Tem 19



Kıbrıs Türk Edebiyatı

HAKKINDA YAZILANLAR

(1936-1993)
4 Mart 1993 tarihinde kaybettiğimiz Hizber Bey 30 Ocak 1936 tarihinde Lefkoşa’nın isim yapmış ticaret erbabından Mustafa Hikmet Bey ve eşi Hıfziye Hanımın altı çocuğundan beşincisi olarak dünyaya gelmiştir. İlkokuldan sonra İngiliz okuluna başlamış fakat orta eğitimini tamamlamadan genç yaşta babasının yanında ticaret hayatına atılmıştır. İş hayatının ağır yükü onun sanat dünyasına da adım atmasına mani olmamış, çeşitli gazetelerin sanat sayfalarında çıkan yazı ve şiirleri ile kısa zamanda kendisine adından söz edilir bir sanatkâr kişiliği kazandırmıştır.

1 Aralık 1957 senesinde ilk sayısını çıkardığı “Er Meydanı” adlı aylık fikir-sanat yaprağında kendisininkine ilaveten o devrin önde gelen genç yazar ve şairlerinin imzalarına rastlanır. A.Sedat Törel, Bener Hakkı Hakeri, Ahmet M. Gürkan, Üner Ulutuğ, Fuat Veziroğlu bunlardan bazılarıdır. Herhalde içlerinde en duygulu yazar da, yanlış bir tedavi sonucu ömur boyu genç yaşında yatağa bağlı kalan amcasının kızı Feride Hikmet Hanımdır.

Hizber Bey, “Aşksız yaşanmaz (Nesir)” başlıklı ilk kitabını 1957 yılında Bozkurt Basımevi’nde, Adım Yayınları olarak bastırmış daha sonra “Er Meydanı Yayınları”nı kurarak şu kitapları sanat ve edebiyat sevenlere sunmuştu:
1.Solan Yapraklar (Şiirler), Feride M. Hikmet, Ocak 1958
2.Eylül Misafiri (Çiçekler), Hizber M. Hikmet, Şubat 1958
3.Utanan Çiçek (Şiirler), Üner Ulutuğ, Mart 1958
4.Her Müslümanın Bilmesi Gereken Din Dersleri, Halkın Sesi, 1958
5.Geçen Yıllar (Şiirler), Feride M. Hikmet, Eylül 1958
6.Mum Işığı (Şiirler), Feride M. Hikmet, 1959
7.Teselli (Nesir), Hizber M. Hikmet, 1962
Rahmetlinin bu arada iki yıl kadar süren bir İstanbul devresi de vukû bulmuş ve Üstâdı diye kabul ettiği Necip Fazıl Kısakürek’in yazı ve yayın faaliyeti içerisinde yer almıştı. Üstadla samimi bağlılıkları vefat edene kadar devam etmişti.

1962 yılı Nisan’ında muhalif bir gazetenin sahip ve yazarları olan kardeşi Ayhan M. Hikmet ile Ahmet M.Gürkan’ın öldürülmeleri üzerine bir müddet edebiyat dünyasından uzak kalmış ve kendisini tamamıyle iş hayatına vermişti. 1970 sonrasında Kıbrıs Türk İslam Cemiyeti’nin yönetici kadrolarına dahil olarak onun yayın organı olan “Nizâm” gazetesinde tekrar aktif yayın hayatına geri döner ve 1972 yılında Rahmetli Raif Denktaş’ın çıkardığı Zaman gazetesinde manevi konuların işlendiği yazılar ve şiirler yazmaya başlar. 1987 yılında yeniden yayınlanmaya başlayan Kıbrıs Türk İslam Cemiyeti’nin ismi “Selâm”a tahvil edilen yayın organının yönetmenliğini üstlenir. Hizber Bey, aylık çıkan bu gazetede Hikmetağalar soy ismini almış olarak “Tarih-Yargı” isimli köşe yazıları yazmakta idi.

