<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Online Bilgi Merkezi &#187; Coğrafya</title>
	<atom:link href="http://www.forumbso.com/kategori/cografya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.forumbso.com</link>
	<description>Bilgi İçin BireBir...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Aug 2011 09:30:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ülkemizde halicilik</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/ulkemizde-halicilik.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/ulkemizde-halicilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 04:13:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkemizde halicilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2870</guid>
		<description><![CDATA[Şeritli Motifli Halı &#8211; Karaman/Taşkale Güneş Göbekli Halı &#8211; Karaman/Taşkale Embelli Motifi &#8211; Karaman/Taşkale Cıngıllı Göbek &#8211; Karaman/Taşkale Bilyalı Göbek &#8211; Karaman/Taşkale Halı Dokuma &#8211; K.Maraş/Elbistan Halı &#8211; K.Maraş/Elbistan Halı &#8211; K.Maraş/Elbistan Göbek Nakışı &#8211; K.Maraş/Elbistan Halı &#8211; Hatay/Kumluca İlçesi Halı &#8211; Hatay/Kumluca İlçesi Halı &#8211; Kütahya Acem halısı Demirci halıları Gördes halıları Milas halıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8744065928767280";
/* 336x280, oluşturulma 25.04.2011 */
google_ad_slot = "9266619162";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Şeritli Motifli Halı &#8211; Karaman/Taşkale<br />
Güneş Göbekli Halı &#8211; Karaman/Taşkale<br />
Embelli Motifi &#8211; Karaman/Taşkale<br />
Cıngıllı Göbek &#8211; Karaman/Taşkale<br />
Bilyalı Göbek &#8211; Karaman/Taşkale<br />
Halı Dokuma &#8211; K.Maraş/Elbistan<br />
Halı &#8211; K.Maraş/Elbistan<br />
Halı &#8211; K.Maraş/Elbistan<br />
Göbek Nakışı &#8211; K.Maraş/Elbistan<br />
Halı &#8211; Hatay/Kumluca İlçesi<br />
Halı &#8211; Hatay/Kumluca İlçesi<br />
Halı &#8211; Kütahya<br />
Acem halısı<br />
Demirci halıları<br />
Gördes halıları<br />
Milas halıları<br />
Taşpınar Halıları</p>
<p>&#8220;Naciye Kayıpmaz &#8211; Sümer Halı Genel Müdürlüğü Geleneksel Halı ve El Sanatları Araştırma Müdürü&#8221;</p>
<p>Altay’lar Asya Hunları bölgesinde, beşinci Pazırık kurganında  mumyalanmış at, eğer takımı, at arabası ve keçelerle bir arada bulunan  bir adet halı, düğümlü dokuma örneği olarak şimdiye dek bulunabilmiş ilk  ve en erken örnek olma özelliğini halen korumaktadır. Kazıyı yapan  hafir Rus arkeologu Rudenko ve ona iştirak eden bazı halı  araştırmacılarının, bu halının İran kavimlerince yapılarak Türk Hun  Hakanlarına hediye gönderildiği yolundaki iddialarının aksine; 5.  Pazırık kurganındaki hafriyatın tümü ele alındığında, ölülerin gömülme  gelenekleri, ölü yanlarına bırakılmış olan at, at arabası, keçe ve koşum  takımları, mezarda belirgin bir Türk Hun geleneğinin bulunduğunu  kanıtlamakta ve gerek Pazırık halısının, gerekse diğer mezar  buluntularının Türk Hun gelenekleri içinde ele alınmasını zorunlu  kılmaktadır. Halının bordüründe yer alan süvarilerin ve atların Türk  gelenekleriyle desenleştirilmiş olması bu görüşü desteklemektedir.  Özellikle atların eğer örtüleri ve kuyruklarının bağlanma şekilleri,  Pazırık halısı ile karşılaştırılan İran arkeolojik stellerindeki  süvarilerde bulunmayan Türk Hun geleneklerindendir. Elde mevcut başka  bir örnek bulunabilmiş olmadığından, şimdilik tarihi Türk el halılarını  Pazırık halısından başlayarak bir kronoloji içinde değerlendirebilmek  mümkün olmaktadır.<br />
Erken dönemlerde düğümlü dokuma parçaları konusunda yapılan  araştırmalarda bu dönemleri aydınlatacak oranda yeterli parça  bulunabilmiş değildir. Ancak 1906 ile 1908 yıllarında Doğu Türkistan’da,  Lou-Lan’da bir düğümlü dokuma parçası ile Lop-nor’daki bir Buda  tapınağında ikinci bir düğümlü dokuma parçası bulunmak suretiyle konu  bir ölçüde aydınlanmıştır. M.S. 3. ve 4. yüzyıllara tarihlendirilen bu  halı parçaları, ilk ve en erken örnekler olarak halının Türkmenistan  coğrafyasında tanındığı ve uygulandığı görüşünü desteklemiştir. 1913’de  Turfan kazıları sırasında, Kuça’ya yakın Kızıl’da bir tapınakta bir  parça halı daha bulunmuş, M.S. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen bu  parçanın tek argaca düğümlü teknik yapısı ve desen özellikleri ile 3. ve  4. yüzyıllara tarihlendirilen Doğu Türkistan parçaları ile aynı  özellikte olduğu ve bir geleneğin devamı olduğu görüşünü büyük oranda  doğrulamıştır.<br />
M.Ö. 3. yüzyıldan başlayan düğümlü dokuma örneği ile Doğu Türkistan’da  bulunmuş olan ve M.S. 3. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen halı  örnekleri; düğümlü dokumaların vatanının 35 ile 45 derece Kuzey  enlemleri arasındaki Orta Asya stepleri olduğunu belgelemektedir. Başka  bir Rus arkeoloğu Khlopin, düğümlü dokumaların ilk kez Güneybatı  Türkistan’da M.Ö. 2000 yılından itibaren dokunmaya başlanmış olmasının  mümkün olduğunu söylemektedir. Düğümlü dokuma dediğimiz halıların ilk  kez kimler tarafından bulunduğu ve uygulandığı çok önemli olmamakla  birlikte; bu geleneğin Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıkmış  olması ve onların batıya doğru göçleriyle birlikte de batıya getirildiği  görüşü birçok halı araştırmacısının üzerinde birleştiği önemli bir  olgudur.<br />
1935 -1936 yıllarında Kahire yakınlarındaki eski Kahire şehri Fustat’da  yapılan kazılarda, 100’ün üzerinde küçük halı parçası bulunmuştur. Bu  parçalardan iki adedi M.S. 9. yüzyıla Abbasi dönemine tarihlendirilen ve  literatüre Samarra halıları olarak geçen halılardır. Abbasi döneminde  Türk muhafız birlikleri için kurulmuş Samarra adlı bölgede, miladi  838-883 tarihleri arasında, İbn-i Yakut’a göre 25.000 Türk askeri,  ailesiyle birlikte yaklaşık 70.000 Türkmen yaşamaktaydı. Doğu Türkistan  Lou-Lan ve Kızıl halılarının teknik özelliği ve desen yapısındaki bu  parçalara bu yüzden araştırmacılar Samarra halıları adını vererek  Türklerin bu geleneği batıya getirmiş olduklarını belgelemiş oldular.  Düğümlü dokuma yaygılar, Bağdat yakınlarındaki Samarra’ya, Batı  Türkistan’dan gelerek bu bölgeye yerleşmiş bulunan Türkmen boyları  tarafından getirilmiş olmalıydı.<br />
