. 1998 yılının en ciddi insan hakları ihlallerinin meydana geldiği Kosova’da hükümet güçleri ile KKO arasında meydana gelen çatışmaların sonunda yaklaşık 2000 Arnavut sivil öldürüldü. </p>
<p>Ekim ayında ateşkes ilan edildi ve AGİT’in uluslararası gözlemcileri Kosova’ya yerleştirildi. Gözlemcilerin bölgedeki tansiyonu azaltmak için gösterdikleri çabaya rağmen 1999’un başlarında artarak devam eden şiddet olayları rapor edildi. Bunlardan en hunharcası şüphesiz 15 Ocak’ta gerçekleştirilen Racak katliamıdır. Sırp askerleri Racak’a girerek burada yaşlı insanlardan oluşan 45 kişiyi bir araya topladılar. Ardından köye yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta bulunan bir tepeye götürerek burada bu insanların tamamını katlettiler. Cesetlere ulaşıldığında insanlara işkence edildiği ve bazı organlarının kesildiği görüldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/tarih/kosova-katliami-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pangea (Süper Kıta) Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/pangea-super-kita-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/pangea-super-kita-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 18:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Jura]]></category>
		<category><![CDATA[kıtaların birleşik hali]]></category>
		<category><![CDATA[Kretase]]></category>
		<category><![CDATA[Kretase nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Pangea]]></category>
		<category><![CDATA[Pangea nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Permiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Kıta]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Kıta Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Kıta Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Trias]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere pangea veya süper kıta olarak adlandırılan yaşam başladığında bütün kıtaların bir ada gibi birbirine birleşik halinden bahsedeceğiz.
Pangea, Dünya&#8217;da yaşam başladığında bütün kıtaların bir ada gibi birbirine birleşik haline verilen addır. Pangea sonradan ikiye bölünmüş, bu bölünmeden sonra güney de kalan kısmına Gondvana, kuzeyde kalan kısmına Lavrasya adı verilmiştir. Gondvana sonradan Antarktika, Güney [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere pangea veya süper kıta olarak adlandırılan yaşam başladığında bütün kıtaların bir ada gibi birbirine birleşik halinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Pangea, Dünya&#8217;da yaşam başladığında bütün kıtaların bir ada gibi birbirine birleşik haline verilen addır. Pangea sonradan ikiye bölünmüş, bu bölünmeden sonra güney de kalan kısmına Gondvana, kuzeyde kalan kısmına Lavrasya adı verilmiştir. Gondvana sonradan Antarktika, Güney Amerika, Avustralya&#8230; ve Afrika Kıtaları olarak ayrılmıştır. Lavrasya ise Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya Kıtaları olarak ayrılmıştır. Pangea şu anki haline gelene kadar belli evreler geçirmiştir.</p>
<p>Evreler<br />
* Permiyen 225 milyon yıl önce,<br />
* Trias 200 milyon yıl önce,<br />
* Jura 135 milyon yıl önce,<br />
* Kretase 65 milyon yıl önce,<br />
* Kıta Bugünkü hali.</p>
<p>Zamanla Pangea&#8217;dan kopan parçaların bazıları birbirinden uzaklaşmıştır. Bunlar; Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrasya (Asya ve Avrupa), Afrika, Antarktika (O zamanlar &#8220;Okyanusya Kıtası&#8221; bu kıtanın bir parçasıydı). Kopan parçalardan bazıları da birbiriyle birleşmiştir; Hindistan &#8211; Avrasya, Kuzey Amerika-Güney Amerika, Avrasya-Afrika.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/pangea-super-kita-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halley Kuyrukluyıldızı Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/astronomi/halley-kuyrukluyildizi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/astronomi/halley-kuyrukluyildizi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 11:27:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[1P/Halley]]></category>
		<category><![CDATA[çıplak gözle görülen kuyrukluyıldızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Comet Halley]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[halley yıldızı]]></category>
		<category><![CDATA[kısa periyotlu kuyrukluyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[kuyrukluyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[kuyrukluyıldızlar]]></category>
		<category><![CDATA[kuyrukluyıldızlar hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar hakkında bilgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=384</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere insanın ömründe bir veya iki kere görebileceği bir kuyrukluyıldız olan Halley kuyrukluyıldızından bahsedeceğiz.
