<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Online Bilgi Merkezi &#187; Arkeoloji</title>
	<atom:link href="http://www.forumbso.com/kategori/arkeoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.forumbso.com</link>
	<description>Bilgi İçin BireBir...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Aug 2011 09:30:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Dünyanın 7 Harikası</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/dunyanin-7-harikasi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/dunyanin-7-harikasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 20:08:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[2010 dünyanın 7 harikası]]></category>
		<category><![CDATA[7 harika]]></category>
		<category><![CDATA[Babil'in Asma Bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın yedi harikası]]></category>
		<category><![CDATA[Efes'teki Artemis Tapınağı]]></category>
		<category><![CDATA[En iyi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[İskenderiye Feneri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Mausoleus'un Mozolesi]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Olimpos'taki Zeus Heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[Rodos Heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[yedi harika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=372</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere Dünyanın 7 harikası olarak bilinen yapıtlardan kısaca bahsedeceğiz. Birçok arkeolog, heykeltraş, mimarın yanında milyonlarca insanın ilgisini çeken bu yapıtlar gerçekten harika&#8230;. İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8744065928767280";
/* 336x280, oluşturulma 25.04.2011 */
google_ad_slot = "9266619162";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Bu yazımızda sizlere Dünyanın 7 harikası olarak bilinen yapıtlardan kısaca bahsedeceğiz. Birçok arkeolog, heykeltraş, mimarın yanında milyonlarca insanın ilgisini çeken bu yapıtlar gerçekten harika&#8230;.<br />
İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır.<br />
Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri &#8220;Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?&#8221; sorularına cevap aramışlardır.<br />
M.Ö. 4. yüzyılda Sidon&#8217;lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı &#8220;Dünyanın Yedi Harikası&#8221; olarak adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:</p>
<p>1- Mısır Piramitleri<br />
2- İskenderiye Feneri<br />
3- Babil&#8217;in Asma Bahçeleri<br />
4- Efes&#8217;teki Artemis Tapınağı<br />
5- Olimpos&#8217;taki Zeus Heykeli<br />
6- Kral Mausoleus&#8217;un Mozolesi<br />
7- Rodos Heykeli</p>
<p>Antipatros&#8217;un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır.<br />
Antik Çağ&#8217;da yapılan bu eserler, hem boyutları hem de olağanüstü dekor ve işlemelerinden dolayı önemli eserlerdir. Dünya&#8217;nın yedi harikasından günümüze sadece Mısır piramitleri kalmıştır. Yangın, deprem, savaş ve zamana aşımı diğerlerinin yok olmasına neden olmuştur. Arkeologlar eserlerin görünüşleri ile ilgili olarak anlatılanları temel almışlardır. </p>
<p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/dunyanin-7-harikasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tonyukuk Anıtı ve Tonyukuk Yazıtı</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/tonyukuk-aniti-ve-tonyukuk-yaziti.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/tonyukuk-aniti-ve-tonyukuk-yaziti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 09:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk anıtı]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk anıtı hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk anıtları]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk kitabesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk kitabesi içeriği]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk yazıtı]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk yazıtları]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk yazıtları hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Tonyukuk yazıtları içeriği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere tonyukuk anıtı ve tonyukuk yazıtları hakkında bilgi vereceğiz. Tonyukuk anıtı ne zaman yapıldı. İçeriğinde neler yazıyor. Ne kadar yazı var, nerede yer alır&#8230;. Tonyukuk Yazıtı, Bilge Kağan Yazıtı ile Kül Tigin Yazıtının doğusunda yer alır. (Tula ırmağı vadisinde Bain Tsokto denen yerde.) Dört yönlü iki taş üzerinde yazılmış bir yazıttır. Birinci taş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere tonyukuk anıtı ve tonyukuk yazıtları hakkında bilgi vereceğiz. Tonyukuk anıtı ne zaman yapıldı. İçeriğinde neler yazıyor. Ne kadar yazı var, nerede yer alır&#8230;.</p>
<p>Tonyukuk Yazıtı, Bilge Kağan Yazıtı ile Kül Tigin Yazıtının doğusunda yer alır. (Tula ırmağı vadisinde Bain Tsokto denen yerde.)</p>
<p>Dört yönlü iki taş üzerinde yazılmış bir yazıttır. Birinci taş üzerinde batı ve doğu yüzlerinde yedişer, güney yüzünde 10, kuzey yüzünde ise 11 satır olmak üzere toplam 35 satır yer almaktadır. İkinci taşın ise batı yüzünde 9, doğu yüzünde 8, güney yüzünde 6 ve bkuzey yüzünde 4 olmak üzere toplam 27 satır vardır. İki taşın toplam satır sayısı 62&#8242;yi bulmaktadır.</p>
<p>Yazıtı, Bilge Kağan dönemine kadar başkomutanlık ve vezirlik yapmış olan Tonyukuk dikmiştir. Metnin yazarı Tonyukuk&#8217;tur. Yazıtın 725 yılında dikildiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Tonyukuk bu yazıtında ilk 47 satırda İlteriş Kağan ile Kapgan Kağan&#8217;ın dönemlerinden bahsetmektedir. Daha sonraki satırlarda ise kendisinden bahsederek Göktürk tarihi hakkında önemli bilgiler vermektedir.</p>
<p>İskandinav runik harflere benzeyen Göktürkçe ile yazılmıştır.</p>
<p>Birinci Taş</p>
<p>Batı Cephesi<br />
Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilinde kılındım. Türk milleti Çine tabi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çinden ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.Teslim olduğun için Tanrı ölmüştür. Türk milleti öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir milletinin yerinde boy kalmadı.Ormanda taşta kalmış olanı toplanıp yedi yüz oldu. İki kısmı atlı idi, bir kısmı yaya idi. Yedi yüz kişiyi sev eden büyükleri şad idi. Katıl dedi. Katılanı ben idim. Bilge Tonyukuk.Kağan mı kılayım, dedim. Düşündüm. Zayıf boğa ve semiz boğa arkada tekme atsa; semiz boğa, zayıf boğa olduğu bilinmezmiş derler diyip, öyle düşündüm. Ondan sonra Tanrı bilgi verdiği için kendim bizzat kağan kıldım.Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ile beraber İlteriş Kağan olunca güneyde Çini, doğuda Kıtayı, Kuzeyde Oğuzu pek çok öldürdü. Bilicisi, yardımcısı bizzat bendim. Çogayın kuzey yamaçları ile Kara Kumda oturuyorduk.</p>
<p>Güney Cephesi<br />
Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin boğazı tok idi. Düşmanımız etrafta ocak gibi idi, biz ateş idik.Öylece oturur iken Oğuzdan casus geldi. Casusun sözü şöyle: Dokuz Oğuz milletinin üzerine kağan oturdu der. Çine doğru Ku&#8217;yu, generali göndermiş, sözü şöyle dermiş: Azıcık Türk milleti yürüyormuş; kağanı cesur imiş; müşaviri bilici imiş; o iki kişi var olursa, seni, Çini öldürecek derim; doğuda Kıtayı öldürecek derim; ben,, Oğuzu da öldürecek derim; Çin, güney taraftan hücum et; ben kuzey taraftan hücum edeyim; Türk Sir milleti, yerinde hiç yürümesin; mümkünse hep yok edelim derim.O sözü işitip gece uyuyacağım gelmedi. Ondan sonra kağanımıza arz ettim. Şöyle arz ettim: Çin, Oğuz, Kıtay bu üçü birleşirse kala kalacağız. Kendi içi dıştan tutulmuş gibiyiz. Yufka olanın delinmesi kolay imiş, ince olanı kırmak kolay. Yufka kalın olsa delinmesi zor imiş. Doğuda Kıtaydan, Güneyde Çinden, batıda batılılardan, Kuzeyde Oğuzdan iki üç bin askerimiz geleceğimiz var mı acaba? Böyle arz ettim. Kağanım benim kendimin. Bilge Tonyukukun arz ettiği maruzatımı işitiverdi. Gönlünce sevk et dedi.Kök Öngü çiğneyerek Ötügen ormanına doğru sevk ettim. İnek, yük hayvanı ile Toglada Oğuz geldi. Askeri üç bin imiş. Biz iki bin idik. Savaştık. Tanrı lütfetti, dağıttık. Nehire düştü. Dağıttığımız, yolda yine öldü hep.Ondan sonra Oğuz tamamiyle geldi. Türk milletini Ötügen yerine konmuş diye işitip güneydeki millet, batıdaki, kuzeydeki, doğudaki millet geldi.İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti kılınalı, Türk kağanı oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptetti. Uykusunu burda terk edip, yurtta yatıp kalırdı.Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Fazla olarak Kırgızın kuvvetli kağanı düşmanımız oldu. O üç kağan akıl akıla verip Altun ormanı üstünde buluşalım demiş. Şöyle akıl akıla vermişler: Doğuda Türk kağanına karşı ordu sevk edelim. Ona karşı ordu sevk etmezsek, ne zaman bir şey olsa o bizi -Kağanı kahraman imiş, müşaviri bilici imiş- ne zaman bir şey olsa öldürecekti. Her üçümüz buluşup ordu sevk edelim, tamamıyla yok edelim demiş. Türgiş Kağanı şöyle demiş: Benim milletim ordadır demiş. Oğuz yine sıkıntıdadır demiş.Bu sözü işitip gece yine uyuyacağım gelmiyordu, gündüz yine oturacağım gelmiyordu. O zaman düşündüm. İlk olarak Kırgıza ordu sevk etsek iyi olur dedim. Kögmenin yolu bir imiş. Kapanmış diye işitip, bu yol ile yürürsek uygun olmayacak dedim. Kılavuz aradım. Çöllü az kavminden bir er buldum. İşittim: Az ülkesinin yolu Anı boyunca &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;.. imiş, bir at yolu imiş, onunla gitmiş. Ona söyleyip, bir atlı gitmiş diye o yolla yürürsek mümkün olacak dedim. Düşündüm, kağanıma</p>
<p>Kuzey Cephesi<br />