Türk halılarının tarihi ile ilgili olarak, kesintisiz ve düzenli  kronoloji; 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu devrinde, Konya Alaaddin camisi  için yapılmış olan sekiz adet Selçuklu halısının bulunması ile  başlamıştır diyebiliriz. 13. yüzyıla tarihlendirilen ve Anadolu’da  Türkmenlerle başlamış olan bu kesintisiz tarihçe, Türkmen boy ve  oymaklarının düz ve düğümlü dokumalar konusunda dünyanın en güzel  örneklerini verdiklerini kanıtlamaktadır.<br />
Konya Alaaddin Camii’nde bulunan sekiz adet Selçuklu halısına ilave  olarak 1930 yılında Beyşehir Eşrefoğlu Camisi’nde bulunan üç adet  Selçuklu halısı daha eklenerek 11 adet ender bulunur Anadolu Selçuklu  dönemi Türk Halıları koleksiyonu oluşmuş bulunmaktadır. Bu halılar, Türk  Halı Sanatı’nda 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan uzun bir zaman  diliminde, sayısız güzellikte örnekler veren Anadolu Türkmen  dokuyucusunun geleneksel düğümlü dokuma kültürü zincirinin ilk ve en  önemli halkasını teşkil etmeleri açısından önemlidir. Bugün dünyanın en  zengin halı ve kilim koleksiyonuna sahip İstanbul Türk ve İslam Eserleri  Müzesi’nin teşhirinde yer alan, Konya Alaaddin Camii ve Beyşehir  Eşrefoğlu Camii’nde bulunmuş olan 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu Dönemi  halıları; gerek teknik konstrüksiyonu gerek doğal boyar maddelerle  yapılan renkleri ve gerekse ilginç Türk motif yapısıyla, düğümlü dokuma  kültürünün tartışmasız en güzel örnekleridir.<br />
Son zamanlarda bu dönem halılarıyla ilgili olarak ortaya çıkmış olan  dört parça halı; sürpriz nitelikleriyle halı araştırmacılığında yeni  değerlendirmelerin de odağı olmuştur. Karbon 14 metoduyla yapılan  kimyasal analizler bu halıların 1190-1200 yıllarında dokunduğunu  belgelemektedir. Tibet’te onarım yapılmakta olan bir manastır  çevresindeki kazılarda bulunan ve bugün Avrupa’da çok önemli  koleksiyonerler eline geçmiş bulunan bu dört parça halının; 13. yüzyılda  Anadolu’da Türkmenler tarafından dokunarak, Tibet’e gönderildiği  yönünde genel bir kanaat oluşmuş bulunmaktadır. Halılarda yer alan  kuvvetlice üsluplaşmış hayvan figürleri 14. Yüzyıl hayvan figürlü  Anadolu Türk halılarının da ilk örnekleri olma nitelikleriyle çok önemli  belgelerdir.<br />
Halıdaki teknik dokumadan kaynaklanan zorunluluk ve Türk tasvir anlayışı  nedeniyle biçimsel bir şekilde üsluplaştırılmış bitkisel motiflerin ve  Türk süsleme sanatlarında en güzel örneklerini vermiş bulunan kufi yazı  ve bu yazıdan geliştirilen kufi benzeri motiflerin, halı zemininde  kullanılması Selçuklu devri 13. yüzyıl Türk halılarının en belirgin  özelliğidir.<br />
Halı desenlerindeki üsluplaştırılmış ve sonsuzluk prensibi ile  ebedileştirilmiş desen raporlu bu karakteristik yapı, 14.-15.  yüzyıllarda yerini dekoratif ve stilize edilmiş hayvan figürlerinin  kullanıldığı bir yeniliğe bırakmıştır. Bu yüzden 14. ve 15. yüzyıl  Anadolu halıcılığına, literatürlerde Hayvan figürlü Anadolu Türk El  Halıları Dönemi ismi verilmiştir. Avrupalı ressam Sano Di Pietro’nun  ‘Meryem’in Nişanlanması’ tablosunda yerde serili olarak resmedilmiş  hayvan figürlü bir halı, Lippo Memmi’nin 1350’de yaptığı tablodaki  hayvan figürlü halı resmi ile Carlo Crivelli’nin 1350’lerde yaptığı  karnaval sahneli tabloda balkondan sarkıtılan ve yıldız madalyon içinde  stilize hayvan figürlerinin yer aldığı bir halı, Anadolu hayvan figürlü  halıların 14.-15. yüzyıla tarihlendirilmesinin kaynağı olmuştur.<br />
Anadolu Türk Kültürü’nde stilize edilmiş ve dekoratif formatta biraz da  biçimselleştirilmiş hayvan figürleri, diğer kültürlerdeki hayvan  figürlerinden hem anlam hem de figüratif özellikleriyle farklı  incelenirler. Özellikle 14. yüzyıl Anadolu Türkmen yerleşimlerinde sufi  kültürün etkileri hayvan hikayelerindeki benzetmelerle insan eğitimine  yönelik karşılaştırmaların yapıldığı dönemdir. Halılardaki ejder ve  zürüt-ü anka kavgaları, ejder betimlemeli insan nefsinin zümrüt-ü anka  gibi özgür bir cennet kuşuna varmak için verdiği iç mücadele şeklinde  değerlendirilmektedir.<br />
Bu safhada Türk kültüründe halının sadece bir yaygı olmanın ötesinde çok  daha derin mitolojik ve sembolik anlamların yüklü olduğu stilize  edilmiş biçimler ve renkler dünyası olduğunu belirlemekte fayda  bulunmaktadır. Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya dek büyük bir haritada  yaşama şansına sahip olmuş Türkmen boy ya da oymaklarının çok doğal  yaşam biçimi, dokuma yaygılarında hayat bulmuş; bu bir anlamda kendini  ifade etme biçimi, oymaklar arasındaki tatlı nüanslarla farklı motif ve  renk dünyasını günümüze ulaştırmıştır. Türkmen dokuyucusu, sosyal  mevkisi veya geleneğini, taşıdığı oymağın im ya da formunu, çevresinden  aldığı ve güzel gördüğü her bir objeyi doğal boyalarla renklendirerek  sembolize etmiş, sadeleştirmiş ve tanık olduğu olaylarla birlikte  yoğurarak halısına nakşetmiştir. Türk Halı ve kilimlerinde karakterize  olmuş motifler ve renkler, daha doğru tanımlaması ile yanışlar, onu  dokuyan insanın ve çevresinin bir anlatım aracı, bir mektubu gibidir.  Türkmen yaylaları yanışlarla konuşur, renklerle anlaşırlar.<br />
Anadolu halılarında motifler anlamlı ve geleneksel bir üslupla sembolize  edilmiştir. Anadolu kadını kendisini veya çevresini, sevincini veya  acısını, anılarını veya hayallerini sembolik değerler vererek halısına  aktarmıştır. Yaygılardaki yanışlar, onun tasarladığı veya aktarmayı  düşündüğü olayın veya nesnenin sembolik karşılıklarıdır.<br />