Halley kuyrukluyıldızı, (resmi adıyla 1P/Halley veya bu kuyruklu yıldızlar üzerine çalışmalar yapan Edmond Halley&#8217;e ithafen Comet Halley), her 75–76 yılda bir görünür. Tüm periyodik kuyrukluyıldızlar arasında en meşhurudur. Her yüzyılda bir, çok uzun periyodlu kuyrukluyıldız görülmesine rağmen, Halley çıplak gözle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere insanın ömründe bir veya iki kere görebileceği bir kuyrukluyıldız olan Halley kuyrukluyıldızından bahsedeceğiz.</p>
<p>Halley kuyrukluyıldızı, (resmi adıyla 1P/Halley veya bu kuyruklu yıldızlar üzerine çalışmalar yapan Edmond Halley&#8217;e ithafen Comet Halley), her 75–76 yılda bir görünür. Tüm periyodik kuyrukluyıldızlar arasında en meşhurudur. Her yüzyılda bir, çok uzun periyodlu kuyrukluyıldız görülmesine rağmen, Halley çıplak gözle görülebilen tek kısa periyodlu kuyrukluyıldızdır. Ayrıca insan ömründe geri dönecek çıplak gözle görülür tek kuyrukluyıldızdır. Halley kuyrukluyıldızı iç Güneş Sistemi&#8217;ne en son 1986 yılında girmiştir. Hesaplara göre 2061 yılında tekrar görülecektir.</p>
<p>1066 yılında görüldüğü konusunda Bayeux Halısı&#8217;na kayıt düşülmüştür ve 1682&#8242;de yeniden ortaya çıkmıştır. Gökbilimci Edmond Halley yörüngesini hesaplamıştır. Ayrıca, bu yörüngenin 1531 ve 1607&#8242;de görülen kuyrukluyıldızların çakıştığını saptayıp, dolayısıyla bu üç kuyrukluyıldızın gerçekte aynı kuyrukluyıldız olduğunu ve 1758&#8242;de döneceğini öne sürdü; bu varsayım doğru çıktı. Kuyrukluyıldız 1835 ve 1910&#8242;da yeniden ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/astronomi/halley-kuyrukluyildizi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dil Kemiği (Os Hyoideum) Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/biyoloji/dil-kemigi-os-hyoideum-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/biyoloji/dil-kemigi-os-hyoideum-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 13:45:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Kemiği]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Kemiği Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Kemiği Hakkında Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilde kemik varmıdır]]></category>
		<category><![CDATA[dilin kemiği olurmu]]></category>
		<category><![CDATA[dilin kemiği varmıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Os Hyoideum]]></category>
		<category><![CDATA[Os Hyoideum Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[Bir atasözü vardır &#8220;dilin kemiği yoktur&#8221; diye&#8230; Aslında dilin kemiği vardır. İşte dil kemiği hakkında bilgi&#8230;
Dil kemiği (os hyoideum), alt çenenin alt arkasında bununan ve dilin dış (ekstrinsik) kaslarının tutunduğu oldukça küçük bir kemiktir.