Hizber Bey fikrî formasyonları farklı olsa bile kendisi gibi edebiyat hassasiyetine sahip kişilerle de yakın ilişki içerisine girebilen nüktedan ve kültürlü bir kişilik sahibi idi. Haşmet Gürkan, Harid Fedai, Ahmet An ve Kutlu Adalı ile beraber başladıkları dostluk, başkalarının da katılması ile 17 Mayıs 1990 tarihinde K.T. Sanatçı ve Yazarlar Birliği’nin kurulması ile sonuçlanmıştı. En son ve sürekli yazı sürecine Kıbrıs Gazetesi’nin sayfaları arasında “Semtler ve Anılar” başlığı altında yazdığı haftalık yazılarla giren Hizber Bey’in 12 Mart 1990 ile 8 Şubat 1993 yılları arasında 109 adet yazısı yayınlanmıştır. Lefkoşa’nın geçmişini anlatan bu yazılar , vefatından 3 yıl sonra , “Eski Lefkoşa’da Semtler ve Anılar” başlıklı bir kitap haline getirilmiştir (Marifet Yayınları, İstanbul, 1996).

Tem 18


şair


Afganistan’ın Meymene vilayetine bağlı Ant-hoy’de 21 Şubat 1927 tarihinde doğdu. 1938-44 yılları arasında Anthoy İlkmektebini bitirdi. 1950 yılına kadara Kabil Darül-muallimîni’nde okudu. 1950-52 yılları arasında Kabil Darülfünunu’nda kimya ve biyoloji öğrenimi gördü. 1952-54 yılları arasında Anthoy’da öğretmenlik yaptı. Siyasi dalgalanmalar yüzünden Meymene’ye gönderildi. 1957 yılına kadar Abu Ubeydi Cuzcâni Lisesi müdür muavinliği görevinde bulundu. O zamanki Afgan Hükümeti’nin Türklere karşı uyguladığı siyasete karşı çıkarak vatanından ayrıldı. Pakistan ve İran’ı kaçak olarak geçti ve “Ayyıldızımıza kavuştum” dediği Türkiye’ye sığındı.

1957-61 yıllan arasında Adana’da öğretmenlik yaptı. 1961 yılında istifa etti. Mersin’de Ataş Rafinerisi’nde çalışmaya başladı. 1974 yılında Amerika’ya göçtü. Princeton’da Mobil Oiil’de teknik eleman olarak çalışmaya başladı. Bir süre emekli olarak ABD’nin New Jersey eyaletinde yaşadı. Çapendaz dergisini yayınladı.

1996 yılında Girne’de yapılan Türkçe’nin 4. Uluslararası Şiir Şöleninde Şeyh Galip Büyük Ödülü’nü aldı. Türkiye Yazarlar Birliği’nin düzenlediği Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şölenlerinin 5.si olan Starzburg Şöleni’ne de katılmıştı.

Son yıllarını Türkiye’de geçirmek için eşinin memleketi Silifke’ye yerleşti. 25 Mayıs 2009 tarihinde Silifke’de vefat etti.

ESERLERİ:
Yurt Koşukları, Tacik mi Taclık mı?, Kadir Taga, Müslüman Türkler ve İngilizler.