Arz ettim. Asker yürüttüm. Attan aşağı dedim. Ak Termişi geçip sırtlattım. At üzerine bindirip karı söktüm. Yukarıya, atı yedeğe alarak, yaya olarak, ağaca tutunarak, çıkarttım. Öndeki er çiğneyiverip, ağaç olan tepeyi aştık. Yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolanıp gittik. Kılavuz yeri şaşırıp boğazlandı. Bunalıp kağan dört nala koşturuver demiş. Anı suyuna vardık. O sudan aşağı gittik. Yemek yemek için attan indirdik. Atı ağaca bağlıyorduk.Gündüz de gece de dört nala koşturup gittik. Kırgızı uykuda bastık. Uykusunu mızrak ile açtık. Hanı, ordusu toplanmış. Savaştık, mızrakladık. Hanını öldürdük. Kağana Kırgız kavmi teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolanıp geldik.Kırgızdan döndük. Türgiş kağanından casus geldi. Sözü şöyle: Doğuda kağana karşı ordu yürütelim demiş. Yürütmezsek, bizi-kağanı kahraman imiş, müşaviri bilici imiş-ne zaman bir şey olsa bizi öldürecektir demiş. Türgiş kağanı dışarı çıkmış dedi. On Ok milleti eksiksiz dışarı çıkmış der. Çin ordusu var imiş.O sözü işitip kağanım, ben eve ineyim dedi. Hatun yok olmuştu. Ona yas töreni yaptırayım dedi. Ordu, gidin dedi, Altun ormanında oturun dedi. Ordu başı İnel Kağan, Tarduş şadı gitsin dedi. Bilge Tonyukuka, bana şöyle dedi: Bu orduyu sevk et dedi. Cezayı gönlünce söyle. Ben sana ne söyleyeyim dedi. Gelirse hile toparlanır, gelmezse haberciyi, sözü alarak otur dedi.Altun ormanında oturduk. Üç casus geldi. Sözü bir: Kağan ordu çıkardı, On Ok ordusu eksiksiz dışarı çıktı der. Yarış ovasında toplanalım demiş.O sözü işitip, kağana o sözü ilettim. Han tarafından söz dönüp geldi. Oturun diye söylemiş. Keşif kolunu, nöbet işini çok iyi tertip et, baskın yaptırma demiş.Bögü Kağan bana böyle haber göndermiş. Apa Tarkana gizli haber göndermiş: Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır, şaşırır. Orduyu yürütelim diyecek, kabul etmeyin.O sözü işitip orduyu yürüttüm. Altun ormanını yol olmaksızın aştık. İrtiş nehrini geçit olmaksızın geçtik. Geceyi gündüze kattık. Bolçuya şafak sökerken ulaştık.</p>
<p>İkinci Taş</p>
<p>Batı Cephesi<br />
Haberci getirdiler. Sözü şöyle: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı der. O sözü işitip beyler bütün dönelim, temiz edepli olmak iyidir dedi. Ben şöyle derim, ben Bilge Tonyukuk: Altun ormanını aşarak geldik. İrtiş nehrini geçerek geldik. Geleni cesur dedi duymadı. Tanrı Umay ilahe, mukaddes yersu üzerine çökü verdi her halde. Niye kaçıyoruz? Çok diye niye korkuyoruz?Az diye niye kendimizi hor görelim? Hücum edelim dedim.Hücum ettik, yağma ettik.İkinci gün ateş gibi kızıp geldi. Savaştık. Bizden,iki ucu,yarısı kadar fazla idi. Tanrı lütfettigi için, çok diye korkmadık,savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık. Kağanı tuttuk. Yabgusunu, şadını orda öldürdüler. Elli kadar er tuttuk.O aynı gece halkına haber gönderdik. O sözü işitip On Ok beyleri, milletini hep geldi, baş eğdi. Gelen beylerini, milletini tanzim edip, yığıp az miktarda millet kaçmıştı On Ok ordusunu sevk ettim. Biz de Ordu sevk ettik.anıyı geçtik. İnci nehrini geçerek tinsi Oğlu denilen mukaddes Ek dağını aşırdım. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/tonyukuk-aniti-ve-tonyukuk-yaziti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeus Tapınağı ve Zeus Heykeli</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/zeus-tapinagi-ve-zeus-heykeli.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/zeus-tapinagi-ve-zeus-heykeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 09:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Olimpus zeus]]></category>
		<category><![CDATA[olimpus zeus heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[olimpus zeus tapınağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Heykeli Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Heykeli Nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Tapınağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Tapınağı Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus Tapınağı Nerede]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=272</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere olimpus&#8217;da bulunan zeus tapınağı ve zeus heykelinin terihi gelişimi ve yapılışı hakkında bilgi vereceğiz. Eski zamanlarda Yunanlılar&#8217;ın en büyük festivali, &#8220;Tanrıların Kralı Zeus&#8221; onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya&#8217;dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776&#8242;da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere olimpus&#8217;da bulunan zeus tapınağı ve zeus heykelinin terihi gelişimi ve yapılışı hakkında bilgi vereceğiz.</p>
<p>Eski zamanlarda Yunanlılar&#8217;ın en büyük festivali, &#8220;Tanrıların Kralı Zeus&#8221; onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya&#8217;dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776&#8242;da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu.</p>
<p>Yunanlılar, Yunanistan&#8217;ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos&#8217;ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos&#8217;a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.</p>
<p>Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis&#8217;li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456&#8242;da Zeus tapınağı bitirildi.</p>
<p>Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yeralan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles&#8217;in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus&#8217;un görkemli bir heykeli yeralıyordu.</p>
<p>Heykeli, Atina&#8217;daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike&#8217;ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus&#8217;un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yer alıyordu.</p>
<p>Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos&#8217;un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.</p>
<p>Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans&#8217;a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yokoldu. Olimpos&#8217;ta 1829&#8242;da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris&#8217;te Louvre müzesinde sergilenmektedir.</p>
<p>Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yokolmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/zeus-tapinagi-ve-zeus-heykeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır piramitlerinin özellikleri gizemi gariplikleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitlerinin-ozellikleri-gizemi-gariplikleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitlerinin-ozellikleri-gizemi-gariplikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 20:51:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır piramitlerinin gariplikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır piramitlerinin gizemi]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitlerinin özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitlerinin sırrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Mısır piramitleri dünyanın en gizemli yapılarından birisidir her geçen yıl yeni özellikleri ortaya çıkan piramitlerin gizemi gerçekten büyük. Bu yazımızda sizlere piramitlerin bazı özelliklerinden ve garipliklerinden bahsedeceğiz. Apollo Heykeli, Zeus Heykeli, Iskenderiye Feneri, Artemis Tapinagi, Babil’in Asma Bahçeleri, Karya Krali Mozoleus’un Mezari ve Piramitler, iste dünyanin yedi harikasi&#8230; IÖ 200’lerde yasamis Sidon’lu Antipater, o dönemde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır piramitleri dünyanın en gizemli yapılarından birisidir her geçen yıl yeni özellikleri ortaya çıkan piramitlerin gizemi gerçekten büyük. Bu yazımızda sizlere piramitlerin bazı özelliklerinden ve garipliklerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Apollo Heykeli, Zeus Heykeli, Iskenderiye Feneri, Artemis Tapinagi, Babil’in Asma Bahçeleri, Karya Krali Mozoleus’un Mezari ve Piramitler, iste dünyanin yedi harikasi&#8230; IÖ 200’lerde yasamis Sidon’lu Antipater, o dönemde dünyanin yedi görkemli yapitini böyle belirlemis. Bu yedi yapit kavramsallamis biçimde günümüzde de varligini sürdürüyor. Nemrut Dagi’ni da “sekizinci harika” olarak dizelgeye eklemek isteyenler çok ama henüz kabul görmüs degil.</p>
<p>Günümüzde bu yedi “harika”dan, birinin disinda tümünün varligi, kalinti, kirinti ya da kitaplardaki resimlerden ibaret. Piramitler ise, yani Misir’in baskenti Kahire’nin güneybatisindaki Gize kenti yakinlarinda, kayalik bir düzlük üzerinde yer alan üç tas yapi, zamana meydan okuyarak, kimilerine göre binlerce, kimilerince de onbinlerce yildir ayakta duruyorlar.</p>
<p>Yeryüzünün bilinen tarihinde, çevresinde bu denli çok iddia, gizem, söylence dolanan; adina bu denli çok kitap yayimlanmis, belgesel film çekilmis piramitler gibi ikinci bir yapi yoktur. Üstelik bunca çabaya, bilimdeki tüm ilerleme ve gelismelere karsin, Misir piramitlerinin barindirdigi gizemi çözmek, açik ve net bilgiler ortaya koymak hâlâ olasi degil. Bir kez, herseyden önce piramitlerin ne zaman yapildigina iliskin farkli bilgiler var.</p>
<p>En kuzeyde yer alan ve üçü içinde en büyügü oldugu için “Büyük Piramit” ya da “Keops Piramiti” adiyla anilan piramitin, eski Misir’da 4. Sülale’nin ikinci firavunu Keops’un; ortadakini 4. Sülale’nin dördüncü firavunu Kefren’in; en son yapilan güneydekini ise 4. Sülale’nin altinci firavunu Mikerinos’un yaptirdigi öne sürülür. Resmî tarihe göre, bu firavunlarin yasadiklari dönemlerden, piramitlerin yapim yillarini belirlemek olasidir, günümüzden yaklasik 2500, 2600 yil önceleri&#8230; Ancak, bir Arap tarihçisi Ebu Zeyd el Balkî, çok eski bir yazili kaynaga dayanarak sunlari öne sürüyor: “Büyük Piramit, Çalgi Takimyildizi (Lyra), Yengeç Burcu’ndayken, yani Hicret’ten iki kez 36 bin yil önce insa edildi.” Balkî’nin ileri sürdügü tarih, günümüzden yaklasik 73 bin yil öncesine karsilik geliyor.</p>
<p>Ondokuzuncu yüzyilda, teozof Helena Petrovna Blavatksy, Misir’daki Danderah Tapinagi’nin Burçlar Kusagi’ndaki bilgilere dayanarak piramitlerin yapim tarihini IÖ 78 bin yillarina kadar götürüyordu.</p>
<p>Misir’daki tapinaklarda ya da eski yazili metinlerde, piramitlerin yapim tarihinin hep takimyildizlarin konumlariyla açiklanmasindan yola çikan Iskoç gökbilimci Prof. Piazzi Smyth ise 19’uncu yüzyilda piramitlerin yapim tarihine iliskin gökbilimsel hesaplamalar yapmisti. Smyth’in, Dünya’nin “presesyon” hareketine, yani ekseni çevresindeki bir turu tamamlama süresi olan 25.827 yildan yola çikarak vardigi sonuçlara göre piramitler 53.824 yil önce yapilmisti.</p>