Anatomisi
U harfi şelkinde olan kemik, diğer bir başka kemikle eklem yapmaz. Üzerine yapışan kaslar dört tanedir. Bu kaslar, dilkemiğinden çıkarak dile girerler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir atasözü vardır &#8220;dilin kemiği yoktur&#8221; diye&#8230; Aslında dilin kemiği vardır. İşte dil kemiği hakkında bilgi&#8230;</p>
<p>Dil kemiği (os hyoideum), alt çenenin alt arkasında bununan ve dilin dış (ekstrinsik) kaslarının tutunduğu oldukça küçük bir kemiktir.</p>
<p>Anatomisi<br />
U harfi şelkinde olan kemik, diğer bir başka kemikle eklem yapmaz. Üzerine yapışan kaslar dört tanedir. Bu kaslar, dilkemiğinden çıkarak dile girerler ve dilin hareketlerinden sorumludurlar.</p>
<p>Kemiğin U şeklindeki kollarını oluşturan büyük boynuzlarına &#8220;cornu majus&#8221;, U harfinin üzerinde olan küçük boynuzlarına &#8220;cornu minus&#8221; adı verilir. Boynuzlar arasında kalan kısım kemiğin cismi yani corpus&#8217;u olarak adlandırılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/biyoloji/dil-kemigi-os-hyoideum-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadece Tek Tarafını Gösteren Camlar</title>
		<link>http://www.forumbso.com/fizik/sadece-tek-tarafini-gosteren-camlar.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/fizik/sadece-tek-tarafini-gosteren-camlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 13:57:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[bir tarafını göstermeyen camlar]]></category>
		<category><![CDATA[cam]]></category>
		<category><![CDATA[cam çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[cam nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı cam]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı cam nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı camlar]]></category>
		<category><![CDATA[tek taraflı camlar nasıl yapılır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=380</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere günümüzde yaygınlaşan ve birçok alanda kullanılmaya başlanan tek tarafını gösteren camların çalışma taktiğinden ve nasıl yapıldığından bahsedeceğiz.
Bu camların çalışma prensibi, bildiğimiz tül perdelerin çalışma prensibiyle aynı. Yani bu camların iki yüzü arasında bir fark yok. Bu noktanın daha iyi anlaşılması için &#8220;üzerine düşen ışığı, düştüğü yüze göre farklı oranlarda geçiren bir cam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere günümüzde yaygınlaşan ve birçok alanda kullanılmaya başlanan tek tarafını gösteren camların çalışma taktiğinden ve nasıl yapıldığından bahsedeceğiz.</p>
<p>Bu camların çalışma prensibi, bildiğimiz tül perdelerin çalışma prensibiyle aynı. Yani bu camların iki yüzü arasında bir fark yok. Bu noktanın daha iyi anlaşılması için &#8220;üzerine düşen ışığı, düştüğü yüze göre farklı oranlarda geçiren bir cam yapmak mümkün mü?&#8221; sorusunu detaylı olarak yanıtlayalım. Fiziğin temel yasalarından birisi olan termodinamiğin ikinci yasası bu soruya &#8220;kesinlikle hayır!&#8221; yanıtını veriyor.</p>
<p>Bu yasanın değişik ifade edilme tarzlarından bir tanesi şöyle der: &#8220;Evrende başka hiçbir şeyi değiştirmeden, soğuk bir cisimden sıcak bir cisme ısı akışı sağlamak mümkün değildir.&#8221; Buradaki &#8220;Evrende başka hiçbir şeyi değiştirmeden&#8221; ifadesi önemli. Aksi takdirde, yasanın çay demlemek için su ısıtmanın bile imkansız olduğunu söylediği anlamı çıkardı.</p>