HAKKINDA YAZILANLAR

Turan şairi Ergeş Uçkun
Doç. Dr. Fethi Gedikli
Ufuk Ötesi
Kasım 2008

Dünyanın çeşitli yerlerindeki milletdaşlarımızın yazılarıyla karşılaşmak beni her zaman heyecanlandırmıştır. Söz gelimi Bir Tebrizli’nin, şimdi evi barkı “uygarlık savaşçıları”nın bombalarıyla yerle yeksan edilen bir Kerküklü’nün, bir Bakülü’nün, bir Gagavuz yeri yazarının veya burada olduğu gibi bir Afganistanlının yazısını, şiirini kendi dilimde okumak beni hep mutlu eder.
Birçoklarımız Türklerin siyasi birliğini hayal eder. Ama galiba ben siyasi birlikten çok bir dil birliği hayal edenlerdenim. Fizikî coğrafya birliği yerine bir dil coğrafyası birliği rüyası görürüm. Vatanın hudutlarının da siyasi çizgilerden çok ortak dilin yayılmış olduğu alanın sınırları olduğunu düşünürüm. Nitekim galiba meşhur Fransız şairi Aragon, “Fransızca benim vatanımdır” derken böyle bir şey kastetmiş olmalı. Bu sebeple, talih beni 4 Mart 2003’te Ergeş Uckun ve şiir kitabı “Yurt Koşugları” ile buluşturduğunda büyük bir heyecan yaşadım. Ötüken Neşriyat tarafından 1997’de yayımlanan kitabı ben, Kadıköy’de ikinci el kitaplar satan bir kitapçıda gördüm. Eve dönerken otobüste kitabı okumaya başladım. Başta, kitabı yayıma hazırlayan Dr. Orhan Söylemez’in kısa bir “Sunuş”undan sonra (s. 9-11) şairin kendi kaleminden hayat macerasını okuyoruz (s. 13-38). Şiirlere gelmeden gene şairin kaleminden çıkma bir “Söz başı” (s. 41-43) kısmı var. Ardından 75 adet şiirin bulunduğu koşuklar bölümü 45-185) geliyor. Son olarak kitapta çok kısa bir sözlük kısmı (187-189) yer alıyor. Cidden değerli bir iş yapıp Ergeş Uçkun’u Türk okuyucusuna sunan Dr. Orhan Söylemez’in, bize yabancı gelen kelimeleri her şiirin altında açıklaması isabetli olmuştur fakat açıklanması gereken daha pek çok kelimenin kaldığı açıktır.

HAYATI:
Şahimerdankuloğlu Ergeş Uçkun, Afganistan’ın Meymene vilayetine bağlı Antköy’de 21 Şubat 1927′de doğdu. 1938-44 yılları arasında Antköy İlkokulu’nu bitirdi. 1944-1950 arasında Kabil Öğretmen Okulu’nda okudu. 1950-52 yılları arasında Kabil Üniversitesinde kimya ve biyoloji bölümüne devam etti fakat eğitimini yarım bırakıp öğretmenliğe başladı. 1952-54 yılları arasında Antköy’de, daha sonra 3 yıl kadar Meymene’de öğretmenlik yaptı. 1957 yılına kadar Ebu Ubeydi Cuzcânî Lisesi müdür muavinliği görevinde bulundu. Bu dönemde “Storey Gazetesi”nde şiirleri ve yazıları çıktı. O zamanki Afgan Hükümeti’nin Türklere yönelik baskıcı siyaseti sebebiyle 1957’de ülkesinden ayrılarak Pakistan ve İran’ı kaçak olarak geçti ve Türkiye’ye sığındı. 1957-61 yılları arasında Adana’da öğretmenlik yaptı. 1960 askeri darbesinden sonra askeri yönetimce oturduğu mahallenin muhtarlık görevi, kendisine tevdi edildi. 1961 yılında öğretmenlikten ayrıldı. Mersin’de Ataş Rafinerisi’nde laboratuar teknisyeni olarak çalıştı. Bir ara besicilikle uğraştı. 1974 yılında Türkiyedeki sağ-sol kavgası yüzünden Amerika’ya göçtü. Princeton’da Mobil Oil’de teknik eleman olarak çalışmaya başladı. 1993’te oradan emekli oldu. Çapandaz Cemiyeti kurucusu olan şair bugün New Jersey’de yaşıyor. Silifkeli Türkan hanımla evli ve Timuçin Han, Timur Han, Belida Han ve Aybars Han adlı dört çocuk babasıdır.