<p>Aslinda, Isviçreli otelci Erich von Däniken, 1968 yilinda yayimladigi “Tanrilarin Arabalari” adli kitabinda piramitlere, özellikle de Büyük Piramit’e iliskin, resmî tarihi alt üst eden bir dizi soru ortaya atmasaydi, piramitler bugün bu denli büyük boyutlarda bir gizemi barindirmiyor olacakti. Piramit sözcügü, olasilikla mimari bir kavram, geometrik bir biçim ve firavun mezari olarak yasamlarimizdaki varligini sürdürüyor olacakti.</p>
<p>Ama daha öncesi de var: 1929’da, ABD’de, Cinninnati Üniversitesi’nde, fizik profesörü Samuel J. McIntosh Allen, ögrencilerine geometrik piramit biçiminin olagandisi özelliklerinden söz ediyordu.</p>
<p>Ayni yillarda, Antonie Bovis adli bir Fransiz arastirmaci, turist olarak gittigi Misir’da, Büyük Piramit’i gezerken olagandisi bir olaya tanik olmustu. Kral Odasi’nda bir kenara toplanmis çöplerin arasinda ölmüs kediler vardi. Ama ne çöplerden ne de ölü kedi bedenlerinden hiçbir kötü koku yayilmiyordu. Durumdan kuskulanan Bovis, bir kedi ölüsünü yanina alarak ülkesine döndü. Yaptigi incelemede kedi bedeninin sanki mumyalasmis oldugunu saptadi. Bu “kendiliginden” mumyalanma olayinin piramidin yapisiyla baglantisi olacagi üzerinde duran Bovis hemen Büyük Piramit’in küçük bir modelini yapmaya giristi. 75 cm. yüksekliginde bir model yapti. Tam tepe noktasinin altina gelecek biçimde ve Kral Odasi’nin piramitteki yerine karsilik gelecek bir düzeye, yani piramidin yüksekliginin tabandan itibaren üçte birlik yüksekligine yeni ölmüs bir hayvanin cesedini yerlestirdi. Bir süre sonra cesedin kendiliginden mumlayalasmis oldugunu gördü.</p>
<p>Bovis’in 1930’larin basinda yayimladigi, “Organik Maddeler Üzerindeki Piramit Etkisi” baslikli rapordan yola çikan Çekoslovak radyo ve televizyon mühendisi Karel Drbal piramit modelleri üzerinde birçok deneyler yapti ve su sonuca ulasti: “Piramidin içindeki mekanin biçimi ile, bu mekan içinde yer alan fiziksel, kimyasal ve biyolojik olusumlar arasinda bir iliski vardir. Uygun biçimler kullanarak bu olusumlari hizlandirabilmemiz ya da yavaslatabilmemiz olanaklidir.”</p>
<p>Sonraki yillarda minyatür Büyük Piramit’lerle, su aritmaktan tiras biçagi bilemeye, yiyecekleri saklamaktan bitki yetistirmeye dek öyle deneyler yapildi ki, piramit modelciligi bir ticari alana dönüstü. Örnegin Kaliforniya’da seri olarak piramit modeli üreten bir firmanin kayitlarina göre, yalnizca ABD’de 1970-75 yillari 100 bin kisi model piramit satin aldi.<br />
Yine 1930’lara dönersek; 1935’de Chicagolu John Hall da piramit modelleri üzerinde ilginç deneyler yapmisti. Hall, bakir bir halka ve çok uzun iki bakir tel kullandiginda piramidin tepesinden elektriksel bir akimin çiktigini gözlemlemisti.</p>
<p>Yillar sonra 1960’larin sonunda, Kahire’deki Ayn Sems Üniversitesi, ABD Atom Enerjisi Komisyonu ve Smithsonian Enstitüsü’nce desteklenen bir proje kapsaminda 1 milyon dolara malolan bir deney yapildi. 1968 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan Dr. Luis Alvarez ve Dr. Amr Godeh’in sorumlulugunda Kefren piramidinde yürütülen deneyin asil amaci piramidin “röntgenini çekmek”, içerideki gizli odalari saptamakti. Bunun için, 1 yil boyunca, günde 24 saat süreyle, piramidin iç bölümlerine ulasan kozmik isinlarin desenleri, piramidin tabanina yerlestirilen bir dedektör araciligiyla manyetik bantlara kaydedildi. Bir yilin sonunda bantlar bilgisayara yüklendiginde hiç beklenmedik sonuçlar elde edildi. Bilgisayarin çizdigi farkli desenleri Dr. Godeh, “Bu bilimsel olarak olanaksiz” diye açikliyordu. Insanoglunun Ay’a ayak basmasindan yalnizca 6 gün önce, 14 Temmuz 1969’da The London Times’de yayimlanan bir söyleside Dr. Godeh kendisine sorulan, “Bu bilimsel bilgi ve beceri birikimi, dünyasal anlayisin ötesindeki belirli bir güç tarafindan ise yaramaz bir duruma mi getirilmistir” sorusuna söyle yanit veriyordu:</p>
<p>“Ya piramidin geometrisinde önemli bir yanlis vardi, ki bu da kayitlarimizi etkileyecekti; ya da ister gizemcilik deyin, ister firavunlarin laneti, burada açiklanamayan bir gizem vardir. Piramitlerin içinde etkin durumda olan ve bilimin yasalarini hiçe sayan belirli bir güç vardir.”</p>
<p>Büyük Piramit’i bilim dünyasi için degil de, belirli bir kültür düzeyindeki siradan insanlar için asil çekici kilan nokta ise; piramidin en boy, yükseklik gibi sayisal verilerinin, türlü türlü çarpma bölme islemleri sonucunda Pi sayisini, Günes’le Dünya arasindaki uzakligi, çiplak gözle görülmesi olanaksiz kimi yildizlara iliskin bilgileri vermesidir.</p>
<p>Durumu biraz daha zorlayan Fransiz Georges Barbarin ise, 1936’da yayimlanan, “Büyük Piramitin Sirri” adli yapitinda Büyük Piramit’in sayisal verilerinin, Birinci ve Ikinci Dünya savaslari da içinde olmak üzere, dünyanin geçmisindeki ve gelecegindeki önemli olaylarinin tarihlerini barindirdigini ileri sürmektedir.</p>
<p>Bu arada, dünyanin geçmisine iliskin karsit tarih aaaleriyle ortaligi alt üst eden Däniken’in, Büyük Piramit’in yapimina iliskin sorulari hâlâ yanitsiz: “Bu yapay dag, en küçügü 10 ton agirliginda olan 2.600.000 tas bloktan olusur. Harç kullanilmayan taslarin arasina bir saç teli ya da bir igne bile sokmak olanaksizdir. Çaliskan Misirli isçiler günde 10 adet tas blogu kaldirip yerine koysalar, 2.600.000 tasin üst üste konulmasi ve Keops Piramidi’nin ortaya çikmasi için tam 692 yil geçmesi gerekecekti. Oysa bizim arkeologlarimiz bu süreyi 20-30 yila sigdirmakmaktadirlar.”</p>
<p>Bu dev tas bloklarin kaldirilmasina iliskin, bugünkü bilimin asla kabul edemeyecegi ve kimilerine göre oldukça “uçuk” görüsler öne sürüldü. Bunlarin en etkileyicisi, isçilerin “meçhul yol göstericiler” sayesinde, bilinmeyen enerjileri kullanarak taslari “tüy gibi” havaya kaldirdiklari sonra “kus gibi” yerine koyduklari iddiasiydi.</p>
<p>Daniken’in ünlü kitabinin yayimlanmasindan yillar önce, sevgili “Balikçi”miz (Cevat Sakir Kabaagaç) bir yapitinda, piramit yapimiyla ilgili degil ama duvar yapimina iliskin bir söylenceyi aktariyordu: “Izmirli Tantalas’in kizi Niobe, Teb Krali Amphion’la evliydi. Bir gün gelir, Teb sehrini duvarlarla çevirmek gerekir. Pehlivanlar koca taslari birer birer, ihlaya puflaya tasimaya baslar ama Amphion eline flütü alip siçraya hoplaya flütünü üfleyince, taslar da tek sira olarak müzigin temposuna göre ziplaya ziplaya birbirinin pesisira düserler. Ve yine müzige uyarak birbirinin üstüne siçrayip yerlesirler. Böylece sehrin duvarlari yapilmis olur.”</p>
<p>Prof. Piazzi Smyth, 19. yüzyilda Büyük Piramit’in dünya üzerindeki yerine iliskin ilginç bir harita çizmisti. Prof. Smyth’e göre piramitlerin bulundugu Gize bölgesi tam olarak, Ekvator’dan Kuzey Kutbu’na kadar olan uzakligin üçte birini belirleyen 30° kuzey enleminin üzerinde yer aliyordu. Piramit, asagi Misir’daki tüm ovayi çevreleyen dag siralarinin güney ucunda yerlesikti. Kuzey kiyi hatti ise oldukça düzgün bir yay olusturuyordu. Bu yayin ait oldugu dairenin tam merkezinde ise Büyük Piramit bulunuyordu. Dolayisiyla Büyük Piramit, Misir’in tam merkezinde ve üstelik dünyanin da merkezi olarak kabul edilbilecek bir noktada yükseliyordu.</p>
<p>Piramit sözcügü, Grekçe’de “ates” anlamina gelen “piro” ile, “merkezde” anlamina gelen “amid” sözcüklerinden olusur, yani “merkezdeki ates”! Kimbilir belki de Büyük Piramit gerçekten de, dünyanin merkezi oldugu düsünülen ya da saptanan bir noktaya dikilmistir. Ve binlerce yildir doganin en büyük güçlerinden biri olan “ates”i yaymaya devam ediyordur </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitlerinin-ozellikleri-gizemi-gariplikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Klasik Arkeoloji</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/klasik-arkeoloji.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/klasik-arkeoloji.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 17:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[klasik arkeoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[Sizlere bu yazımızda klasik arkeolojiden bahsedeceğiz. Klasik Arkeoloji daha çok Antik Çağ diye adlandırılan Yunan ve Roma uygarlıklarını kapsayan bir dönemi içerir. Dar anlamıyla yaklaşık olarak M.Ö. 6. yüzyıl ile M.S. 3 yüzyıl arasındaki zaman dilimi ile ilgili olsa da geniş anlamıyla M.Ö. üçüncü binyıla kadar uzanan Girit, Yunan Anakarası ve Anadolu&#8217;nun batı ve güney [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sizlere bu yazımızda klasik arkeolojiden bahsedeceğiz.</p>
<p>Klasik Arkeoloji daha çok Antik Çağ diye adlandırılan Yunan ve Roma uygarlıklarını kapsayan bir dönemi içerir. Dar anlamıyla yaklaşık olarak M.Ö. 6. yüzyıl ile M.S. 3 yüzyıl arasındaki zaman dilimi ile ilgili olsa da geniş anlamıyla M.Ö. üçüncü binyıla kadar uzanan Girit, Yunan Anakarası ve Anadolu&#8217;nun batı ve güney kıyılarını içeren kültürlerin gelişimini inceler.</p>
<p>Ege Denizi ve Ülkeleri: Ege bölgesi, Ege deniziyle çevrilen veya sınırlanan adalarla Asya ve Avrupa kıtaları kıyılarını, yani Yunanistan, Makedonya ve Trakya&#8217;nın doğu, Anadolu&#8217;nun ise batı ve güneybatı kıyılarını içine alan bölgedir. Ege kıyılarının çok girintili çıkıntılı olması, iyi korunmuş sayısız liman ve koylara sahip bulunması, denize doğru uzanan sıra dağlar arasında verimli vadilerin yeralması, iki kıta arasında jeolojik bir çöküntünün kalıntıları olan çeşitli büyüklükte birçok adaların bulunması, böylece Ege denizinde kara görmeyen hemen hemen hiçbir nokta bulunmaması deniz ulaşımını, dolayısıyla Asya ile Avrupa arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkileri kolaylaştırmada başlıca etken olmuştur. Yunanistan: Yunanistan son derece engebeli bir ülkedir. Ülkenin içi ekser hallerde kuzeyden güneye inen, yalnız orta Yunanistan&#8217;da kısmen doğuya kıvrılan ve Ege adaları üzerinden Anadolu yönünde uzanan yüksek dağlarla kaplıdır. Bu suretle bazan 2500 m.&#8217;yi bulan yükseklikteki alanlar ayrılmış, bunların aralarında ise geçilmesi güç geçitler sayesinde birbirine bağlanan ince uzun vadiler meydana gelmektedir. İşte bu nedenle Yunanistan dağlar arasına sıkışmış türlü büyüklükte kantonlara sahip olmuştur. Yalnız bazı büyük vadiler ve düzlükler kuzeyde Makedonya ve Teselya&#8217;da Orta Yunanistan&#8217;da Boiotya ve Attika, Peleponnes&#8217;te ise Argolis, Lakonya ve Mesenya&#8217;da olduğu gibi oldukça büyük devletlerin meydana gelmesini mümkün kılmıştır. Yunanistan&#8217;nın coğrafya bakımından bu parçalanmış durumu bu ülkenin siyasal bakımdan da irili ufaklı devletelere bölünmesinde başlıca etken olmuştur.