<p>Işığı tek yönde geçiren, ya da farklı yönlerde değişik oranlarda geçiren camlardan yapmak mümkün olsaydı, bu camları ikinci yasayı ihlal etmek için kullanabilirdik. Bunu göstermek için bir düşünce deneyi tasarlamamız yeterli. Eğer elimizde ışığı tek yönde geçiren, diğer yönde kesinlikle geçirmeyen bir cam varsa, duvarları<br />
ışığı mükemmel yansıtan aynalarla kaplanmış bir odayı bu camla ikiye bölüp, ışığın geçtiği taraftaki odaya sıcak bir çay, diğer odaya da buzlu su koyabiliriz.</p>
<p>Buradaki kilit nokta, her cismin sürekli ışık (daha doğru bir terimle elektro-manyetik dalga) yayınladığı gerçeği. Cismi oluşturan atomlar ve bu atomlardaki elektronlar sürekli hareket halindedir. Bu parçacıklar çoğunlukla en düşük enerji seviyelerinde bulunurlar, ama önemli bir kısmı uyarılmış seviyelerdedir. Bu uyarılmış elektronlar<br />
daha düşük enerji seviyelerine döndükçe, aradaki enerji farkını ışık olarak yayınlarlar. Bir başka deyişle cisimler ışıyarak soğurlar. Cisim ne kadar sıcaksa, bu yayınlanan ışık o kadar çok enerji taşır. Köz halindeki bir odunun bu nedenle parlak olduğunu ve sizi ısıtmaya devam ettiğini burada ekleyelim.</p>
<p>Düşünce deneyimizdeki buzlu su da, bize göre soğuk olmasına karşın bir miktar ışık yayar. Soğuk olduğundan dolayı, bu ışığın enerji yoğunluğu çayınkine göre daha azdır; ama bu o kadar önemli değil. Buzlu sudan yayılan ışığın bir kısmı özel camımızdan geçerek, çay tarafından soğurulur. Böylece ışıma yoluyla çaya ısı aktarılmış olur. Çaydan yayınlanan ışınlarsa, camı geçemez ve aynı bölmede kalır (ve çay tarafından tekrar soğurulur). Böylece, buzlu su enerji kaybederek gittikçe soğur, çaysa gittikçe ısınır. Hatta biraz sabırlı davranıp beklersek<br />
(bir iki yıl gibi), buzlu suyun tamamen donup soğumaya devam ettiği, çayınsa buharlaşıp gittikçe daha çok ısındığını da gözlememiz mümkün.</p>
<p>Böylece, ikinci yasanın mümkün olmadığını söylediği şeyi, yani evrende başka bir şeyi değiştirmeden, hatta kendiliğinden, ısının soğuk bir cisimden sıcak bir cisme akmasını sağlamış oluruz. Termodinamiğin ikinci yasası oldukça sağlam temeller üzerine oturduğundan, bu noktada sadece tek yöne ışık geçiren camların yapılmasının mümkün olmadığını kabul etmekten başka yapacak şeyimiz yok!</p>
<p>Aynı argümanı her iki yönde ama farklı oranlarda geçirgen olan camlar içinde yürütmek mümkün. Örneğin bu özel cam sağdan sola doğru gitmek isteyen ışığın sadece %50&#8217;sini geçirsin, soldan sağa yönelen ışığınsa %50.001&#8242;ini geçirsin. Aradaki farkın ne kadar küçük olduğu önemli değil. Eğer geçirgenlik oranları arasında bir fark<br />
varsa, bu farkı kullanarak ikinci yasayı alt etmek mümkün.</p>
<p>Argümanı daha rahat görmek için iki odaya da aynı sıcaklıkta iki özdeş cisim koyalım. Aynı sıcaklıkta bulunan cisimler aynı miktarda enerjiyi ışık olarak yayarlar. Fakat soldan sağa aktarılan enerji sağdan sola aktarılandan bir miktar fazla olduğundan sağdaki cisim biraz ısınıp, soldaki biraz soğur. Bir süre sonra, ısınan cisim daha fazla, soğuyansa daha az enerji yayacağından, cam üzerinden değişik yönlere giden ışığın taşıdığı enerjiler eşitlenir ve net ısı transferi durur. İki odalı sistemimiz bu noktada dengeye gelir. Bu son durumda sağ odadaki<br />
cisim soldakinden biraz daha sıcaktır. Önceki durumda olduğu gibi aşırı soğuma ve ısınma söz konusu değil ama bu bile ikinci yasaya aykırı.</p>
<p>Bu camları kullanarak büyük sıcaklık farkları elde etmek de mümkün. Tek yapmanız gereken şey, odacıkların sayısını mümkün olduğu kadar artırmak. Böylece, iki ardışık odadaki sıcaklık farkı düşük olmasına rağmen, en uçtaki odaların sıcaklıkları büyük oranda farklı olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak, bir camın, ya da herhangi bir cismin farklı yönlere farklı oranlarda geçirgen olması ikinci yasaya aykırı. Eğer camınız soldan sağa %50.001 oranında ışık geçiriyorsa, sağdan sola da %50.001 oranında geçirmesi lazım. Ne biraz az ne de biraz fazla! İkinci yasanın saydamlık hakkında bu derece güçlü şeyler<br />