Anadolu halılarının bir önemli diğer özelliği bu hikayenin veya öykünün,  halı ve kilimlerdeki stilizasyonudur. Objelere yüklenmiş sembolik  anlatımlar halı ve kilimlerde bir de stilize edilerek uygulanırlar.  Dokuma tekniğinden gelen kolaylıklarla da formlar gerçeğinin sadece  hatırlanması istenircesine stilize edilirler. Böylece anlatılacak herşey  halı ve kilimde hem vardır, hem gizlidir, hem anlayanın dilindedir.<br />
İstanbul Vakıflar Halı Müzesi teşhirinde yer alan hayvan tasvirli halı,  15. yüzyıl hayvan figürlü Anadolu halılarının Türkiye müzelerindeki en  erken ve en güzel örneklerindendir. Avrupa müzelerindeki en kıymetli  Anadolu erken dönem hayvanlı halısı ise Marby Köyü Kilisesi’nde  bulunarak müzede koruma altına alınan ve bu yüzden adına Marby Halısı da  denilen Anadolu Türkmen dokuması hayvanlı halıdır. Ressam tablolarında  görülen bu halıların örnekleri, Avrupa ve Türkiye koleksiyonlarında  ortaya çıkmaya başladıkça, bu dönemde çok sayıda ve çok güzel halıların  dokunmuş olduğu belgelenmiştir. Ressam tablolarında, resmini yaptıran  soyluların dekorda mutlaka bu özel tür seccadeler, “Ressam Bellini  tablolarında görülen Türk halıları” tanımlaması yerine, literatüre  ‘Bellini halıları’ grubu olarak geçmiş bulunmaktadır. 15. yüzyıl Anadolu  geleneksel seccade halılarının bu güzel yapısı, 16. yüzyılda karşımıza  çıkacak olan küçük şemseli Uşak halılarının da habercileri gibidir.<br />
Alman ressam Hans Holbein’in 1530-1550 yılları arasında yaptığı birçok  tabloda, Flaman ressam Lorenzo Lotto’nun 1500’lerin ilk çeyreğinde  yaptığı birçok tabloda, Avrupa asilzadelerinin portre resimleri içine  fon olarak bir Anadolu Türk halısını resmettirdiği dikkati çekmektedir.  Bu yüzden, bu ressamların tablolarında görülen desen geleneklerinden  ötürü, 16. yüzyıla ait Anadolu halılarının bir kısmı ‘Holbein Halıları’  diğer bir kısmı da ‘Lotto Halıları’ grubu olarak adlandırılmış  bulunmaktadır.<br />
Holbein tablolarında görülen sarmal düzendeki rozet madalyonların yer  aldığı rapor desenli halılar, Batı Anadolu Türkmen halılarının çok  önemli bir dönem klasiğidir. Daha çok Bergama ve çevresiyle Uşak  atölyelerinde de dokunmuş örnekleri bulunan bu halılar, erken örnekleri  daha çok köy el tezgahlarından çıkmış halılar olmasının yanı sıra, 16.  yüzyıl ve sonralarında Uşak şehir tezgahlarında dokunmuş örnekleri de  çok yaygın olarak görülen bir tarzdır. Zeminde düzenli sıralı veya  diyagonal yerleştirilmiş madalyonların yanı sıra ortada büyükçe bir  madalyon ve etrafında küçük madalyonların bulunduğu halılar, Bergama ve  çevresi dokumalarının yaygın bilinen bir karakteristiği olmuştur. Bu  yüzden halı araştırmacıları arasında dört ayrı tipte incelenen Holbein  grubu Türkmen dokuması halısı bulunmaktadır.<br />
Lotto tablolarında görülen Türk halıları ise daha çok Selçuklu rumi  geçmelerin iç içe sarmal kullanıldığı ayrı bir Türkmen desenini  yansıtmaktadır. Daha çok toprak grubu açık renk tonların, özellikle  antik tütün sarısının kullanıldığı bu halılar, Uşak çevresi dokuma  kültürü içinde değerlendirebileceğimiz halılardır. Sonraki dönemlerde bu  desendeki birçok halıda Avrupalı ailelerin nişanlarının bulunması, bu  desen yapısında bir çok halının Avrupa’dan sipariş verilerek Anadolu’da  dokunduğunu belgelemektedir.<br />
Erken devir Türk halılarının incelenmesinde, tarihi kronoloji dönemin  ressamlarınca yapılan tablolarda yer alan halılarla bu halıların bire  bir aynılarının çeşitli koleksiyonlarda ortaya çıkışıyla doğrudan  ilgilidir. Ancak Avrupalı halı araştırmacıları Anadolu Türkmen kadınınca  dokunarak Avrupalı kiliselere, manastırlara veya asilzadelere  gönderilen bu halıları, ressam isimleriyle doğrudan ilişkilendirince  Anadolu Türk halılarının etiketlendirilmesinde yanlış olmayan ancak  yanlış anlaşılan bir kavram karmaşası ortaya çıkmaktadır. Ressam  tablolarındaki Türk halıları, bir dönem içinde o kadar yaygındır ki,  karnavallarla ilgili sahnelerin yer aldığı bazı tablolara bakıldığında,  sarayların balkonlarından bu Anadolu halılarının sarkıtılarak, saray  içindeki prestijin giderek abartılı bir gösteri halinde dışarıya da  yansıtıldığı rahatlıkla izlenmektedir. Özellikle Crivelli tablosundaki  bu sahneler gösteriyor ki 14. yüzyıldan itibaren birçok Avrupalı  asilzade veya zengin kiliseler, zenginliklerini Anadolu’dan  getirttirdikleri bu Türkmen halıları ile belirliyor ve resmettirdikleri  tablolara bu halılarıyla birlikte pozlar vererek prestijlerini gösteri  haline getiriyorlardı.<br />
16. yüzyılda Anadolu’da, özellikle Batı Anadolu’da, yapılan Holbein veya  Lotto tablolarındaki bu halılar; Anadolu’da geleneksel köy el  tezgahlarının yanı sıra atölye tipi siparişlerin karşılanabildiği  halıcılığın da başlangıç dönemi olmuştur denilebilir. Geleneksel ve köy  el tezgahlarında, irticalen dokunan Türkmen halılarının yanı sıra; bu  dönemde yapılan bu halılar ile atölye tipi sipariş dokuma halıcılığın  ilk numuneleri verilmiş ve Türk geleneksel halıcılığının yapısal  değişiminin ilk habercileri olmuşlardır.<br />
16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ‘Osmanlı Klasik Devri’ diye  belirlenmiş olan Türk halıları dönemine girilmiş olur. Bu devir,  geleneksel Türkmen yorumu ve tasarımına yansımış halıcılığımızdan farklı  olarak; artık nakkaşhanelerin geleneksel tasarıma müdahalesi ve katkısı  ile çözgüye aktarılan bir anlayışın, atölye şartlarında ve daha  kontrollü olarak uygulanmış örnekleri ile karşımıza çıkmış olması  farkıdır. Batı Anadolu’da, özellikle Uşak çevresinde kurulmuş olan ve  büyük bir kısmı saraya bağlı siparişleri karşılayan ve fermanlarla iş  akış düzenleri sağlanan atölyelerde bu devir nakkaşlarının tasarımları  halılarımıza uygulanmış ve Madalyonlu Uşak, Yıldızlı Uşak ve Kuşlu Uşak  diye bilinen halılarımız bu devirde en güzel örnekleriyle  dokunmuşlardır.<br />
Osmanlı kumaş, cilt, tezhip, hat, ebru ve seramik sanatlarının da  zirvesi sayılabilecek bu dönemlerde özellikle nakkaşhanedeki çok  kuvvetli kalemler, Osmanlı üslubu da denilen tarzda bu alanlarda tarihe  mal olmuş nefis eserlerin yanı sıra halı ve kilim tasarımları ve  uygulanmış örnekleriyle halıcılık tarihimizdeki Osmanlı Saray üslubu  dönemini başlatmışlardır. Madalyonlu Uşak veya Yıldızlı Uşak halıları bu  üslubun çok güzel örneklerini yansıtmaktadırlar.<br />