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun Batı Kıyıları: Yunanistan&#8217;dakiler kadar olmamakla beraber, yine bir hayli iyi korunmuş koy ve limanlara sahip Batı Anadolu kıyılarında da sıradağlar birbirine paralel olarak sahilden içerlere doğru uzanmakta ve aralarında Kaikos (Bakırçay), Hermos (Gediz), Kaistros (Küçük Menderes) ve Maiandros (Büyük Menderes) gibi büyük ırmaklar tarafından sulanan ve kıyılara kadar uzanan geniş ve verimli vadileri kapsamaktadır. Bu coğrafi durum bir taraftan çeşitli vadilerde kurulan şehirlerin iç bölgelerle kültürel ve ekonomik ilişkilerde bulunmalarını kolaylaştırmıştır. Fakat, bu kıyıların gerisinde güçlü bir devlet kurulunca bu devlet daima vadiler yoluyla denize ulaşmak çarelerini aramış, bundan ötürü bu vadilerdeki şehirlerin bağımsızlığı için büyük bir tehlike olmuştur. Ege Adaları: Asya ile Avrupa kıyıları arasında yer alan adaların en önemlisi Girit&#8217;tir. Ege bölgesinin güney sınırında bulunan ve yaklaşık olarak 250 km. uzunluğunda ortalama 50 km. genişliğinde olan bu ada, arada köprü görevi gören birtakım adalar sayesinde, bir taraftan Peleponnes&#8217;e, diğer taraftan Anadolu&#8217;nun batı ve güneybatı ve Afrika&#8217;nın kuzey kıyılarına bağlı bulunuyordu. Girit bütün bu ülkelere bunların kültür etkileri altında kalabilecek kadar yakın, fakat bunlardan gelecek düşman akınlarını önleyebilecek kadar uzaktı. Aynı zamanda pek engebeli araziye sahip olmakla ve batı-doğu yönünde uzanan sıradağlar tarafından biri kuzeyde, diğeri güneyde olmak üzere iki büyük bölüme ayrılmış bulunmakla beraber, yoğun bir nüfus besleyebilecek ve başlı başına bir uygarlık yaratabilecek kadar büyüktü. İşte eski çağlarda &#8216;mutluluklar adası&#8217; olarak gösterilen Girit&#8217;in Akdeniz&#8217;de aldığı bu önemli yer adanın bir taraftan doğu, diğer taraftan batı etkileri altında kalmasına ve hayran olacak derecede yüksek ve orijinal bir uygarlık ortaya koymasına yolaçmıştır. Ege adalarından birinci gruba giren adalar arasında Delos, ikinci gruba girenler arasında ise obsidien taşı kapsayan Melos, içinde mermer ocakları bulunan Paros ve Naksos veya altın madenleri ile ün kazanmış Sifnos gösterilebilir.</p>
<p>En Eski Çağlardan Üçüncü Binyıl Sonuna Kadar Ege Dünyası Girit Girit adası elverişli coğrafi durumundan ötürü Yunan mitolojisinde derin yankılar bırakmış olan canlı ve hareketli bir kültür hayatı yaşamıştır. Girit&#8217;in Yunanlılar çağındaki önemiyle hiç de orantılı olmayan bu mitos bolluğu ve çeşitliliği mitosların nitelikleri ve bunlarda görülen Yunanlı olmayan adlar bakımından, daha çok Anadolu&#8217;ya yönelmiş eski bir uygarlığa işaret eder niteliktedir. Yapılan arkeolojik incelemeler bütün Ege bölgesinde olduğu gibi Girit&#8217;te de paleoletik çağa ait eserlerin fazla bulunmadığını buna karşılık oldukça ilerlemiş bir neolitik kültürü bulunduğunu açığa çıkarmıştır. Taş temeller üzerinde kerpiç duvarlı, çeşitli büyüklükte mekanlardan meydana gelen dört köşeli bir ev, Knossos&#8217;ta sarayın altında bulunmuştur. Ev kalıntıları arasında elde edilen değirmen taşları, bu insanların yalnız balıkçılık ve avcılıkla değil tarımla da uğraşmış olduklarını da göstermektedir. Silahlar ve çeşitli araçların yapılmasında taş, kemik ve Melos adasında getirilen obsidien taşı kullanılmakta, bütün bu taş eserler özenle işlenmekte ve perdahlanmaktadır. Bu dönem Girit keramikleri siyah, gri ya da toprak renginde, iyi temizlenmemiş bir kilden yapılmış oldukça kaba kaplardan ibarettir. Geç neolitik dönemde ise koyu bir zemin üzerine kırmızı boya ile yapılmış bezekleri kapsayan boyalı vazolar ortaya çıkmıştır. Bu vazoların yanında yine kilden yapılmış büyük bir kısmı kadın şeklinde olan idollere de rastlanmıştır. Bu tarımsal kültür, idolleri ve seramikleri ile bağlar göstermekte, (en çok Hacılar ve Çatalhöyükle) ve esas itibari ile dördüncü binyıla ait olduğu anlaşılan neolitik çağda Girit adasında Anadolu&#8217;lu ya da bunlarla yakın akraba insanların yaşamış olduğuna işaret etmektedir. Girit&#8217;te İ.Ö. 3000/2800 ile 2000 arasında taş döneminden maden dönemine girilmeye başlanmıştır. Bu zamanda adanın ençok orta ve doğu kısımlarının nüfusu yoğundur. Bu çağ insanları Mesera ovasında bulunan 12&#8242;den fazla yerleşme yerlerindeki evlerin yanında mezar yapılarına da önem vermeye başlamışlardır. Neolitik geleneği sürdüren, siyah, gri ya da toprak rengi ilkel kapların yanında çömlekçi çarkının kullanılması sayesinde düzenli şekiller alan vazolar yapılmaya başlanmıştır. Bu dönemde beyaz, krem ya da açık sarı bir zemin üzerine parlak kırmızı bir boya ile yapılmış geometrik kaplar alevli ateşte pişirilerek kullanılmıştır. Bu devirde şehirlerin başında krallar ya da beylerin bulunduğu ve bazı sınıfların meydana çıktığı görülmektedir. Üçüncü binyılda adada esas itibari ile barış ve sükun ortamı sürmüş olacak ki yerleşme yerlerinin çevresinde hiç bir tahkimat izine rastlanmamıştır. Yunanistan Ege Adaları ve Anadolu Yunanistan&#8217;da üçüncü binyılın sonuna kadar neolitik kültürü korunmasına karşılık üçüncü binyılın ilk yarısında taş döneminden çıkarak bakır dönemine girilmektedir. Bu kültür çevresi içinde bulunan yerleşme yerleri daha henüz köy niteliğinden kurtulmamış olup dörtgen şeklinde evler görülmektedir.</p>
<p>Truva bölgesi seramikleri ile olan benzerlik maden kültürünü Yunanistan&#8217;a getiren insanların Anadolu&#8217;lu olduklarına işaret etmektedir. Üçüncü binyılda Anadolu&#8217;dan Yunanistan&#8217;a birtakım göçler olduğunu filolojik delillerle takip edebiliriz. Yunanistan&#8217;da bulunan (ss), (tt), ya da (nt)&#8217;li yer adlarının Yunan dili ile açıklanamadığı bunların Anadolu&#8217;nun batı, güneybatı bölgelerindeki (s), (ss) ve (nd)&#8217;li yer adlarına karşılık olduğu sanılmaktadır. Bu yer adlarına örnek olarak Yunanistan&#8217;da Korintos (şehir), Koskintos (dağ), Samintos (yer), Parnasos (dağ) Anadolu&#8217;da Mikalessos, Halikarnassos, Aspendos, Alinda gibi adlar gösterilebilir. Bunlardan başka Larisa gibi (lar-), Pergamon gibi (amo-), Mylasa gibi (asa-) ve Samos gibi (sam-) köklerini kapsayan birçok yer adlarının yanında Yunan dilindeki kültür hayatı ile ilgili birçok sözcüklerde de bu benzerlik görülmüştür. Yunanlılardan önce Ege bölgesinde bir takım yabancı kavimlerin oturdukları bilinse de Pelasg, Leleg ya da Kar olarak adlandırılan bu kavimler hakkında somut bilgiler bulunmamaktadır. Yunan tarih geleneğine göre Lelegler Anadolu&#8217;da Truva bölgesinde, Ege adalarında, orta Yunanistan ve Peloponnes&#8217;in bazı yerlerinde oturmuşlar, Pelasglar ise Yunanistan&#8217;da geniş bir alana yayılmışlardır; o kadar ki bir zamanlar tüm Yunan ülkesi Pelasgiye olarak gösterilmiştir. İlk zamanlar Tesalya&#8217;da oturmuş, Peneios vadisine Pelasg Argos&#8217;u vermiş oldukları anlaşılan Pelasglar sonraları Yunanistan&#8217;ın Yunanlılardan önceki halkı olarak kabul olunmuşlardır. Homeros destanlarından İlyada&#8217;da Yunancadan ayrı bir dil konuşanlar olarak gösterilen Karlar Yunan tarihçisi Herodotos&#8217;a göre Girit kralı Minos zamanında egemendiler; bunlar ancak sonraları bu yerlerden Yunanlılar tarafından çıkarılmışlardır. Şu halde üçüncü binyılda bütün Ege bölgesine yayılmış olan ve aralarında ve bir takım farklar göstermekle beraber esas itibari ile Karlar tarafından temsil olunan kavimlerin Lidyalılar ve Likyalılar ile birlikte Boğazköy Hitit metinlerindeki Luvilerle ilgili olmaları muhtemel &#8216;batı Anadolu kavimleri&#8217; grubuna girdikleri söylenebilir. Anadolu&#8217;da üçüncü binyılda şehir olma eğilimi gösteren en önemli yer tahkimli şatoların da bulunduğu Truva&#8217;dır. Burada sözü edilen İ.Ö. 3000/2800 ile 2400 arasında yer alan bakır dönemine ait Truva I ve 2400&#8242;den 2200&#8242;e kadar gelen tunç dönemi Truva II&#8217;dir. Alçak bir tepe üzerinde kurulmuş olan Truva I etrafı tarla taşlarından yapılmış bir surla çevrili küçük bir şatoydu. Seramikler burada iyi temizlenmemiş bir kilden yapılmış ve iyi pişirilmemiş siyah ya da toprak rengi nadiren kırmızı perdahlı dış yüzeyleri düz çizgilerden meydan gelen seramiklerdir. Buradaki kapların bazıları bakırdandır. Obsidienin geniş ölçüde kullanılmış olması Melos adası ile ticaret ilişkilerine işaret eder. Evlerden elde edilen araçlar ve kemik kalıntılarından Truva I insanlarının tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçindiklerini anlamaktayız.</p>
<p>Truva I&#8217;in üzerinde kısa bir aralıktan sonra yapıldığı anlaşılan Truva II yer alır. Üç dönemde güneye doğru genişletilmiş olan, kapılar ve kuleleri kapsayan, ortasında arka arkaya sıralanmış giriş mekanı ve bir ya da daha çok odadan ibaret megaronlardan meydana gelen bir hükümdar sarayının bulunduğu Truva II kuvvetli bir surla çevrilidir. Truva II&#8217;nin maden zenginliğine megaronlar içinde ya da arasında bulunan gömüler işaret etmekdedir. Bunların en ünlüsü olan &#8216;Priamos gömüsü&#8217; 3 diadem, 60 küpe, 6 bilezik, 15 altın ve gümüş vazo, 8700 boncuk, yüzük ve silindirik boruyu kapsıyordu. Lapislazuli ve çeşitli taşlardan yapılmış olan boncuklar ve süsler Truva II&#8217;nin çeşitli doğu ülkeleri ve ençok Mısır ve Mezopotamya ile ticarette bulunduğunu ispatlamaktadır. Siyah vazoların yanında kırmızı vazolar da tekniğin geliştiğini göstermektedir. Taş ya da toprak idoller, ağırşaklar, silindir mühürlerde bulunmaktadır. Truva III şehri başka bir plana göre kurulmuş bulunmakta, Truva IV zamanında ise bu şehir yeni bir surla çevrilmektedir. Truva V gerçek tunçtan yapılmış kapları ve gelişmiş seramikleri ile dikkat çekmektedir. İkinci Bin Yılda Ege Bölgesi Girit İ.Ö. 17. ve ençok 16. yüzyıllar Girit&#8217;in her bakımdan en parlak dönemidir. Tüm sanat ve fikir hayatının merkezi olduğu anlaşılan saraylar son şekillerini almakta, çeşitli dairelerin daha sonra organik bir bütün halinde avlunun etrafını çevirdiği görülmektedir. Batı tarafında zemini taş döşeli bir meydan, doğu kısmında dört katlı binalar, sarayın başka kısımlarında da özel oturma daireleri, tahıl şarap ve zeytinyağ depoları, atölyeler koridor ve iç avlularla birleştirilmiştir. Dini fresklerle kaplı duvarlarla en canalıcı sanat eserleridir. İlk zamanlar bir resim yazısı olan Girit yazısı İ.