ESERLERİ:
Şairin burada tanıttığımız şiir kitabı “Yurt Koşugları” (İstanbul 1997) haricinde yeni yazdığı başka bazı şiirler daha vardır.

“Yeni Türkiye Dergisi”nin Türk Dünyası özel sayısı için Afganistan Türklerini işlediği “Ellibin Yaşındaki Turan Afganistan Olur mu?”, (Temmuz-Ağustos 1997, sayı. 16, s. 1694 vd.) adlı bir makalesi vardır. Şairimizin yeni şiirlerinin ve makalelerinin ayrı ayrı kitaplar halinde yayımlanması arzuya şayandır. Görebildiğimiz kadarıyla Uçkun hakkında Arslan Küçükyıldız’ın “Turan Şairi (Şahımerdan Kul Hanoğlu) Ergeş Uçkun”, (Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sayı. 10, s. 267-276, Erzurum 1998) adlı bir makalesi vardır. Yine Küçükyıldız, genel ağda şairin “Turan’da Toy” adlı yeni bir şiirini yayımlamıştır.

Ergeş Uçkun hayatının çeşitli cephelerini, sözünü ettiğimiz kitabında uzunca sayılabilecek “hayatı ve kişiliği” bölümünde bize anlatır. Zevkle ve ilgiyle okunan bu bölüm insanda, şairin hatıratını daha etraflı bir şekilde kaleme alıp yayımlaması arzusunu uyandırıyor. İnanıyorum ki Ergeş Uçkun’un bunu yapması, Güney Türkistan diye adlandırdığı Afganistan’daki hemşerilerine ve tabii bize büyük bir armağan olur. Çetin mücadelelerle dolu bu hayatın bilhassa genç arkadaşlar için öğretici olabileceği kanaatindeyim.

Şimdi şairin çocukluğundan naklettiği bir anektoda bakalım. Ergeş yedi yaşına girince pazar yerini görmek için düzenlenmiş görkemli bir törenle pazar toyuna gitmiş. Orada yediği helva için o şunları söylüyor: “Helvaların hepsi kendi mahallemizden idi. Kesinlikle söylenebilir ki dünyanın hiçbir yerinde biz yapmasak yoktur onlar gibisi. Batıda her türlü silah ve mühimmat var ama bizim helvamızı bilmezler. Eğer bilseler derhal savaşı bırakıp helva pişirmeye başlarlar.”

Uzun zamandan beri ve bugün batılıların verdiği isimle maalesef Orta Asya dediğimiz Türkistan ve eski Horasan toylar ve merasimler yurdudur. Bunlardan biri de ad verme merasimidir. Çocuk doğduğunda zuhur eden hadiselerden adını alır. Çölde doğan Çöllübay, gece doğan Tanibay, babasının koyunu bine ulaşan Minli ve buna benzer sürüye kurt dalsa Börübay vesaire vesaire olup gider. Yağmurdan, buluttan, taş baltaya kadar her türlü isim almak mümkündür.