söyleyebilmesi gerçekten çok ilginç.</p>
<p>Peki madem bu tip camlar fiziğe aykırı, o halde bu camlar nasıl işliyor? Buna basitçe &#8220;göz aldanması&#8221; diyebiliriz. Gözümüzün müthiş yeteneklerinden birisi de değişik ışık seviyelerine kendisini ayarlayabilmesi. Gündüz çok parlakken de, gece karanlığında da görme işlevini yerine getirebiliyor. Parlak bir ışık kaynağının yanında zayıf bir ışık kaynağı varsa, göz kendini parlak olan ışığa göre ayarlar ve zayıf ışığı fark etmemiz olanaksızlaşır. Bu nedenle gündüz vakti yıldızları göremiyoruz. Halbuki yıldızlardan gelen ışık gündüz de gece de aynı parlaklığa sahip.</p>
<p>Yabancı filmlerde gördüğümüz sorgu odalarında camın ayırdığı odalardan birikaranlık diğeri de aydınlık tutuluyor. Camın özelliği, üzerine gelen ışığın çoğunu yansıtması ve çok az bir kısmını geçirmesi. Aydınlık odada bulunan kişi, aynadaki kendi parlak görüntüsünden düğer odadan gelen ışığı seçemiyor. Bu kadar basit. Aynı işi bir tül perde de rahatlıkla yapıyor.</p>
<p>Kaynak: Tübitak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/fizik/sadece-tek-tarafini-gosteren-camlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termometre Çeşitleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/fizik/termometre-cesitleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/fizik/termometre-cesitleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 16:44:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[alkol termometre]]></category>
		<category><![CDATA[civa termometre]]></category>
		<category><![CDATA[gaz termometre]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklığı ölçme]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık nasıl ölçülür]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı termometre]]></category>
		<category><![CDATA[termometre]]></category>
		<category><![CDATA[termometre çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[termometre nedir]]></category>
		<category><![CDATA[termometre türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[Sıcaklık bir nevi ısı yoğunluğudur. Sıcaklığı ölçmeye yarayan aletlere ise termometre denir. Birçok termometre çeşidi vardır. Bu yazımızda sizlere termometre çeşitlerinden bahsedeceğiz.
Sıvı Termometreler; 
Bu tip aletlerde belirli bir sıvı kütlesinin sıcaklığa bağlı olarak genleşmesi gözlenir. Günümüzdeki termometrelerin üst bölümünde ince derecelendirilmiş bir cam tüp bulunan bir hazneden oluşur; tüpün içi kısmen bir sıvıyla (civa, alkol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklık bir nevi ısı yoğunluğudur. Sıcaklığı ölçmeye yarayan aletlere ise termometre denir. Birçok termometre çeşidi vardır. Bu yazımızda sizlere termometre çeşitlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Sıvı Termometreler; </p>
<p>Bu tip aletlerde belirli bir sıvı kütlesinin sıcaklığa bağlı olarak genleşmesi gözlenir. Günümüzdeki termometrelerin üst bölümünde ince derecelendirilmiş bir cam tüp bulunan bir hazneden oluşur; tüpün içi kısmen bir sıvıyla (civa, alkol vb.) doldurulmuştur.<br />
Termometrelerin doldurulmasında çeşitli sıvılar kullanılır. Donma noktaları ve kaynama sıcaklıkları bu sıvıların kullanılabilme sınırlarını belirler –38,80C&#8217;de katılaşan ve 3570C&#8217;de kaynayan civanın, bu bakımdan çok geniş bir kullanım alanı vardır. Bununla birlikle sıcaklığın oldukça düşük olduğu kimi bölgelerde alkol kullanmak yararlıdır. Çok düşük sıcaklıklar için sıvı hava sıcaklığında donmayan toluen yada kimi petrol eterleri kullanılır.</p>