Ö. 16. yüzyıldan itibaren fonetik bir yazı (hece yazısı-A yazısı) haline gelmiştir. Ençok saraylarda kullanıldığı anlaşılan bu yazıyı okumak henüz mümkün olmamakla birlikte Anadolu dilleriyle akraba olduğu ve Girit B yazısı ile yazılı metinler gibi idari ve ekonomik nitelikte olduğu ileri sürülmektedir. Yunanistan&#8217;daki yazılı belgelerin Girit&#8217;tekilerden iki yüzyıl daha geç olduğu görülmektedir. Girit&#8217;lilerde Yunalıların tersine tanrı heykelleri bulunmaması başlı başına bir tapınak mimarlığının ortaya çıkmasına engel omuştur.Girit dininde tanrıçaların ön safta yer almalarına uygun olarak din törenlerinde kadınlar büyük rol oynamaktadırlar. Törenler esnasında müzikle danslar yapılmakta tanrılara çeşitli hayvanlar kurban edilmekte, çiçekler meyvalar içkiler ve çeşitli eşyalar sunulmaktadır. Tapınmada rol oynayan kutsal gereçler ve kült sembolleri arasında çift yüzlü baltalar önemli bir yer tutmaktadır. Bakırdan, tunçtan, hatta altından yapılmış baltalara mağaralarda ya da büyük evlerde rastlanmıştır. Balta resimlerini freskler, vazolar ve mühürlerden başka sarayların duvarları üzerinde de görülmektedir. Anadolu&#8217;nun tersine belirli bir tanrı ile ilgili olmayan bu baltalar törenlerde sığırları kurban etmek için kullanılmaktadır. Hatta bu çift yüzlü baltalar Karya&#8217;da olduğu gibi Girit&#8217;te de &#8216;labris&#8217; adını taşımış, bundan ötürü Yunan mitosunda Knossos sarayında bulunduğu bildirilen &#8216;labrintos&#8217;la bu baltaların saklandığı yerin kastedilmiş olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>Hellen Uygarlığı Hellenlerin ataları olan Akalar M.Ö. 1600-1200 yıllarında bugün Myken adını verilen uygarlığı yaratarak Yunan yarımadasında, Orta ve Doğu Akdeniz çevrelerinde yoğun ticaret ve kültürel etkinlik göstermişlerdir. Bu sayede Mezopotamya uygarlıklarıyla koloniler aracılığıyla komşu olup uygarlıklarının etkisini oralara ulaştırmışlardır. Ege göçleri yüzünden son bulan bu uygarlığın ardından Hellenler 400 yıl boyunca ilkel bir yaşam sürmüşlerdir. Bu dönemde yaşayan belli başlı toplumlardan Dorlar Rodos ve Batı Anadolu&#8217;nun güneyinde, İonlar Sakız, Sisam ve Batı Anadolu&#8217;nun ortalarında, Aioller Midilli ve Batı Anadolu&#8217;nun kuzeyinde yerleşmişlerdir. İlk koloniler M.Ö. 1050-1000 yılları arasında kurulmuştur. Eski İon Evresi: (M.Ö. 1050-750) Tarım, balıkçılık ve şarap üretimi gibi ekonomik etkinliklerin olduğu bu dönemde henüz uluslararası ticaret gelişmemiştir. Evlerin tek odadan oluşması ve seramik ürünlerde hala Attika geleneğinin egemen olması önemli özelliklerdendir. Homeros Dönemi: (M.Ö.750-700) Sisam, Miletos, Ephesos, Erythrai, Smyrna gibi kentlerin önem kazandığı dönemdir. Batı kültürünün ilk edebi eseri olan İlyada bu döneme aittir. Mimaride ilerlemeler sağlanmıştır. Yazı bilinmesine karşın İonya&#8217;da pek yaygın değildi.</p>
<p>Durgunluk Dönemi: (M.Ö. 700-650) Anadolu 7. yy başlarında Kimmerlerin saldırısına uğramıştır. Bu zamanda ayrıca Frigler ve Lidya Krallığı da İonyalıların gelişmesini engellemişlerdir. Döneme adını veren durgunluğun sebebi de işte bu baskıdır. Erken Arkaik Dönem: (M.Ö. 650-600) İon uygarlığının ilk parlak dönemi olarak sanat alanında Oryantalizan Sanatın ortaya çıkış zamanıdır. En önemli atılımı Miletos&#8217;un önderliğinde Mısır&#8217;da, Doğu Akdeniz&#8217;de ve Karadeniz&#8217;de kurulan koloniler oluşturmuştur. Eski İzmir&#8217;de, Erythrai&#8217;de günışığına çıkarılan Athena tapınaklarının en parlak yapıları bu evrenin sonunda inşa edilmişlerdir. Ayrıca, İzmirli Mimnermos, Ephesoslu Kallinos, Sardesli Alkman, Lesboslu Sappho ve Alkaios gibi büyük ozanlar bu dönemde yaşamışlardır. İyon Uygarlığının Altın Çağı: (M.Ö. 600-545) Erken Arkaik dönemde başlayan atılımlar Batı Anadolu&#8217;yu bütün dünyanın o dönemdeki en ileri bölgesi haline getirmiştir. M.Ö. 3000 yıllarından beri Mısırlıların ve Mezopotamyalıların ellerinde bulunan dünya kültür liderliği bu dönemde Batı Anadolu&#8217;ya geçmiştir. Doğa filozofları dinsel inanışlardan sıyrılmış olarak doğa olaylarının oluş nedenlerini özgür bir düşünce yöntemi ile ele almış ve bugünkü batı uygarlığının temellerini atmışlardır. Karyalı Thales, Miletoslu Anaksimandros ve Anaksimenes, Sisamlı Pythagoras, Kolophonlu Xenophanes, Ephesoslu Herakleitos, Koslu Hippokrates bu dönemin filozofları arasındadır. Batı Anadolu İon kentleri Perslerin eline geçince heykeltraşlar, ressamlar ve filozoflar Atina&#8217;ya ve İtalya&#8217;ya göçederler. Bu andan itibaren İyonya&#8217;da başlayan özgür düşünce atılımı Yunanistan ve İtalya&#8217;da devam eder.</p>
<p>Pers Egemenliği Dönemi: (M.Ö. 545-333) Anadolu Pers Kralı Cyrus&#8217;un M.Ö. 546 tarihinde Lidya Krallığını yıkması ile Büyük İskender&#8217;in M.Ö. 333 tarihinde İskederun yakınlarındaki İssos&#8217;ta Dara&#8217;yı yenmesi arasında kalan ikiyüzyılı aşkın bir süre içinde Pers egemenliğine sahne olmuştur. Bu dönemde yerli beylikler (satraplar) tarafından yönetilen Anadolu&#8217;da ilginç bir Greko-Pers stili geliştirilmiştir. Başlıca kültür odakları arasında Manyas Gölü kenarındaki Daskyleion ile Lidya&#8217;da ve Karya&#8217;da gelişen satraplıkları bulunur. Pers egemenliği sırasında Likya&#8217;da Xanthos&#8217;da ve Lymira&#8217;da gelişen yüksek nitelikteki mimarlık ve heykeltraşlık örnekleri özünde Hellenistik nitelikler bulunan eserlerdir. Anadolu&#8217;daki Geç Arkaik Hellen sanatı Pers egemenliği altında olduğu halde özgünlüğünü koruyabilmiştir. Hellenistik Çağ: (M.Ö. 300-30) İskender&#8217;in Hellespontus&#8217;u (Çanakkale Boğazı) geçtiği M.Ö. 334 yılı, Hellen uygarlığı ve bütün dünya için büyük önem taşıyan yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Roma İmparatoru Augustus (M.Ö. 27) ile son bulan bu tarihi dönemde Hellen uygarlığı Asya ve Afrika&#8217;ya değin yayılmış, Doğu ve Batı arasında bir kültür etkileşimi yaratılmıştır. Doğu ruhunun Hellen uygarlığı ile kaynaşmasından, dış görünümü ile Hellenli, ancak özüyle Doğulu bir dünya görüşü ortaya çıkmıştır. İskender&#8217;e Mısır&#8217;da Tanrı Amon&#8217;un oğlu olarak tapılmıştır. Hellenistik dönem boyunca Anadolu iki değişik yönetime sahne olmuştur. Aiolya&#8217;da ve İonya&#8217;da egemen olan Bergama Kralları (M.Ö. 283-133) ve Bithynia Kralları da (M.Ö. 327-74) gerçek Hellen uygarlığının temsilcileri ve koruyucuları olmuşlardır. Buna karşılık Pontus Kralları (M.Ö. 302-36), doğulu içerik taşıyan kültür politikasını yürütmüşlerdir. Kommagene Kralları da bu ikinci tipin temsilcileridirler. Hellen dünyası, Hellenistik dönem boyunca bir ekonomik atılım içinde olmuşlar, Doğu dünyası ile ilişkiler sayesinde İskenderiye, Rodos, Bergama ve Ephesos gibi başkentlerin önderliğinde canlı bir ticaret geliştirmişlerdir. Zengin kütüphanesi ile Bergama bu dönemin büyük bilim ve eğitim merkezi olmuştur. Roma Çağı (M.Ö. 30 &#8211; M.S. 395) M.S. 1. ve 2. yüzyıllarda Anadolu kentleri o dönem uygarlıklarının en zengin ve en önemli sanat merkezleri arasındaydı. Roma Çağında da Anadolu-Hellen geleneği kısmen kesintisiz olarak devam etmiştir.</p>
<p>M.Ö. 59 yılında Roma Konsülü olan ve 44 yılında öldürülen Julius Caesar ile başlayan bu periyot imparatorluk niteliğini daha sonraki imparatorlardan Augustus, Tiberius, Calligula ve Claudius ile kazanmıştır. Temelleri İtalya&#8217;da Etrüsk kültürüne dayanan Romalılar tarihsel çıkışlarını daha çok savaşçı karakterleriyle bütünleştirerek bir Akdeniz Uygarlığı&#8217;na ulaşmışlardır. Uygarlık olarak Anadolu&#8217;da Romalıların gelişiyle orijinal Anadolu mimarisi yaşarken yeni yapı teknikleri ve mühendislik yöntemeleriyle Roma karakteri de etkisini gösterir. Bu dönemde Anadolu kentleri, özellikle Bergama ve Ephesos, yeni bir kimlik kazanmış, sadece Batı Anadolu kıyıları değil tüm Anadolu bu zaman içinde yollar ve tapınaklarla donatılmıştır. Antik Yunan Kenti Batı Anadolu ve Yunanistan&#8217;ın genellikle dağlık oluşu sebebiyle buralarda yaşayan halklar kendi kapalı çevreleri içinde küçük devletler kurmuşlar ve ancak sonraları siyasi birlikler oluşturabilmişlerdir. Başta kurulan bu küçük devletler çevresindeki bir şehir (polis) ve çevresinde yeralan köylerden oluşurlardı. Bunda özellikle Klasik Yunan uygarlığının geliştiği alanların dağlar ve vadilerle birbirinden izole edilmiş bölümlerden meydana gelen coğrafi niteliği etkendir. Klasik dönemin başlangıcındaki iki önemli kültürden Minos&#8217;ta (Girit) şehirde pahalı, lüks saraylar ve evler yeralmıştır. Diğer kültür olan Miken&#8217;de bir tepe üzerinde surlarla çevrili kaleler ya da şatolar polisin merkezi olmuştur. En baştan beri hakim olan bu iki yaklaşım sonraları kurulmuş kentlerde de kendini göstermiş ve kentin merkezinin agora mı yoksa akropol mu olduğu hep sorulan soru olmuştur. Açıktır ki, ilki ticaretin geçerli olduğu ve halkın egemen olduğu bir toplumun, diğeri ise bir derebeyinin egemenliğini ve savaşçılığı önplana alan bir toplumun ürünüdür. Antik Yunan kentinde belli başlı yapılar vardır. Bu yapılar toplumun yaşantısı için vazgeçilemez öğeler oldukları için hemen her kentte vardır. Ayrıca Klasik dönemin temel mantığı olan herşeyi standartlaştırma ve ideal güzele ulaşma çabası yüzünden bu yapılar genellikle birbirlerine benzeşir. Agora: Halka açık, ticari, resmi, adli ve dini işlerin yapıldığı, içinde stoaların ve dükkanların yanısıra tapınak ve sunakların da yeraldığı pazar yeri. Akropolis: Genelde sarp bir tepeye kurulan şehrin savunmasında önem taşıyan iç kale. Akropolde saraylar, savunma amaçlı yapılar ve tapınaklar yeralmıştır. Stoa: En çok agoralarda bulunmakla birlikte, kimi tiyatro, tapınak ve gymnasiumlarda da yeralan, halkın güneşten ve yağmurdan korunarak dinlenebileceği bir yapıdır. Genelde uzunlamasına yapılmış bir duvar, buna paralel bir veya birkaç sütun dizisi ve bunları örten bir çatıdan oluşur. Bouleuterion: Antik Yunan&#8217;da kent meclisinin toplantılarının yapıldığı kapalı binadır. Agoranın demokrasi olan ilişkisinin sonucu olarak kent meclisinin toplantı yapısı da çoğunlukla agoraya yakındır.</p>