Burada Ergeş Uçkun’un anlattığı toy denen düğün ve merasimlerin sadece isimlerini kaydetmek bile ilginç olabilir. Evliliğe kadar yapılan merasimler başta adlandırma merasimi olmak üzere ona kadar çıkmaktadır: bunlar sırasıyla doğumun beşinci gecesinde mahalleye verilen ziyafet, bebeğin tırnağı kesilecek kadar olduğunda kadınlar arasında tertiplenen toy, çocuğun saçının büyüyüp yüzüne düşecek olduğunda yine kadınlar arasında düzenlenen saç kesme merasimi, beşik toyu, çocuğu kurdun ağzından geçirme ve çenesine kurt kemiği veya dişi takma merasimi, dört yol töreni, sünnet düğünü, Kuran toyu, yol töresidir. Evlenme merasiminden sonra hacca gitmeye kudreti yetenler hac merasimi ve altmış dört yaşına erişenler peygamber efendimizle yaştaş olmanın şerefine peygamber toyu yaparlar. Törenler kişinin sadece sağlığında yapılmazlar; ölümle başlayan cenaze töreninin ardından ölünün evinde üçüncü günde, kırkıncı günde, yıl geçince aşlar pişer ve komşulara ikram edilir. Ergeş Uçkun’un şiirleri kadar, kendi çocukluğunu anlattığı ve bizi bir masallar diyarına götüren bu kısım da son derece ilginçtir.
Ergeş Uçkun’un Turan şairi olarak tarif edilmesi doğrudur. Gerçekten şiirleri okunduğunda hem bu kavramı (mesela Şanlı Turan, Turan’da Toy) çok sık kullandığı, hem de çeşitli adlar altında devletler ve topluluklar oluşturan Türkleri tek bir millet olarak gördüğü ve bütünlüğünü istediği hemen fark edilir. Mesela Türkistan başlıklı şiirinde şöyle der:

Horasan meskenim, Bakü menzilim
Almaata yaylam, Ankara sevgilim
Aşkabat’ta aşkım, Taşkent’te dilim
Gönlüm Semerkant’ta yatar Türkistan (s. 88)

Doğup büyüdüğü ülke daha geçen sene Amerika tarafından “halı bombardımanı”na tabi tutulan bu coşkun şairin yaşadığı ve yakından tanıdığı Amerika hakkındaki şiirinin bazı bölümleri ile “İnanma” adlı şiirini Türkiye Türkçesine uyarlayarak kendisini selamlıyor, sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum. Şair “bu şiiri daima Türk ve İslama karşı düşmanlarımıza yardımcı olan Amerika için yazdım”, demiştir.


EMRİKE (AMERİKA)

Var mı sen dek cihanda bir itibar Emrike?
Her bucağında bin bir Karun yatar Emrike

Dokuz felekte şanın, âlem senin hayranın
Dünya pazar dükkanın sermayedar Emrike

Sığın bakar çobanın, turna bakar dehkanın
Suna bakar bağbanın, aceb diyar Emrike

Balık açar göllerin, ceylan saçar çöllerin
Kaytan kaytan yolların, katar katar Emrike

Karlı dağlar başım dek, deryalar yoldaşım dek
Çeşmeler gözyaşım dek, dinmez akar Emrike

Ekininde bağında, taşında toprağında
Babam binen atların izleri var Emrike

Öndesin ilm ü fende, hünerin barı sende
Dünyanın akl ü fikri sana kaçar Emrike

İlmin var feraset yok, âdil bir siyaset yok
Nezaket-nefaset yok, gülsüz bahar Emrike

İt muteber insandan, oğul kızdan canandan
İnsanlık pellesiyde, yınıl durur Emrike

Lut kavmi bura göçer, Nemrut şurdan su içer
Ahir fısk u fesattan bir gün batar Emrike

Afroların zindanda, İndiyan kabristanda
Eskimolar kayanda, insan şiar Emrike

Kaşığın var her aşta, gözün daim oynaşta
Sana gönül verenler, sersan kalır Emrike

Uçkun der sözüm şudur, gah küydür ü gah öldür
Dünya Urussuz sensiz rahat yaşar Emrike.


İNANMA

Ey yiğitler aman bermen zalimge
Zalim kulnun yahşı yamanı bolmas

Kurandan don giyip gelse inanman
İblislernin din ü imanı bolmas

Türk oğlunun öz yurdudur Türkistan
Kutublardan Akdeniz’ge uzangan

Bir yanı Alaska bir yanı Kazan
Türk bütündür Özbek Türkmeni bolmas

İçki dışki deme, yok et düşmanı
İlletten yaradan kutgaz vatannı

Uçkun gibi şeylen giyip kefenni
İl bolmaknın başka imkanı bolmas.