Osmanlı sarayı için kumaş, cilt ve çini desenlerini de hazırlayan Saray  nakkaşları, geliştirdikleri desenlerini halılar için de uygulayarak bu  alanda güzel halıların dokunmasını temin etmişler ve Sultanlara hediye  sunulan bazı özel halılar için çok yüksek armağanlar alarak taltif  edilmişlerdir. Saray nakkaş başı Şah Kulu’nun eserlerinde görülen kıvrık  hançerin yaprakların birbirini keserek çıkan tarzı, saz üslubu adını  alarak halılarımıza yansıtılmış, kendisinden sonra nakkaş başı olan  Müzehhip Kara Memi’nin geliştirdiği ve Türk çiçekleri adını alan lale,  sümbüli, karanfili, gül ve bahar açmış dallar gibi natüralist bir  üsluple birleşerek, Osmanlı halı sanatındaki çok zengin saray üslubunu  ortaya çıkarmışlardır.<br />
Bu dönem Osmanlı Saray halılarını, aynı dönemde dünyayı etkilemeye  başlayan İran halılarından ayrı değerlendirmekte fayda bulunmaktadır.  İran halılarının desen anlayışı Osmanlı Saray üslubu desenlerden birçok  yönüyle çok farklı özellikler taşır. Önemli bir ayıraç, Osmanlı  desenleri Selçuklu’daki gibi aşırı üsluplaştırılmış olmasa da bitkisel  imgelerin gerçeğini sadece hatırlatmak istercesine çok zarif bir biçimde  dekoratifleştirilmesidir. İran halılarında ise hem bitkisel formlar  gerçeğine yakın ve çok figüratiftir, hem de hayvan figürlü sahneler  tıpkı av sahnesinde olduğu gibi estetik veya dramatiktir. Bilindiğinin  aksine Osmanlı saray halıları, tam natüralist değil, daha biçimsel ve  kendine özgüdürler. Dolayısıyla da İran tasarımları hiçbir şekilde  taklit edilmemişlerdir.<br />
Saray ve nakkaşhane menşeli bu halıcılık dışında bütün bir Anadolu’da,  gerek yerleşik düzende yaşayan Türkmen nüfusun bulunduğu kesimler,  gerekse 17. yüzyıldan itibaren artık yerleşik düzene geçmeye başlamış  olan yarı konar göçer Türkmen nüfusunun bulunduğu Batı, Orta ve Doğu  Anadolu’daki büyük bir geleneksel dokuyucu kesimi, kendine has ve özgün  ürünler vermeye de devam etmişlerdir. Bu dönemlere ait olup vakıf  camilerine teberru edilmiş bulunan ve bugün Türkiye müzeleriyle yurtdışı  koleksiyonlarında yer alan çok sayıdaki halı örneği, bu dönemin  zenginliğini kanıtlamaktadır.<br />
Batı Anadolu’da Bergama ve Uşak çevresi, Orta Anadolu’da Sivrihisar,  Şarkışla ve Konya çevresi bu dönemin yarı konar göçer geleneksel Türkmen  gruplarının en karakteristik ve güzel halılarının yapıldığı dokuma  merkezleridir.<br />
17. yüzyıl başlarında saray çevresi ve Uşak Atölyeleri dışında  Anadolu’nun mahalli ve geleneksel köy ev tezgahlarında, çok ender  özellikte halı grupları oluşmaya başlamıştır. Bu gruplar içinde belki de  en enteresanı Şarkışla halılarıdır. Orta Anadolu halıcılığı içinde  değerlendirilen ve dünya düğümlü dokuma kültürü içinde, etkilendiği veya  karşılaştırmalarının yapılabildiği hiçbir halı grubu ile bir bağlantı  kurulamayacak şaşırtıcılıktaki bu halılar, gerek teknik yapısındaki  alternatif çözgü tellerinin kullanılması farklarıyla, gerekse motif ve  desen karakterlerindeki kendine özgü ve benzeri olmayan yapısıyla çok  kıymetli halılardır.<br />
17. ve 18. yüzyıllar döneminde ele alınması gereken ve kesin  gruplandırmalara da giremeyecek ölçüde, tamamen kendine özgü desen  yapısı ve teknik yapısı bulunan geleneksel halılarımız da gruplandırmaya  girmeyen “Geleneksel Anadolu Türk El Halıları” olarak ayrı bir  araştırma konusu içinde ele alınmaktadır. Bu kıymetli erken dönem  halıları, Anadolu geleneksel halı grupları içinde değerlendirilemeyecek  kadar az dokunmuş örneklerdir. Bugün için tek örnek olarak bulunan bu  parçalar, diğer geleneksel halı gruplarıyla da benzer nitelikler  taşımaması nedeniyle münferit değerlendirilmek zorunluluğunda olan nadir  örneklerdir.<br />
Camilerimizin bakıma ve korunmaya muhtaç teberrukat yığınları arasında  insanı şaşırtacak güzellikte ve çok kıymetli halıların bulunması  mümkündür. Bergama’dan Kars’a kadar, Anadolu’muzun bu dönem geleneksel  dokuma merkezleri araştırılamadığı için bu halılarla ilgili betimleme  çalışmaları münferit yapılabilmektedir. Anadolu Türkmen dokuyucusunun  zengin renk ve desen dünyası, geleneksel halı tasarımına hep yeni şekil  ve formları kazandırabilecek olgunluktadır.<br />
1750’lerden itibaren Anadolu iskan tarihinde önemli gelişmeler yaşanmaya  başlar ve Anadolu’da konar-geçer olarak geniş bir coğrafyada yaşayan  Türkmen gruplarının belirli coğrafi bölgelere iskanları hız kazanır.  Böylece yerleşik düzene geçmeye başlayan Türkmen nüfusu ile birlikte 18.  yüzyıldan itibaren, yeni geleneksel köy el halılarının kimlikleri  belirlenmeye başlar. Daha önce Batı, Orta veya Doğu Anadolu geleneksel  el halıları içinde kimlik değerlendirmesi yapılan geleneksel halı  grupları, bu dönemden itibaren oluşmaya başlayan Türkmen oymak adı veya  bulundukları yer adlarına göre alt kimlik grubu olarak  tanımlanabilmişlerdir.<br />
Batı Anadolu geleneksel el halıları içinde oluşan en belirgin geleneksel  tarz, Gördes ve Kula’ya yerleşen Türkmenlerin oluşturdukları geleneksel  kimliğe sahip düğümlü dokumalardır. Yerleşilmiş bulunan bölge adı ön  plana çıkartılarak kimliğini bulan Gördes ve Kula dokumaları, 18.  yüzyıldan itibaren mahalli Anadolu dokuma geleneğine çok kıymetli  ürünler kazandırmış bir bölgedir. Mihraplı veya çifte mihraplı desen  anlayışları, ince düğüm kategorisinde ele alınabilen yüksek kaliteleri  ile karakteristik olmaları yanı sıra, iki bin yıllık kapalı düğüm tarzı  alışkanlığını da ismini verebilecek düzeyde önemli bir dokuma merkezi  olan Gördes; aynı zamanda Transilvanya halıları olarak literatüre geçmiş  bulunan ve Avrupa’ya ihraç edilmiş halılarımızın bir çoğunun üretildiği  Anadolu’muzun en belirgin düğümlü dokuma merkezidir.<br />