<p>Bouleuterion Ocak Tanrıçası Hestia&#8217;nın sunağını da içerir. Gymnasium: Antik Yunan&#8217;da gençlerin bedensel ve toplumsal eğitim aldıkları, çoğunlukla spor yapılan bina. Bir poliste agora kadar önemli bir etkendir. Gymnasium içinde yeralan palaestra spor çalışmalarının yapıldığı bölümdür. Stadium: Açık havada yapılacak spor karşılaşmaları için kullanılan, çevresinde seyirciler için oturma basamakları bulunan oval şekilli yapıdır. Tapınak: Yunan theogonisinde çok fazla sayıda tanrı olması ve daha önemlisi her kentin bir koruyucu tanrısının bulunmasının doğal bir sonucu olarak Yunan kentinde çok sayıda ve görkemli tapınaklar bulunur. Seramik Klasik dönemin en tipik özelliklerinden birisi de seramik kaplara ve bunların süslemelerine tüm diğer kültürlerde olduğundan daha fazla değer verilmesidir. Güzel bir kap Yunan insanı için gündelik bir eşyadan öte bir sanat eseridir. Seramik kapların belli başlı dört kullanım alanı vardır: 1. Çeşitli katı ve sıvı maddeleri (yağ, su, şarap, tahıl, v.b.) depolamak ve taşımak için kullanılan ve genellikle büyük boylu kaplar (amphora, hydria, pelike, stamnos gibi) 2. İçki içilirken kullanılan ve boyutları ihtiyaca göre küçük ya da büyük olabilen kaplar (Krater, oinochoe, kylix, skyphos, lebes, kantharos, psykter gibi) 3. Çeşitli kişisel eşyaları (ör: takılar) veya kokulu yağları koymak için kullanılan ve genellikle ufak ve kapaklı olan kaplar (leukythos, alabastron, aryballos, askos, pyxis gibi) 4. Birtakım özel törenlerde kullanılan kaplar (Loutrophoros, leukythos ve lebes gamikos gibi) Kapları bunca değerli kılan en büyük etken de şüphesiz üzerlerindeki bezemelerdir. Tahta, kumaş, deri benzeri malzemeler üzerine yapılan resimler günümüze ulaşamamıştır ve bugün Yunan resim sanatı hakkında sahip olunan bilginin çoğu kapların süslemelerinden edinilenlerdir. Genellikle mitolojik sahnelerin işlendiği bu süslemeler Yunan mitolojisi, resim sanatı ve günlük yaşamı konusunda da detaylı bilgiler vermektedir. Öyle ki, arkeologlar Klasik Arkeoloji dönemlerinden bazılarını bu süslemelere göre yapmışlardır (ör: Protogeometrik, geometrik, orientalizan gibi). Bu dönemlerdeki süslemeler önce basit çizgiler, ardından basit geometrik süslemeler, sonra çok daha özen ve emekle hazırlanmış geometrik bezemeler ve çoğu zaman da stilize olmaktan öteye gidemeyen insan ve hayvan resimleri içerirler. Daha sonraları ise M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkıp yaygınlaşan iki teknik Klasik Dönem boyunca en etkin bezeme teknikleri olmuştur. Bunlardan ilki Siyah Figür Tekniği&#8217;dir. Bu teknikte resim açık kırmızı kil yüzeyi üzerine siyah gölge olarak yapılmış ve detaylar kazıma çizgileri ile sağlanmıştır. Doğal olarak bu kazıma süslemeye sert bir hava katmaktadır. Yardımcı renkler olarak koyu kırmızı ve beyaz da kullanılmıştır.</p>
<p>Siyah figür tekniğinden en çok yüz yıl sonra bulunan Kırmızı Figür Tekniği ise resmedilecek figürlerin kilin renginde bırakılması ve figürlerin dışındaki alanın siyah boyanması esasına dayanır. Ardından, detaylar kırmızı figürün içine siyah fırça ile boyanmaktadır. Bu şekilde sert kazıma izlerinin yerini daha yumuşak, üstelik derinlik ve üçüncü boyut hissi veren çizgilere bırakmıştır. Ayrıca, bu teknik vişne kırmızısı, beyaz, altın sarısı gibi değişik renklerin kullanılmasına da izin vermiştir. Heykel Klasik dönemin heykel sanatını incelemenin en zor yönlerinden biri ele geçen heykellerin sayısının az olmasıdır. Genellikle değerli malzeme ile yapılan bu heykeller sonraki dönemlerde malzemeleri için tahrip edilmişlerdir. Bu durumda bilimadamları ancak heykellerin sonradan yapılmış mermer kopyalarına bakarak heykel sanatı hakkında fikir edinmek zorunda kalmışlardır. Heykel sanatının bu derece önem kazanmasının sebebi ise Yunanlıların &#8216;İnsan herşeyin ölçüsüdür&#8217; sözüne inanmaları ve dolayısıyla tanrılarına insansı tasvir etmeleridir. Üstelik tanrıların kusursuz olması gerektiği düşüncesi de heykellerin etkileyici olmasına yolaçmıştır. Aynı mimaride olduğu gibi heykelde de daha erken dönemlerden itibaren standartlar oluşturulmuştur. Tüm insanlar heykellerde onbeş-onaltı yaşlarında genç delikanlı, yetişkin bir insan oranlarında yapılmış genç adam, sakallı ve kaslı olgun erkek, zarif genç kadın ve sakin olgun kadın gruplarından birinde gösterilmeye gayret edilmiştir. Bu sınıflandırma esasen arkaik dönemde geçerli olmuştur. Arkaik dönem heykellerinin çoğunda görünüm donuk ve serttir. Sonraları ise heykeltraşlar bronz, fildişi, altın gibi daha kolay işlenebilir malzemeler ve gelişen teknikler sayesinde her an canlanacakmışcasına başarılı heykeller yapmaya başlamışlardır. Zamanla heykellerin duruşundan ve yüzlerinden duygu bile okunabilir hale gelmiştir. Yine aynı mimaride olduğu gibi Klasik dönem heykelinde de orantı çok önem vermişlerdir. İnsan vücudundaki oranlar aritmetik olarak hesaplanmıştır. Örneğin başı tüm gövde boyunun yedide biri, ayak avuç içinin üç katı, ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıdır. Mimari Her ne kadar Karanlık Çağlar diye adlandırılan dönemi de içeriyorsa da M.Ö. 1100 ile M.Ö. 700 yılları arasında kalan zaman dilimi,Yunan sanatında sonraları klasik sayılacak eğilimlerin temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Yunanlılar mimaride kendilerine model olarak Mykenai kültürünün sütunlarla çevrilmiş merkezi büyük bir odadan oluşan basit megaron tipi yapısını almışlardır. Ardından birer doğa yasasıymışcasına inanılan kuralları geliştirmişlerdir. Bu kurallar da farklı kültürlerin ve ihtiyaçların etkisiyle birkaç gruba ayrılmış ve bunlara düzen adı verilmiştir. Bu kuralların en kesin uygulandığı yerler de şüphesiz tapınaklar olmuştur. Arkeoloji biliminde tapınaklar mimarilerine, özellikle de sütun başlıklarında görülen süslemelere göre sınıflandırılmışlardır. Tapınak yapısında bu denli dikkat çeken öğenin sütunlar olmasının sebebi görsel etkilerinden öte gerçekten de tapınağın dışında kalan en önemli ve büyük parça olan çatıyı taşıyor olmaları ve bu işlevleriyle yatay olan zemin ve çatı arasında dikey bir geçiş sağlayarak tapınağı tamamlamalarıdır.</p>
<p>Sütunlar bir yapıya zerafet de katabilmektedir, güçlülük hissi de. İşte bu sebeple, Yunan tapınak mimarisinde sınıflandırma sütun başlıklarına göre yapılmıştır. Düzenler sütun başlarında kullanım olarak ortaya çıkmışsa da bir bütün olarak binaların tamamını içeren sanatsal öğelerdir. Bunlar ortaya çıkış sıralarına göre zaman içinde ilk örneklerini Yunan Anakarasında gördüğümüz en sade düzen olan Dorik Düzen, kaynağını Anadolu&#8217;dan alan (Ephesos Artemission&#8217;u) İonik Düzen ve geç dönemlerde sanatsal yönden daha süslü özelliği olan Korinth Düzen&#8217;leridir. Bu ana düzenlerin dışında Aeolik, Toskanik, ve birçok unsurun beraber kullanıldığı Kompozit düzenler de kullanılmıştır. Sütun başlıklarına güre yapılan sınıflandırmanın yanısıra bir diğer sınıflandırma da sütunların dizilişlerine ve içindeki odaların sayı ve şekline göre yapılandır. Genel olarak tapınak ortada tanrı heykelinin yeraldığı naos (sella) adlı dikdörtgen oda, bazen bu büyük odanın önünde ya da arkasında yeralan daha küçük odalar ve bu odaları çevreleyen sütun dizilerinden oluşmaktadır. Sütun dizileri yalnızca bir cephede, karşılıklı iki cephe boyunca, bir dörtgen oluşturacak şekilde veya içiçe iki dörtgen şeklinde olabilir. Bu sınıflandırmada karşılaşılan bazı türler şunlardır: Peripteros (Sellanın bir dizi sütunla çevrili olması), Dipteros (sella duvarının dışının iki sıra sütunla çevrili olması), Pseudodipteros (Sella duvarları ile sütunlar arasında ikinci bir sütun sırası girecek şekilde yapılan tapınak). Sık rastlanmasa da yuvarlak düzenin uygulandığı da olmuştur. Edebiyat Yunan Arkaik Çağında, çok eski çağlardan beri söylenegelen destanlar düzenlenmiş ve bunlara son şekilleri verilmiştir. Bu destanların en önemlileri M.Ö 8. yy&#8217;nin son yarısına ait olan ve Homeros adlı gerçekten yaşadığından emin olunmayan bir şaire maledilen &#8216;İlyada&#8217; ve &#8216;Odissea&#8217; ile bazı destanların Homeros tarzında işlenmesiyle oluşan, aristokrat saraylarında ve dini halk bayramlarında okunan &#8216;Kiklos Destanları&#8217;dır. Bu destanlar, bayramın adanmış olduğu tanrıyı öven ve proimion adı verilen bir giriş bölümü içerir. Bu dönemin edebiyata getirdiği en büyük yenilik, bu yüzyılların belirleyici özelliklerinden olan bireyselliğin sonucu olarak, kişisel duygulara dayanan lirizm akımının ortaya çıkmasıdır. Lirizmin ilk örneklerini M.Ö.700 yıllarında yaşamış olan Boiotia&#8217;lı Hesiodos vermiştir. Bu şair destan tarzındaki &#8216;Erga kai Hemerai&#8217; (İşler ve Günler) adlı eserinde kendi başından geçen olayları anlatır, &#8216;Teogonia&#8217; adlı eserinde ise Yunan tanrılarının kökenlerine ilişkin görüşlerini belirtir. M.Ö.7. yy&#8217;nin ortalarında karşımıza çıkan Paros&#8217;lu Arhilohos, şiirlerinde halka hitabeden daha sade bir tarz kullanmış, insanların kaderi üzerinde durmuş, kişiliğinin özelliklerini ve hayata karşı olan duygularını açığa vurmaktan kaçınmamıştır.</p>