<p>Gazlı Termometreler;</p>
<p>En duyarlı sıcaklık ölçümlerinde termometrik büyüklük olarak hacmi sabit tutulan bir gaz kütlesinin basıncından termometrik büyüklük olarak yararlanılır. Yüzdelikli (Santigrat) ölçeklerin tanımı uyarınca basınç, sıcaklığa P=Po (1+Bt) ifadesiyle bağlıdır. Bu termometrelerde, civalı bir manometreye bağlı bağlı olan içi gaz dolu madeni bir hazne vardır. Özel olarak incelenmiş kaplar yardımıyla B katsayısını tespit etmek için, hazne sıcaklığı ya bilinen sıcaklıklara (0C ve 100C) veya ölçülecek sıcaklıklara getirilir. Bu sıcaklıkların her biri için sabit hacim altında basınç bir manometreyle ölçülür. Ölçme sonucunda elde edilen sıcaklığı, kanuni Celsius ölçeği içinde belirtmek için düzeltmek gerekir. Bu düzeltme gazların eş sıcaklık eğrileri incelenerek yapılır. Bu aletlerde hidrojen, helyun ve azot gibi gazlar kullanılır.</p>
<p>Gazlı termometreler günlük işlerde kullanılan aletler değildir. Özel laboratuvarlarda bazı sabit sıcaklıkları (Ergime ve Kaynama noktaları) bulmada yararlanır ve sıcaklık ölçümünde temel aletlerdir. Bu termometreler okzijenin kaynama noktasından (-182, 97 C), altının ergime noktasına (1063 C) kadar bir sıcaklıklar listesi hazırlanmasını sağladı; bu liste 1927 ağırlıklar ve ölçüler Milletlerarası Konferans da kabul edildi . 1948’deki konferansta gözden geçirildi. </p>
<p>Düzeltmek gerekin Hazne, hem suyu 273,160k eşit olan T3 Üçlü nokta sıcaklığına, hem de ölçülerek T sıcaklığına getirilir. Bu sıcaklıkların her biri için,sabit hacimde tutulan gazın P3 ve P basınçları manometreyle ölçülür. Bilinmeyen sıcaklık birinci yaklaşıkta </p>
<p>T=373,16 x P/P3 bağlantısıyla hesaplanır. Ancak bu sıcaklığı hesaplarken,termometrelerde kullanılan gazın özelliklerinden kaynaklanan hataları da gazın eşsıcaklık eğrilerinden yararlanılarak düzeltmek gerekir. Bu aletlerde kullanılan gazlar hidrojen,helyum ve azottur. Gazlı termometreler daha çok termodinamik sıcaklıkların belirlenmesi konusunda uzmanlaşmış özel laboratuvarlar da kullanılır. Bunlar sıcaklık ölçümünde temel aletlerdir. Bu termometreler hidrojenin üçlü noktasından (-259,340C) bir sıcaklık listesi hazırlamaya olanak verdi ve uluslararası pratik sıcaklık ölçeğinin temelini oluşturdu.</p>
<p>Kimi sıcaklık bölgelerinde bir gazın sıcaklığı gerek sesin gaz içindeki yayılma hızı (Akustik-Termometre) gerek de elektrik sabiti yada kırılma indisi ölçülerek belirlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/fizik/termometre-cesitleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Minyatür Sanatı Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 13:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Sanatçıları]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatürcülük]]></category>
		<category><![CDATA[nakkaş]]></category>
		<category><![CDATA[nakkaş nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle Osmanlı Dönemindeki Türklerin gözde sanatlarından biriside minyatürdü. Günümüzde pek rastlamasak da minyatür geçmişin en büyük sanat dallarından birisiydi. Minyatür kısaca eskiden yazma kitapları süslemek için yapılan renkli resimdir.
Minyatür sözcüğü, Ortaçağ&#8217;da batıda kitapların bölüm başlıklarına konan ilk harflerin kırmızıya boyanmasında kullanılan boyanın (minium) adından gelir. Bizde eskiden minyatüre nakış, minyatür ressamına da nakkaş denirdi.