Türkmen oymak adı kimliğinde ön plana çıkmış bu dönem halıcılığımızın en  belirgin isimleri de hiç şüphesiz Yağcıbedir, Karakeçili, Sarıkeçili,  Karakoyunlu veya Reyhanlı Türkmenlerinin halılarıdır. Batı Anadolu’da  Sındırgı civarına yerleşmiş bulunan Yağcıbedir Türkmen grupları ile  Antalya Yeni Köy civarına yerleşmiş bulunan Karakoyunlu Türkmenleri  Döşemealtı bölgesi Türkmen grupları, kendilerine özgü renk ve desen  anlayışları ile Anadolu geleneksel dokumaları içinde farklı bir kimlik  oluşturmuşlardır.<br />
Orta Anadolu halıcılığı içinde değerlendirilen önemli halı merkezleri  ise Sivas, Zara, Konya Karaman ve Kırşehir Mucur çevresidir. Bu  dönemlere ait Karaman, Mucur ve Zara halıları, kendilerine özgü ve  geleneksel Anadolu düğümlü dokumaları alışkanlıkları içindeki farklı  desen yapıları ile dikkati çeken dokumalardır. Zara halılarındaki  stilize ejder ayağı motifleri halı zemininde boyuna bantlar halinde  tekrar edilerek aykırı bir üslup benimsenmiştir.<br />
18. yüzyılda bütün bir Anadolu’da, Çanakkale Kaz Dağları’ndan  başlayarak, bölgelerin Türkmen oymaklarına has dokuma alışkanlıkları  belirginleşmeye başlamış ve bu güzel mahalli kimlikler, Kars’a kadar çok  değişik desen, renk ve dokuma alışkanlıkları ile birbirinden güzel  örneklerle Anadolu geleneksel düğümlü dokumalarını oluşturmuşlardır.  Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya göç etmiş ve Kaz Dağları’na yerleşmiş  bulunan Çanakkale Ayvacık çevresi Türkmen grupları ile Kars’a yerleşmiş  bulunan Türkmen gruplarının akrabalıklarını, geleneksel dokuma  alışkanlıklarına yansıyan imlerinde hissedebilmek bu açıdan mümkün  olabilmektedir.<br />
Yahyalı ve Milas halıları da ayrı dönemde belirginleşmiş Anadolu  geleneksel halı dokumalarımızın en belirgin gruplarındandır. Geleneksel  Ada Milas dokumaları, ticari olarak günümüz imalatlarının da temeli olan  ve en çok satılan halılarındandır.<br />
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı ekonomik ve sosyal  çöküş, kendisini geleneksel dokumacılıkta da hissettirmiş, gerek saray  siparişleri, gerek atölye tipi halıcılı gerekse köy el tezgahlarında  dünya halıcılığına çok asil parçalar kazandırmış Anadolu geleneksel  dokuyucusu, bu dönemden en çok etkilenen grup olarak bu dönemi pasif ve  durgun geçirmiştir.<br />
Hereke’de 1845’de, Sultan Abdülmecid’in himayesinde ve Rıza Paşa’nın  gayretleri ile kurulan ‘Hereke Fabrikayı Hümayunu’, geleneksel el  halıcılığımızın bu dönemdeki yapısını, endüstrileşme ile aşabilmek  gayretlerinin güzel bir örneğidir.<br />
Gerçekten de, geleneksel dokuma alışkanlıklarının bu ölü döneminde  Hereke Fabrikayı Hümayunu, halıcılık üretiminde getirdiği gerek yapısal  değişim gerekse desen alışkanlıklarındaki müdahale ile çok aykırı bir  tarzı başarı ile uygulamış bir merkez olarak önemini günümüze kadar  korumuş ve bu alanda bir çığır açmıştır. Hereke Fabrikayı Hümayunu  önderliğindeki bu yeni ekol, el halıcılığı faaliyetlerinde endüstrileşme  yolunda önemli bir çığır açarak önemli bir değişime neden olmuştur.<br />
19. yüzyılın sonlarında büyük sermayeli batı şirketleri yerli  azınlıklarla işbirliği yaparak kurdukları Şark Halı Kampanyası ile bütün  bir Batı Anadolu’yu ve geleneksel dokuma alışkanlıklarını değiştiren  bir faaliyete girmişler, Londra’da yaptıkları kendi pazarlarına uygun  desenleri bütün bir Batı Anadolu’da kurdukları ip, boyahane ve İran  düğüm tarzında tezgahlarında imal ederek, dokunan halıları tekrar  Avrupa’ya götürmek suretiyle yeni bir halıcılığın adımını atmışlardır.  Sine düğümü ile ilk kez karşılaşan Anadolu kadını, Londra menşeli  desenleri, kendi evine kurulan tezgahlarda Avrupalı zevklerine göre  üreterek 1920- 1940’li yıllarda yılda yaklaşık 100.000 metrekarelik  ihracatın yapılabilmesini temin etmişlerdir.<br />
20. yüzyılın başlarında bütün bir Batı Anadolu’da etken olan Şark halı  kampanyası halıcılığına ilave olarak; İç Anadolu’da ve Sivas’ta Vali  Sırrı Paşa’nın gayretleri ile Sivas Sanayi Mektebi kurulmuş ve sanayi  tipi yeni bir halıcılığın okulu oluşturulmuştur. Hereke tarzına yakın  olan bu imalatlar ile geleneksel Sivas dokumaları yanında endüstrileşmiş  ürünler üretilmek suretiyle batıda uygulanmakta olan ve büyük bir kısmı  ihracata yönelik üretimler doğudan da desteklenmek istenmiştir.<br />
Bugün yurtdışında müze veya özel koleksiyonlarda, bizim  koleksiyonlarımızda bulunmayan çok kıymetli erken dönem Türk halıları  koleksiyonları oluşmuş bulunmaktadır. Astronomik rakamlarda el  değiştiren bu güzel halılar, Anadolu’muzdan biz sahiplenemediğimiz için  götürülmektedirler. Camilerimizdeki vakıf teberru katı halı ve  kilimlerimizin birer kültürel miras olarak kabul edilip düzenli tespit  -tescil ve envanter işlemlerini halen yapamıyor olmamız, konunun hangi  safhasında bulunduğumuzun da önemli bir göstergesidir.</p>
<p>1947-1949 yıllarında Altay Dağları’nda yapılan kazılardan Pazirik  mevkiinde el dokusu düğümlü bir halı çıkartılmıştı. MÖ. 5. yüzyıla ait  olduğu tahmin edilen bu halı Türk düğümü ile dokunmuştur. Metrekaresinde  3.600 ilmek bulunan halının ebadı ise 180&#215;200 cm.’dir. Yukarıdaki ilk  örnek bulgudan da anlaşılacağı üzere halıcılık dünyada Türkler  tarafından yaygınlaştırılmıştır. Halıcılık, Anadolu’ya Selçuk Türkleri  ile girmiş, Osmanlılar Dönemi’nde gelişmesini sürdürmüştür. 1. Dünya  Savaşı sonuna kadar Türkiye dünya halı ticaretinin merkezi ve transit  pazarı olmuştur. 1929-1930 ekonomik krizinden sonra Türkiye bu  özelliğini kaybetmiş, 1960-1985 yılları arasında dış pazarlarda Türk  halıcılığına bir yönelme olmuşsa da istenilen düzeye gelmemiştir.  1930’lu yıllardan sonra dünyada tekstil sanayindeki gelişmeye paralel  olarak halıcılık sektöründe hızla makineleşme başlamıştır. 1940’lı  yıllarda Amerika’da halı sanayinde makineleşmeye bağlı olarak önemli  gelişmeler olmuştur.</p>