<p>Destanlarda kullanılan &#8216;Hexametron&#8217; ile daha kısa olan &#8216;Pentametron&#8217; vezinlerini kullanarak yazdığı &#8216;Elegia&#8217;lar ve birbirini izleyen kısa ve uzun hecelerden meydana gelen &#8216;İombos&#8221;larda gösterdiği ustalık daha sonraları lirik şiirlerin yaratıcısı sayılmasına neden olmuştur. Daha sonraları lirik edebiyat alanında ortaya çıkan şairlerin hiçbiri Arhilohos&#8217;un seviyesine ulaşamamıştır. Bu şairler arasında kadınlara karşı hicviyeler yazan Amorgoslu Semonides ve Tiran&#8217;ları eleştiren, hicviyeler yazan Hipponaks gösterilebilir. Şairlerin bu gündelik hayata ait olayları anlatırken kullandıkları halk dili İombos vezniyle çok iyi uyuşmaktadır. Şiirlerinde genellikle tiranlara olan kininden ve hayatın zevklerinden bahseden Alkaios ile Yunan dünyasının en önemli kadın şairi olan ve Platon tarafından Musa&#8217;ların onuncusu olarak tanımlanan Sappho, M.Ö. 6.yy.&#8217;da Lesbos(Midilli) adasında yaşamışlardır. Sappho şiirlerinde yönettiği kızlar okulundaki kızlara duyduğu aşırı sevgiyi başarıyla anlatmıştır. Tiran saraylarında şarabı va aşkı öven Teos&#8217;lu Anakreon, işlediği hafif konularla lirizmin derinlik ve ciddiliğini kaybetmesine neden olmuştur. Bu yüzyılın şairlerinden Ephesos&#8217;lu Kallinos vatan için ölmenin en büyük onur olduğunu ileri sürerek gençleri Kimmer&#8217;lere karşı savaşmaya çağırmış, Spartalı komutan Tirtaios, savaş marşları besteliyerek yurttaşlarını savaşa teşvik etmiştir. Lirizmden ayrı olarak meydana gelmiş olan bu ulusal ve siyasal şiir türünün temsilcileri arasında, Teognis ve Atinalı Solon da reformist düşünceleriyle yerlerini alırlar. Arkaik çağın edebiyata getirdiği en önemli gelişmelerden biri de Tragedya&#8217;dır. Dini duyguların bir göstergesi olarak gelişen dans ve lirik koro şarkıları, Attika&#8217;da ilkbaharda Dionysos onuruna yapılan törenlerde özel bir şekil olarak tragedyanın temellerini atmıştır.Bu törenlerde köylüler &#8216;Satir&#8217; (teke-adam) kılıklarına girerek ağıtlar okur ve alaylar tertiplerlerdi. Başka tanrıların kültlerinde de bulunan ve &#8216;Dromera&#8217; adını taşıyan bu temsiller başta kaba ve ilkeldi. M.Ö. 534 yılında tiran Peisistratos tarafından Atina&#8217;da düzenletilen Dionysos şenliklerinde keçi maskeli kişilerin okudukları şarkıları manzum olarak iambos vezninde cevaplarından, Hipokrites (cevap verici) denilen bir aktör ortaya çıkmıştır. Karakterler arasında konuşma olmasını ve dolayısıyla belli bir olayın temsilini sağlayan bu türün mucidininin İkaryalı Tespis olduğu söylenmektedir. Atina&#8217;da çok tutulan Tragedya nın kelime kökü, Yunanca &#8216;teke&#8217; anlamına gelen Tragos ve manzum şarkı anlamına gelen Aoide kelimelerinin birleşmesi sonucu oluşan Tragoidia kelimesidir. Yunan edebiyatının klasik çağında filozofların eserleri ve nutukları sayesinde düzyazı büyük gelişme göstermiş, şiir alanında Ksenofanes&#8217;i örnek alan Parmenides ve Empedokles&#8217;in eserleri destan şeklinde yazıya dökülmüştür. Simonides, Bakhilides, Korinna ve Tebai&#8217;li Pindaros bu çağda lirik ağıtların en güzel örneklerini vermişlerdir. Bu şairlerden en bilineni olan Pindaros Panhelenik yarışmalarda kazanan atletler onuruna yazdığı şiirlerinde Olimpos tanrılarının yüceliğini ve Yunan geleneklerinin kutsallığını anlatmıştır. M.Ö. 5.yy&#8217;nin Yunan edebiyatına kazandırdığı en önemli eserler kuşkusuz Aishilos, Sofokles ve Euripides&#8217;in tragedyalarıdır.</p>
<p>M.Ö. 6.yy&#8217;nin sonlarına doğru tragedya, Hoirilos ve mitolojinin yanısıra tarih konusunu da işleyen Frinihos&#8217;un piyesleriyle büyük ilerleme kaydetmişti. Frinihos &#8216;Foinissai&#8217;(Fenikeli kadınlar) adlı dramında Salamis deniz zaferini büyük başarıyla anlatmış, halkın çok etkilenmesi sonucu yasaklanan &#8216;Miletos&#8217;un zaptı&#8217; adlı oyununda ise bu şehrin Persler tarafından ele geçirilişini sahneye koymuştu. Tragedyaya esas şeklini veren ise Aishilos olmuştur. Aishilos konusunu mitolojiden alan piyesler yazmıştır. Aishilos&#8217;un mitolojik konuya sahip olmayan tek piyesi bizzat katıldığı 2. Pers Seferini konu alan ve çok önemli bir tarihi belge olarak kabul edilen &#8216;Persler&#8217;dir. Tüm hayatını Atina&#8217;da geçiren Sophokles tragedyaya üçüncü bir aktör katmış ve mitologyaya dayanan piyeslerinde tanrılar ve kahramanların gerisinde insanları da başarıyla karakterize etmiştir. Yazdığı 111 piyesten yedi tanesi günümüze kadar ulaşmıştır. Yazdığı yetmişbeş piyesten ondokuz tanesi günümüze oluşan Euripides, yalnız sanat için yazan ve yaşayan bir düşünürdür. Tragedyada gelenek olduğu üzere konularını mitolojiden alan bu yazar Aishilos&#8217;un kahraman, Sophokles&#8217;in ideal insan tiplemeleri yerine tanrı veya kahraman maskesi altında çağının insanlarını incelemiştir. Zamanında beğenilmiyen yazar Aristo tarafından en iyi dram yazarı olarak tanımlanmıştır. Dionysos törenlerinden doğan bir başka tür de komedyadır. Sirakusa&#8217;da Gelon ve Hierro zamanında İstanköylü Epiharmos&#8217;un kaleme aldığı komedyalarda, Sirakusa&#8217;da özgürlük olmadığı için bazı mitosları gülünç bir şekile sokarak sahneledikleri bilinmektedir. Komedya asıl gelişimini Atina&#8217;da geçirmiştir. Resmi nitelikte olan Dionisos şenlikleri kapsamındaki yarışmalara, ilk kez M.Ö.5.yy&#8217;nin başlarında, komik korolar da alınmıştı. Kratinos ve Eupolis gibi komedya yazarları konularını tragedya yazarlarının tersine piyes konularını günlük hayattan alır, genelde parti mücadelelerini, başta bulunan devlet adamlarını ve sosyal hayatı eleştirirlerdi. Hatta eleştirileri yüzünden Kratinos&#8217;un eserlerinden bazıları sansüre maruz kalmıştı. Komedyanın en önemli yazarı Aristophanes&#8217;tir. Kırkdört piyesinden onbiri günümüze ulaşmıştır. Tragedya ve komedya dini bir tören sayıldığından aktörler, Dionisos kültüyle ilgili maskeler taşırdı. Dublör kullanılmaz, seyirciler yarım daire şeklinde kerevetler veya tahta setler üzerine otururlardı. Dionisos tiyatrosu denen bu tiyatrolar ancak M.Ö. 4.yy&#8217;de, yani tragedya&#8217;nın en parlak çağı bittikten sonra taş yapıt haline gelmiştir. Bu çağdan sonra tragedya ve komedya gerileme gösterirken, retorik ve felsefe yazıları belirli bir ilerleme göstermiştir.</p>
<p>Retorik yani sade ama etkileyici konuşma sanatı sofist olan Trasimahos, Gorgias ve onun öğrencisi İsokrates tarafından geliştirilmiştir. Aynı çağda nutuklarıyla ün kazanan hatipler arasında Lisias, Aishines, Hipperides ve Demostenes gösterilebilir. Eski çağın en büyük hatiplerinden olan Demostenes&#8217;in yurtsever duygular ve patetik sözlerle yüklü nutukları hem eski zamanların hem de günümüzün siyaset adamlarını etkilemiştir. Felsefe Felsefe M.Ö.6.yy&#8217;nin ilk yarısında o zamanki dünya görüşünün insanları tatmin etmemesinden doğmuştur. Yeni uygarlıkların keşfi bir takım sorunlar ortaya koymuş, insanları bu sorunların üzerine eğilmeye sevk etmiştir. Bu yüzyıllarda İyonya&#8217;nın aydın çevrelerinde kıpırdanmaya başlayan düşünce hareketleri dinin ve taassubun zincirlerini kırmış dünyada olup biten şeyleri doğa üstü güçlerle değil tabiata egemen kanunlarla açıklama eğilimi baş göstermiştir. Bu dönemlerde başlı başına şahsiyetler çıkmış ve bu kişiler eski geleneklere karşı çıkarak dünyanın menşeini kavramak ve onu meydana getiren elemanları saptamak için uğraşmışlardır. Bunlara İyonya tabiat filozofları adı verilmektedir. Thales, bu dünyayı ve herşeyi meydana getiren şeyin su olduğunu iddia eder. Anaksimandros havayı sudan önemli görür. Kselofannes de bu dönemin önemli felsefe adamlarındandır. İyonya tabiat filozoflarının vardıkları birbiriyle çelişen çeşitli sonuçlara rağmen bilime yaptıkları en büyük hizmet bu sorunları ilk kez ortaya atmaları ve bilimi pratik amaçlar için kullanılan bir araç değil, sırf gerçeğe ulaşmak için teorik nitelikte bir araştırma olarak kabullenmeleridir ki bu görüş bugünkü bilim görüşüne tamamen uygundur. M.Ö. 5. yy.&#8217;nin (Birinci Klasik Çağ) ilk yarısında yetişen düşünürlerin büyük kısmı ya Atinalı ya da Atina&#8217;da yerleşmiş yabancılardır. Anadolu&#8217;da ise tabiat felsefesini sürdüren bazı filozoflar yaşıyordu. Fakat bunlar birbirleriyle çelişen teoriler ileri sürdüklerinden, bu teoriler geniş çevrelere ulaşamamış, tüm Yunan adasına yayılamamıştır. Bu dönem önemli filozofları arasında Ephesoslu Herakleitos tabiatta hiçbir şeyin olduğu gibi kalmayıp, nesnelerin sürekli &#8216;logos&#8217; (akıl) olarak gösterdiği ve ateşle bir saydığı kanuna göre değiştiğini ileri sürmüştür. Eleialı Parmenides de dünya hakkındaki görüşünü akıl ve mantığa dayamak suretiyle kurmak istediğinden Yunan felsefe tarihinin ilk rasyonalist filosofu olarak bilinmektedir.</p>
<p>M.Ö. 480 yılından sonra kültür hayatında bir hayli gelişme olan Sicilya&#8217;da yetişmiş Empedokles, Perikles zamanında Atina&#8217;da felsefe sistemini açıklamaya başlamış olan Klazomenaili Anaksagoros, Abderalı Demokritos ve Sokrates bu dönemin en ünlü yazarlarıdır. Demokritos düalist düşüncelerin tersine dünyadaki şeylerin sayıları sonsuz, bölünmeleri imkansız, son derece küçük, renksiz ve sade olan zerrelerden yani &#8216;atom&#8221;lardan meydana geldiğini savunmuştur. Demokritos tam anlamıyla materyalist felsefe sistemi ortaya koymuştur. Sokrates (M.Ö 470/69-399) insanları kendi kendilerine öğrenmeye sevk ederek yurttaşlarının ahlaken daha iyi olmalarını, sosyete ve devlet içinde daha faydalı elemanlar olarak çalışmalarını istiyordu. Kendisi sofizm dalında olduğu kadar felsefede de döneminin en önemli şahsiyetleri arasına girmiştir. Yetiştirdiği öğrenciler Yunan tarihinin 2. Klasik çağında felsefe alanında büyük gelişmeler yapmışlar ve onun düşüncelerini uzun süre yaşatmışlardır. Sokrates&#8217;te eskiyi yıkmak isteyen devrimci bir taraf da vardı. Bu yönü sebebiyle ağır eleştirilere uğramış, sonunda Anitas adında bir Atinalı&#8217;nın onu devlet tanrılarını inkar etmek ve gençliği zehirlemekle suçlaması üzerine mahkemeye verilerek idama mahkum olmuş ve zehir içerek intihar etmiştir. M.Ö. 5 yy&#8217;da zamanımıza kadar bilim dünyasını meşgul eden problemler ele alınmaya başlanmış, bunlara çözümler üretilmek üzere çalışılmıştır.</p>