Minyatür de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle Osmanlı Dönemindeki Türklerin gözde sanatlarından biriside minyatürdü. Günümüzde pek rastlamasak da minyatür geçmişin en büyük sanat dallarından birisiydi. Minyatür kısaca eskiden yazma kitapları süslemek için yapılan renkli resimdir.</p>
<p>Minyatür sözcüğü, Ortaçağ&#8217;da batıda kitapların bölüm başlıklarına konan ilk harflerin kırmızıya boyanmasında kullanılan boyanın (minium) adından gelir. Bizde eskiden minyatüre nakış, minyatür ressamına da nakkaş denirdi.</p>
<p>Minyatür de resimdir, ama minyatür sanatıyla resim sanatı birbirinden çok farklıdır. Minyatürde, resimde olduğu gibi ışık-gölge etkisi aranmaz, renkler dümdüz sürülür; şekiller birbirini kapatmayacak durumda yan yana dizilir, arkada kalanlar kâğıdın üst tarafına çizilir; insanların büyüklüğü ve yeri önemlerine göre belirtilir; önemli kişiler ötekilerden daha büyük boyda ve ön tarafa yapılır; görüntülerde uzaklık anlaşılmaz; şekillerde ayrıntılar incelikle gösterilir.</p>
<p>Minyatür sanatı doğuda doğmuş ve gelişmiştir. Bunun nedeni belki de kâğıdın ve kitabın doğuda icat edilmiş olmasıdır. Ama Îslâm ülkelerinde minyatürün, özellikle Ortaçağ&#8217;da gelişmesinin nedeni, resmin yasaklanmış olmasıdır. Önce matbaanın, sonra da fotoğrafın icadı bu sanatı öldürmüştür.</p>
<p>Minyatür nasıl yapılır?</p>
<p>Nakkaş denen minyatürcü, bir tabaka has kâğıt (sırf pamuktan yapılmış kâğıt) alır, bir mermerin üzerine yayarak parlak bir cisimle (mermer, fildişi) sürte sürte düzleyip parlatır. Önce yapacağı şekillerin sınırlarını kâğıt üzerinde hafifçe belirterek taslaklarını yapar; bunun için birkaç kedi veya samur kılından yapılmış ve ipek telle kuş tüyüne bağlanmış bir fırça kullanır. Bu şekilde yapılan taslaklar üzerinde kolayca düzeltme yapılabilir.</p>
<p>Taslaklar tamamlandıktan sonra çini mürekkebiyle sınır çizgilerine son biçimi verilir. Sonra çizgiler arasında kalan yerler kalınca bir fırçayla uygun renklerle düz boyanır. Daha sonra çini mürekkebiyle kenar çizgileri bir kere daha elden geçirilir.</p>
<p>Tıpkı freskler ve halılar gibi minyatürlerde de kökboyalar kullanılırdı. Eski minyatürlerin bugün bile parlaklıklarını korumaları hayranlık vericidir.</p>
<p>Minyatür sanatı Çin&#8217;den İran&#8217;a, oradan Anadolu yoluyla Avrupa&#8217;ya geçmiştir, Îslâm ülkeleri içinde minyatür sanatı özellikle İran&#8217;da büyük gelişme göstermiştir. En büyük minyatür ressamı olarak bilinen Behzat, İran sarayında başnakkaş olmuş, şahın 1522 tarihli bir fermanıyla bütün İran&#8217;daki kütüphaneler, hattatlar, ressam ve nakkaşlar, hattâ kuyumcular onun emir ve yönetimine verilmiştir. Behzat&#8217;ın yanında birçok başka ünlü minyatürcü yetişmiştir. Bunlardan Ağa Mirek, Kanunî Sultan Süleyman zamanında İstanbul&#8217;a çağrılarak nakkaşbaşı atanmıştır.</p>
<p>Kanunî devrinde gelişmeğe başlayan minyatür sanatı, XVI. yy.ın ikinci yarısında Murat III&#8217;ün oğlunun sünnet düğününü anlatan «Surname»yi 427 minyatürle süsleyen nakkaş Osman ile doruğuna ulaşmış, XVII. yy.da Nakşî, XVIII. yy.da Levnî ile parlaklığını sürdürmüştür. Türk minyatürlerinin en güzel örnekleri bugün Topkapı Sarayı Müzesi&#8217;ndedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