<p>Ülkemizde ise makine halıcılığı ilk olarak 1953 yılında başlamıştır.  Duvardan duvara (wall to wall) halıların gelişimi ise bu seyri takip  etmiştir. Tufting teknolojisinin Amerika’dan Avrupa’ya gelişi 1955  yılında olmuştur. Ülkemizde ise ilk tufting halı üretimi 1975 yılında  gerçekleşmiştir. 1975 ve sonrasında Halıser, Dinarsu, Gümüşsuyu, Samur  gibi firmaların pazara girmesiyle Türk duvardan duvara halı sektörü  kendisini dinamik bir rekabetin içerisinde bulmuştur. O yıllarda  duvardan duvara halı yaygın olmadığı ve tam olarak tanınmadığı için  satışların tümü parça halı olarak yapılıyordu. Yani duvardan duvara halı  kesilip halk arasında kelle veya seccade olarak tabir edilen boyutlar  haline getirilerek satılıyordu. Bütün üretici firmalar “duvardan duvara”  ibaresini reklamlarda kullanmaya başladı. Satıldıkça daha çok tanınan  duvardan duvara halının gelişmesinde, geleneksel el halılarının  fiyatlarının pahalı olması, el halıcılığının halı talebine cevap  vermedeki yetersizliği, aynı zamanda kullanım ve bakım zorluklarının  etkisi tüketicileri duvardan duvara halıya yöneltti. Diğer yandan kapalı  ekonomide ise ne üretirseniz satıyorsunuz. Kalite 2. planda kalıyor,  ucuz olsun mantığı ön planda oluyor. Dolayısıyla o dönemlerde ürün  çeşidi ve halıda moda denilen bir olay yoktu. Ülkemizin Gümrük  Birliği’ne girmesiyle çok çeşitli kalitede halı Türk pazarına girdi.  Buna karşılık yerli üreticiler halıda kalite ve ürün çeşitliliğine önem  vermeye başladılar. Halıda moda ve marka önemli hale geldi. Bunun yanı  sıra 1985 yılından sonra kolay temizlenebilen, alev almayan, antistatik,  bakteri üretmeyen vb. özellikler arz eden halılar piyasaya sunuldu.  Dünya Sağlık Örgütü de hav bırakan halılar konusunda tavsiyeci olmuyor.  Son dönemlerde, halıda kesik elyaf kullanımının ortadan kalkmasıyla hav  bırakan halılar piyasada talep görmez hale geldi.</p>
<p>Eşme, Uşak ilinin batısında yer alan, nüfus ve yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.<br />
Ilçe merkezi ve köylerinde yoğun olarak özellikle kış aylarında kilim  dokumacılığı yapılmaktadır. Aile şirketi işletmeciliği şeklinde  yürütülen bu faaliyet sayesinde halk önemli bir gelir sağlamaktadır.  Ilçe esnafı tarafından dokutturulan bu kilimler Istanbul piyasasına  satılmakta ve oradan da büyük ölcüde yurtdışına ihraç edilmektedir. Bu  işle Iştigal eden yaklaşık ilçe merkezinde ve köylerde 5000 ila 6000  civarında kilim dokunmaktadır. Ticari amaçla dokunan kilimlerin büyük  desenli, pastel, donuk renkler halindedir. Ayrıca geleneksel Takmak  kilimleri aranan kilimlerdendir.</p>
<p>1994 yılından beri ilçemizde uluslararası kilim festivali yapılmakta ve  böylece esme kilimleri büyük ölçüde tanıtılması sağlanmış bulunmaktadır.  Ilçede iş imkanı bakımından devlet daireleri ve serbest ticarethaneler  dışında tarım işciliği bulunmaktadır.</p>
<p>“Ülkemizde el halısı üretimi; büyük ölçüde, organize olmamış yerel aile  işletmeleri, kendi adına halı dokuyan kişiler ve yerel yönetimlerce  kurulmuş olan kooperatifler tarafından gerçekleştirilmektedir. Sümer  Halı’nın milli güvenlik ve kamu yararı gözetilerek özelleştirme kapsamı  dışına çıkarılması esnasında yüklendiği misyon gereği özellikle kırsal  kesimde ve kalkınmada öncelikli yörelerde açılan atölyelerde kadınlara  meslek öğretiminin yanı sıra sosyal fayda sağlayan faaliyetleri ile Doğu  ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde işsizlik ve işsizliğin yol açtığı  olumsuzlukların ve terörün önlenmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır.<br />
Bu olumlu katkıya rağmen, Türkiye’nin el halıcılığı sektöründe 2004 yılı  içinde 8 milyar Dolarlık Dünya ticaret hacmindeki payı, 87 milyon  dolarla % 1’ler seviyesinde kalmıştır.<br />
KAYNAKÇA<br />
- Acar, Belkıs. “Divriği Ulu Camiindeki Halı ve Kilimler”, Divriği Ulu  Camii ve Daruşşifası Yapılışının 750. Yılı Hatıra Kitabı, Vakıflar Gn.  Md. Yay.,1978, ss.159-228<br />
- Aslanapa, Oktay. Türk Halı Sanatının Bin Yılı, Eren Yay., İst. 1987, ss.13-36<br />
- Balpınar, Belkıs. Hırsch, Udo. Carpets Of The Vakıflar Museum. İstanbul, Uta Hulsey Wesel 1988.<br />
Bayatlı, Osman, “Bergama’da Dokumacılık”, Türk Etnografya Der.,s.2, 1957, ss.53-55<br />
- Deniz, Bekir. “Gördes Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der., s.45, ss.13-19<br />
Deniz, Bekir. “Kula Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der. S. 43, ss.13-19<br />
Deniz, Bekir. “Ladik Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der., s.46, 1986, ss. 13-18<br />
- Deniz, Bekir. “Osmanlı Devri Anadolu Türk Halıları, Türk Halı Sanatı III”, Bilim, Birlik, Başarı Der.,s.41, ss.8-13<br />
- Dirik, Kazım. Eski ve Yeni Türk Halıcılığı ve Cihan Halı Tipleri Panoraması, Alaaddin Kral bas., İst 1938,<br />
- Duruçay, Afif. “Türk ve İslam Eserleri Müzesinde Bulunan 8 Selçuklu  Halısı”, Kültür Sanat Der., s. 5 Kültür Bakanlığı Yay., Ocak 1977,  ss.82-85<br />
- Durul, Yusuf. “XV. Asır Hayvan Motifli Halılara Dair Yeni Bir Örnek”, Türk Etnografya Der., s.5, 1962, ss.9-11<br />
- Durul, Yusuf. Aslanapa, Oktay. Selçuklu Halıları, Ak Yay., Türk Süsleme Sanatları Serisi:2, ss.17-34<br />
- Erdmann, Kurt. Der Türkishe Teppich Des 15. Jahrhunderts (15. Asır  Türk Halısı &#8211; Çev. H. Taner), İst. Üniversitesi Edebiyat Fak. Yay.,  Maarif Bas., ss.104-112, 116-125<br />
- Güvemli, Zahir. Kerametli, Can. Türk ve İslam Eserleriİ Müzesi, Ak Yay., 1974, ss.21-32<br />
- Halı, The International magazine of Antiques Carpets And Textiles,  (Sayı 33’den başlayarak 77’ye kadar devam eden bütün sayılarda Avrupa’ya  götürülmüş bulunan ve özel kolleksiyonlar elinden bulunan eşsiz  güzellikte 16-18. yüzyıllara ait Anadolu geleneksel halıları örnekleri  bulmak mümkündür.)<br />
- Hermann, Eberhart. Asiatische Teppich und Textilkunts, Band 1. 1989,  Lev.4-11, Band 2. 1990, Lev.4-11,15, Band 3. 1991, Lev.1,3,5-11, Band 4.  1992, Lev.1,7-9, Munchen,<br />
Iten, J. Der Anatolische Teppich, Prestell Munchen, ss.13-36<br />
- Kayıpmaz, Fahrettin &#8211; Naciye. “Erken Dönem Anadolu Şarkışla Halıları”, Türkiyemiz Der., s. 73, Eylül. 1994, ss.38-49<br />