<p>İkinci klasik çağda (M.Ö 4.yy) bir taraftan Demokritos&#8217;un atom teorisi geliştirilmekte diğer taraftan Sokrates&#8217;in felsefi düşünceleri öğrencileri tarafından ilerletilmektedir. Bu öğrenciler arasında Atina&#8217;da Kinosarges gimnasyonunda bir ekol kuran Antistanes gösterilebilir. Antistenes&#8217;e göre dünya hazları ve kültür elemanları insanlar için zararlıydı. Bunun için insanlar alçak gönüllü olmalı, gayet sade ve hatta ilkel bir yaşam sürdürmeliydi. Yalnız kendi ihtiraslarına egemen olan kişi özgür olabilirdi. Antistenes&#8217;in görüşlerini Sinoplu Diogenes daha da geliştirmiştir. Aynı sorunu Sokrates&#8217;in başka bir öğrencisi Kireneli Aristippos da ele almıştır. Aristippos&#8217;un en önemli öğrensisi Hellenizm çağında faaliyette bulunmuş olan Epikuros&#8217;tur. Yalnız Sokrates&#8217;in öğrencilerinin değil, tüm Yunan filozoflarının en büyüğü Atinalı zengin bir aileye mensup olan Platon (427-348/47)&#8217;dur.Yunan felsefesi Platon (Eflatun) ile en yüksek seviyesine ulaşmıştır. &#8216;Faidon&#8217;, &#8216;Apologia&#8217;, &#8216;Simpasion&#8217;, &#8216;Politeia&#8217; (Devlet) ve &#8216;Nomai&#8217; (Kanunlar) en önemli eserleridir. Eflatun felsefesinin özünü idealar teorisi ve insan ruhunun ölümsüzlüğü teşkil eder. İçinde olduğumuz sürekli akış halinde olan nesneler dünyasının ötesinde Eflatun&#8217;un reel varlıklar olarak kabullendiği &#8216;idealar dünyası&#8217; yani tümel anlamların meydana getirdiği sonsuz bir dünya vardır. Gerçek sandığımız nesneler bu ideaların yaşadığımız dünyaya yansımalarından başka birşey değildir, bunlar ideaların gölgelerinden ibarettir. Platon&#8217;un en ünlü öğrencisi Aristo&#8217;dur. Aristo (384-322) genç yaşlarda Platon tarzında yazdığı dialoglarla ün kazanmıştır. Hocasının &#8216;idealar&#8217; teorisinin mistik kısımlarını incelemiş ve aynı zaman da siyaset bilimi ile uğraşmıştır. Makedonya kralı Filip 2&#8242;nin oğlu İskender&#8217;in öğretimiyle uğraşmış ve onun Yunan kültürüyle yakından ilşkiye girmesini sağlamıştır. Aristo bilimleri dört kısıma ayırmıştır: Mantık, metafizik, tabiat tarihi ve ahlak. Son iki gruba dair yazdığı eserler çok önemlidir. Tabiat bilimi olarak fizik, astronomi, psikoloji, zooloji, botanik ve jeoloji&#8217;yi kastetmiş ve bütün bu alanlarda yaptığı çalışmalarında zengin etüd kolleksiyonları toplamakla bilimsel çalışmaların tam anlamıyla kurucusu olmuştur. Siyaset bilimi alanında da uzun incelemeler sonucu &#8216;Politikai&#8217; adlı bir eser yazmış, bu eserinde tarihte karşılaştığı monarşi, aristokrasi ve demorasi olmak üzere üç devlet sistemiyle meşgul olmuştur. Bu kitabı, Yunanistan&#8217;ın yüzyıllar boyu siyasal durumu hakkında etraflı bilgiler verdiği için tarihçiler tarafından çok önemsenmiş ve kullanılmıştır. Aristo&#8217;dan sonra daha önceki filozofların yerini tutabilecek geniş görüşlü bir kimse yetişmemiş, Hellenizm çağında ise tek tek bilim alanlarında uğraşan bilginler ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Mitoloji: Eski Yunanlılar doğadaki herşeyi tanrı olarak görmüşler, etraflarında olan her olayı bir tanrıyla bağdaştırmışlardır. İnsan şeklinde olmalarına rağmen ölümsüz ve insanlardan çok daha güçlü olan bu tanrılar Yunan mitolojisiin temelini oluştururlar. Asırlar boyunca anlatılagelen ve &#8216;mythos&#8217; denilen hikayelerden oluşan Yunan mitolojisinin ana konuları dünyanın, tanrıların ve insanların oluşumu, tanrıların kendi aralarındaki veya insanlarla olan ilişkileri ve Troya Savaşı gibi gerçek olaylardır. Bu gibi gerçek olaylara, ağızdan ağıza anlatılırlarken çeşitli hayal ürünü hikayeler eklenmesi sonucu oluşan efsaneler aynı zamanda tarihsel değer de taşırlar. Yunan mitolojisine göre başlangıçta, yani dünya oluşmadan önce Khaos (sonsuz boşluk) vardı. Sonra Khaos&#8217;tan Gaia, yani toprak ve daha da sonra çekici gücün sembolü Eros çıktı. Eros&#8217;un sayesinde Khaos ve Gaia&#8217;dan Erebos (yeraltı karanlığı) ve Nyks (gece), onlardan ise Arther (göğün üst tabakalarının ışığı) ve Hemere (gündüz) doğdu. Daha sonra Uranos (gök) ve Pontos&#8217;u (deniz) dünyaya getiren Gaia Uranos&#8217;la birleşerek erkek ve dişi titanları, tek gözlü devler olan Kyklop&#8217;ları ve Hekatonkheires adlı yüz kollu devleri doğurdu. En son doğan erkek titan olan Kronos babasını yenerek tüm evrenin kralı oldu. Krallığını kaybetmemek için kendisi gibi titan olan karısı Rhea&#8217;dan doğan çocuklarını yiyen Kronos , kendisinden kaçırılan oğlu Zeus tarafından yenilince mitolojide tanrılar devri başladı.</p>
<p>ZEUS: Gök tanrısı olan Zeus annesi Rhea&#8217;nın yardımıyla babası Kronos&#8217;u tahtından indirerek Olympos&#8217;a yerleşmiştir. İnsanları ve tanrıları tiranlar ve devlere karşı korumuş ve onlara hükmetmiştir. Sık sık hayvan kılığına girip kadınları baştan çıkarır. Birçok sıfatı ve simgesi vardır.</p>
<p>HERA: Analığın yüceliği ve evliliği simgeler. Kronos ve Rhea&#8217;nın kızı olan Hera kardeşi Zeus&#8217;la evlidir. Çoğunlukla kinci, kıskanç ve hırçın bir tanrıça olmasıyla tanınır.</p>
<p>ATHENA: Evleri ve kentleri korur. Babası Zeus&#8217;un kafasından, tepeden tırnağa silahlı olarak doğmuştur. Aklın ve zekanın gücünü simgeler. Genellikle silahlı olarak canlandırılır.</p>
<p>APOLLON: Güneş tanrısı olan Apollon, Zeus ve Leto&#8217;nun oğludur. Aynı zamanda müzik ve şiir tanrısıdır. Tanrıların en yakışıklısıdır.</p>
<p>ARTEMİS: Av tanrıçası olan Artemis, Apollon&#8217;un kız kardeşidir. El değmemişliği simgeler. Ok ve yay taşır, bir dişi geyik ve köpeklerle dolaşır. Simgesi hilaldir.</p>
<p>HERMES: Zeus ile Maia&#8217;nın oğlu olan Hermes yolları ve onların üzerinde seyreden habercileri gezginleri, satıcıları ve gerektiğinde de hırsızları korur. Becerikli ve kurnaz bir tanrıdır.</p>
<p>HEPHAİSTOS: Ateş tanrısıdır. Demircilik ve madencilik ustasıdır. Hera&#8217;nın oğludur. Aphrodite ile evlenmiştir. İki ayağıda topal olan Hephaistos yer altında tanrılara silah yapar.</p>
<p>ARES: Savaş tanrısıdır. Acımasız ve kavgacı bir tanrı olduğu için kimse tarafından sevilmez.</p>
<p>APHRODITE: Aşk tanrıçasıdır. Hephaistos&#8217;un sadık olmayan eşidir. Anadolu&#8217;da büyük saygı görmüş adına kentler ve tapınaklar yapılmıştır. r6;</p>
<p>DEMETER: Bereket ve ekili topraklar tanrıçası, Kronos ve Rhea&#8217;nın kızıdır.</p>
<p>POSEİDON: Denizler tanrısıdır. Denizciler iyi bir yolculuk için Poseidon&#8217;a yakarırlardı. Zeus&#8217;un erkek kardeşidir.</p>
<p>HADES: Ölüler dünyasının ve yeraltının tanrısıdır. Kendisini görünmez yapan bir başlığı vardır.</p>
<p>ASKLEPİOS: Asklepios sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yaygın kanıya göre Apollon ve nymphe (su perisi) Koronis&#8217;in oğludur.Genelde elinde yılanlı bir asa ile betimlenir. Zeus tarafından öldürülmüştür.</p>
<p>DİONYSOS: Şarap, sarhoşluk ve bağcılık tanrısı olan Dionysos, Zeus ve Semele&#8217;nin oğludur.Simgesi çam ve sarmaşıktır. Genellikle elinde kantharos adı verilen testiyle canlandırılır.</p>
<p>HESTİA: Ocak tanrıçası, evli kadın ve yeni doğmuş çocukların koruyucusu Hestia, Kronos ve Rhea&#8217;nın bakire kızıdır. Onuruna her sitenin prytaneionunda sürekli olarak kutsal ateş yakılırdı.</p>
<p>THYKE: İyi ve kötü talih tanrıçası. Çoğunlukla taç ve elinde bereket boynuzuyla betimlenir.</p>
<p>NEMESİS: Nyks&#8217;in kızıdır. Tanrısal öcü simgeler. Zeus&#8217;tan kurtulmak için kaza dönüşmüştür, fakat Zeus da bir kaza dönüşerek Helene ve Dioskurları doğurmasına sebep olmuştur.</p>
<p>HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Asklepios&#8217;la ilişkilendirilir. Hayvanı yılandır.</p>
<p>HYPNOS: Uyku tanrısıdır. Erebos ve Nyks&#8217;in oğludur. Oğulları Morpheos, İcelos ve Phantasos düşleri yaratır. Yaşadığı mağaradan unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe&#8217;nin suları geçer.</p>
<p>HYMENAİOS: Evlilik tanrısıdır. Genellikle Apollon ve Kalliope&#8217;nin oğlu olduğu kabul edilir.</p>
<p>EROS: Aşkın ve üremenin tanrısıdır. Önceleri genç olarak betimlenen Eros daha sonra Hellenistik dönemde kalpleri ok ile yaralayan kanatlı bir çocuk olarak betimlenmeye başlanmıştır.</p>
<p>PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/klasik-arkeoloji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır piramitleri hakkında genel bilgiler</title>
		<link>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitleri-hakkinda-genel-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitleri-hakkinda-genel-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 21:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kefren piramiti hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[keops piramiti hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[mikorinos piramiti hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitleri hakkında bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitlerinin isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitlerinin özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=21</guid>
		<description><![CDATA[Mısır piramitleri&#8230;.. Evet bu piramitler beni Dünya&#8217;da en çok büyüleyen yapılardan gerçekten dış görünüşleriyle özellikleriyle insanda bir hayranlık uyandırıyor. Bende bu ilgim nedeniyle mısır piramitleri hakkında sizlerle sık sık bilgi paylaşacağım ilk olarak mısır piramitleri hakkında kısa bir bilgi verelim. Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır&#8217;daki Keops Piramididir. Mısır&#8217;ın başkenti Kahire yakınındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır piramitleri&#8230;.. Evet bu piramitler beni Dünya&#8217;da en çok büyüleyen yapılardan gerçekten dış görünüşleriyle özellikleriyle insanda bir hayranlık uyandırıyor. Bende bu ilgim nedeniyle mısır piramitleri hakkında sizlerle sık sık bilgi paylaşacağım ilk olarak mısır piramitleri hakkında kısa bir bilgi verelim.</p>
<p>Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır&#8217;daki Keops Piramididir. Mısır&#8217;ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.<br />
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.<br />
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır&#8217;ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops&#8217;un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops&#8217;un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren&#8217;e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500&#8242;lü yıllarda hüküm süren Mikerinos&#8217;a aittir.<br />
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de &#8220;Dünyanın Birinci Harikası&#8221; olma niteliğine hak kazanmıştır.<br />
Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.<br />
Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.<br />
Kefren Piramidinin taban kenarlarının uzunluğu 216m, yüksekliği 143m’dir.<br />
Mikorinos adına yapılan 66m uzunluğundaki piramidin taban kenarlarının uzunluğu 109m’dir<br />
Tarihçi Herodot&#8217;a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops&#8217;un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.<br />
Bu üç piramit tam bir teknik ustalık ve mühendislik yeteneği başyapıtıdır. Yerleştirilişi, yapının dev boyutları, kullanılan kireçtaşından yapılan blokların boyut ve ağırlıkları şaşırtıcıdır. Bu piramitler Dünyanın Yedi Harikası içinde günümüzde sağlam kalan tek yapıdır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/arkeoloji/misir-piramitleri-hakkinda-genel-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