- Önder, Mehmet. “Selçuklu Devri Konya Halıları”, Türk Etnoğrafya Dr., s. VII-VIII, İst. 1996, ss.46-49<br />
- Öney, Gönül. “Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Türk Halı Sanatı”, Bilim Birlik Başarı Der., s. 42, ss.4-7<br />
- Opie, James. Tribal Rugs Nomadic and Village Weavings from the near East and Central Asia, Laurence Kıng, 1992.<br />
- Turkish Handwoven Carpets. Catalog No: 1.2.3.4, Turkish Republic Ministry of Culture İst., 1987, 1988, 1990.<br />
- Yetkin, Şerare. Türk Halı Sanatı, Türkiye İş Bankası Yay., Ank. 1991, ss.7-17<br />
- Zipper, Kurt. Fritzsche, Claudia. Battenberg Antiquitaten Kataloge<br />
Orientteppiche Munchen 1989.</p></div>
<p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/ulkemizde-halicilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İc anadolu bölgesi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/ic-anadolu-bolgesi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/ic-anadolu-bolgesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 03:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[İc anadolu bölgesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2867</guid>
		<description><![CDATA[Orta Anadolu adıyla da bilinen ve Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemiz olan İç Anadolu ‘ nun yüzölçümünün genişliğine oranla nüfusu fazla değildir. Marmara Bölgesi ‘ den iki kat geniş olan bu bölgede Marmara Bölgesi kadar nüfus yaşar . Anadolu’nun çeşitli bölgeleri arasındaki yollar İç Anadolu’dan geçtiği için bu bölge eski yerleşme alanı olmuş ticaret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Orta Anadolu adıyla da bilinen ve Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük  bölgemiz olan İç Anadolu ‘ nun yüzölçümünün genişliğine oranla nüfusu  fazla değildir. Marmara Bölgesi ‘ den iki kat geniş olan bu bölgede  Marmara Bölgesi kadar nüfus yaşar . Anadolu’nun çeşitli bölgeleri  arasındaki yollar İç Anadolu’dan geçtiği için bu bölge eski yerleşme  alanı olmuş ticaret yolları üzerinde yer alan yörelerde , yerleşme  alanları büyüyerek büyük kentler haline dönüşmüştür.</p>
<p>YERŞEKİLLERİ :<br />
Bölge yerşekilleri itibariyle sade bir görünüme sahiptir. Geniş  düzlükler daha çok bölgenin ortasında yer alırken dağlar kenarlarda  uzanır .</p>
<p>YERŞEKİLLERİN OLUŞUMU :<br />
a) Volkanik dağların oluşumu : 3. Zamanda İç Anadolu ‘ nun bulunduğu  yerde eski denizin ( The -Tis denizi ) büyük bir adası vardır .<br />
Alp orojenezi sırasındaki yan basınçla deniz tabanındaki<br />
çamurlar kıvrılırken bu ada yan basınçların etkisiyle kırıldı . İşte bu  kırıklarda yerkabuğunun ( sial tabakasının ) sima üzerindeki basıncı  azalınca sima üzerindeki mağma bu kırıklardan yer yüzüne çıkarak volkan  dağlarını oluşturdu . Volkanlardan çnce volkan külleri çıkarak etrafa  yayıldı . Küllerin üzerine daha sonra , volkan bacasında soğuyan  lavların oluşturduğu taşlar gaz basıncıyla fırlayarak düştü . Bu taşlara  VOLKAN BOMBASI denir. Daha sonra da etrafa lav akıntısı yayıldı ;  yeterli basınç sağlandıktan sonra volkanlar faaliyetlerini durdurdu.  Volkanlar , Orta Toroslara paralel uzanırlar . Kuzeyden güneye doğru  Erciyes , Melendiz , Hasan D. , Karacadağ ve Karadağ’dır.</p>
<p>b) Peri Bacalarının Oluşumu : Volkanlardan çıkan küller , daha sonraki  dönemlerde göller altında kaldı . İklim kuraklaşması sonucunda bu göller  kuruyunca volkan külleri volkan tüfüne dönüştü .<br />
Yamaçlarda volkan tüflerinin üzerinde lavların soğumasıyla oluşan  katılaşım kayaları , sel suları tarafından aşınmadığı gibi altında yer  alan tüfü de aşınmadan korudu . Sel suları taşların kenarlarındaki tüfü  aşındırınca bu taşlar ve altında bulunan volkan tüfü aşınamadığından dik  sütunlar halinde yükseldi . Bu sütunlara PERİ BACASI denir . İç Anadolu  da özellikle Nevşehir , Ürgüp ve Niğde arasında yaygındır .</p>
<p>c) Platoların Oluşumu :</p>
<p>Obruk Platosu ; Konya ovası ile Tuz gölü arasındadır . Kalker  tabakaların aşınmasından oluşmuş , akarsular tarafından derince  yarılmıştır .<br />
Bu platoda bulunan Kızören Obruğu derin bir karst kuyusudur . İçi su ile  dolarak göl durumuna dönüşmüştür . Obruk Gölü adıyla da bilinir .</p>
<p>Bozok Platosu ; Kızılırmak yayının içinde yer alır . Eski dağların aşınmasıyla oluşmuştur .</p>
<p>Haymana ve Cihanbeyli Platoları ; Ankara ile Konya arasında yer alır . Aşınma ile oluşmuşlardır .</p>
<p>d) Ovaların Oluşumu : 3. Zaman hareketleri sırasında çökerek oluşan ovalar , 4. Zamanın yağışlı döneminde göllerle kaplandı .<br />
Tuz gölü 4. Zamanın yağışlı döneminde 40 m derinliğinde idi . Kuraklaşma ile küçülerek bugünkü durumunu almıştır.<br />
Konya ovasındaki Ereğli-Hotamış bataklıkları gene eski gölün kalıntılarıdır.</p>
<p>YERŞEKİLLERİNİN ÖZELLİKLERİ VE ETKİLERİ :<br />
a) Dağların Etkileri :</p>
<p>• Dağ sıraları deniz havasının İç Anadolu ‘ ya girmesini engellediğinden bölgede kurak ve karasal bir iklim oluşmuştur .<br />
• Dağlar , aldığı yağış sularını eteklerinden kaynak suyu halinde  çıkardıklarından yerleşme alanları bölgenin çevresindeki dağların  eteklerinde oluşmuştur.<br />
• Dağlardan çıkan kaynak suları tarla sulamasında kullanıldığından kuraklığın tarım üzerindeki etkisi az da olsa azalmıştır .</p>
<p>b) Ovaların Etkileri :</p>
<p>• Ulaşımı kolaylaştırmıştır .<br />
• Geniş tarım alanları oluşturmuştur .<br />
• Kent yerleşmelerini kolaylaştırmış , toplu yerleşmeyi yaygınlaştırmıştır .<br />
• Yükselti azlığı nedeniyle yağışı azalttığından step ( bozkır ) bitki örtüsünü yaygınlaştırmıştır .</p>
<p>İKLİM :</p>
<p>İç Anadolu’da yazları sıcak ve kurak , kışları soğuk ve kar yağışlı  geçen karasal iklim görülür. Doğuya gidildikçe yükselti arttığı için  kışlar daha soğuk geçer . Bu nedenle karasallık daha da artar .</p>
<p>ANKARA’DA İKLİM DEĞERLERİ</p>
<p>Temmuz 23.2</p>
<p>Ocak -0.2</p>
<p>Yıllık fark : 23.0<br />
Yıllık yağış 37 cm’dir.</p>
<p>Yağış Rejimi :</p>
<p>En yağışlı mevsim ilkbahar , en kurak mevsim yazdır . Kışın cephesel ,  ilkbaharda kırkikindi , yazın konveksiyonel yağışlar görülür. Yağışlar  genelde azdır , çünkü kıyılardan giren nemli hava dağları aşıp yağışı  dağların denize bakan yamaçlarına bıraktıktan sonra İç Anadolu’ya  alçalarak kuru hava biçiminde eser. Isınan kuru hava yoğunlaşma  noktasından uzaklaştığı için yağış sağlamaz . Böyle bir hava hareketinin  görülmediği günlerde cephesel ya da konveksiyonel tipi yağışlar görünür  .<br />
İç Anadolu’da dağlık alanlar daha fazla yağış alır. Bu nedenle dağlar genelde ormanla kaplıdır .</p>
<p>İklimin Etkileri :</p>
<p>a) Yaz mevsiminde yağış azlığı ve sıcaklık fazlalığı kuraklığı arttırır.<br />
b) Kuraklık tahıl tarımında nadas uygulamasını zorunlu hale getirir.<br />
c) Kuraklık orman yetişmesini önlediğinden bitki örtüsünü daha çok stepler oluşturur .<br />
d) Kış ve ilkbahar yağışları , yaz mevsiminin sıcaklık ve kuraklığı  tahıl tarımını özellikle buğday ekilişini yaygınlaştırmıştır .<br />
e) Sağnak halindeki yağışlar , sellenmelere yol açmakta ve tarıma zarar vermektedir .<br />
f) Yağışların azlığı tarımda verim düşüklüğüne , verim düşüklüğü ise ovaların az nüfuslanmasına yol açmıştır.<br />
g) İlkbahar sıcaklığının yetersizliği pamuk gibi yüksek sıcaklık isteyen bitkilerin yetişmesini önlemiştir.<br />
h) İlkbaharda bazen kar yağışı ve oluşan düşük sıcaklık erken çiçek açan  meyve özellikle kaysı ağaçlarında verim düşüklüğün yol açmaktadır .</p>
<p>BİTKİ ÖRTÜSÜ :</p>
<p>Tuz gölü yöresinde seyrek , cılız stepler yer alır . Buradan bölgenin  kenarlarına gidildikçe step bitkileri sıklaşır ve uzun boylu olur.<br />
Dağ yamaçlarından yükseldikçe yağış arttığından bazı yerlerde koruluklar ya da iğne yapraklı çamlar görülür.<br />
İç Anadolu’nun akarsu boylarında kavak ve söğüt ağaçları sıralanır .  Bunların bir kısmı kendiliğinden yetiştiği için doğal bitki örtüsüdür.  Bir kısmı da insanlar tarafından yetiştirildiği için kültür bitkisidir.</p>
<p>Bitki Örtüsünün Etkileri :</p>
<p>a) Cılız stepler , küçükbaş hayvanların besin maddesidir. Bu nedenle de bölgede küçükbaş hayvancılık gelişmiştir.<br />
b) Bitki örtüsünün azlığı toprak erozyonunu arttırmıştır.<br />
c) Ağaç azlığı topraktan yapılan kerpiç evleri yaygınlaştırmıştır .<br />
d) Orman azlığı , bölgede yakacak sorunu doğmuş , hayvan gübresi tezek  yapılarak yakılmıştır . Bu uygulama doğal gübreyi azalttığından tarımda  verim düşüklüğüne yol açmıştır .</p>
<p>AKARSULAR :</p>
<p>İklim kuraklığı nedeniyle akarsular azdır. Dağlardan çıkan kaynak suları  , gölet ya da barajlarda toplanarak kentlerde nüfusun ihtiyacında ve  tarla sulamasında kullanılır.<br />
2 büyük akarsuyu vardır ;</p>
<p>a) Kızılırmak : 1335 km uzunluğundadır . Ülkemizin en uzun akarsuyudur .<br />
Doğu Anadolu’da Erzincan yakınlarındaki Kızıldağ’dan doğar. Kırşehir’in  güneyinde Hirfanlı barajına girer . Karadeniz Bölgesine girerek denize  dökülür. İç Anadolu’da en büyük kolu Bozok Platosundan geçen Delice  suyudur .</p>
<p>b) Sakarya : İç Batı Anadolu’dan gelir. En büyük kolu Eskişehir’in içinden geçen Porsuk çayıdır .</p>
<p>GÖLLER :</p>
<p>İç Anadolu’da sularını denizlere boşaltamayan kapalı havza gölleri yaygındır . Bunlar içinde en büyüğü Tuz Gölü ‘ dür .</p>
<p>Tuz Gölü ( Koçhisar Gölü )</p>
<p>• Yerkabuğunun çökmesiyle oluşmuş tektonik göldür.<br />
• Ortalama derinliği 1 m kadardır . En derin yeri Doğu’da 2 m yi geçer.<br />
• Gölün ortalama yüzölçümü 1500 km dir. Kışın<br />
büyüyerek 1650 ye çıkar , yazın buharlaşarak 1400<br />
km ye iner.<br />
• Yazın tuzluluğu artarak % 329 oranını bulur.<br />
• Yazın suların buharlaşmasıyla biriken tuz , yılda 100.000 ton kadardır.</p>
<p>Akşehir Gölü</p>
<p>Akşehir’in kuzeyinde yer alır , suları tuzludur.</p>
<p>Eber Gölü</p>
<p>Sultan Dağlarının kuzeyinde yer alır , suları tatlıdır .</p>
<p>Eğmir ve Mogan Gölleri</p>
<p>Ankara yakınlarındadır , suları tatlıdır.</p>
<p>NÜFUS VE ŞEHİRLER&#8230;</p>
<p>Bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye nüfus yoğunluğunun üzerindedir. Çünkü  Ankara , Eskişehir , Konya , Kayseri ve diğer büyük kentler bölge  nüfusunu arttırmıştır .<br />
Tuz Gölü civarında çorak topraklar nedeniyle nüfus yoğunluğu çok azdır. Km ye 5 insan düşer.<br />
Sulanan ovalar sık nüfusludur . Bölgenin kenarlarında bulunan yerleşme merkezleri nüfus yoğunluğunu arttırmıştır.</p>
<p>BÜYÜK KENTLERİ :</p>
<p>Yukarı Sakarya Bölümü Kentleri</p>
<p>ANKARA ( 2.235.035 ) : 13 Ekim 1923’te başkent olmuştur. Kent ve  civarında şeker,çimento,bira,unlu ve şekerli gıda , traktör,madeni eşya,  mobilya sanayi vardır .<br />
Dört büyük üniversitesi vardır . Ülkemizin kültür ve idari (yönetim) kentidir.</p>
<p>ESKİŞEHİR ( 346.765 ) : İç Anadolu’nun Marmara’ya açılan kapısıdır .  Bölgenin önemli kültür , ticaret , tarım ve sanayi merkezidir.</p>
<p>Konya Bölümü Kentleri</p>
<p>KONYA ( 439.181 ) : Selçuklu Devletinin başkentidir. Türkçe devletin  resmi dili olarak Karamanoğulları tarafından ilk kez burada  kullanılmıştır .<br />
Mevlana Türbesi Konya’da turizmi canlandırmıştır .</p>
<p>KARAMAN ( 64.735 ) : 1989’da il merkezi olmuştur . Sarayönü civa işletmesi vardır.<br />
Orta Kızılırmak Bölümü Kentleri</p>
<p>• Kayseri<br />
• Niğde<br />
• Kırşehir<br />
• Nevşehir<br />
• Yozgat<br />
• Çankırı<br />
• Kırıkkale<br />
• Aksaray<br />
• Bor</p>
<p>Yukarı Kızılırmak Kentleri</p>
<p>• Sivas</p>
<p>TARIM ÜRÜNLERİ :</p>
<p>• BUĞDAY : İklim buğdaya elverişlidir. Sulanan toprak oranının azlığı alanları arttırmıştır .<br />
• ARPA : Bira yapımı için sulanan verimli topraklara ekilir . Bu yönüyle endüstri bitkisidir.<br />
• ŞEKER PANCARI : Ankara,Eskişehir,Kayseri,Konya ve Niğde illerinde  üretilen pancar , 1 tarlaya genelde 2 yılda bir ekilir . Çünkü  fabrikalar , her yıl değişik yörelerin pancarlarını alır.</p>
<p>HAYVANCILIK :</p>
<p>Büyükbaş Hayvancılık , bölgenin kuzey ve doğusunda gelişmiştir .Çünkü bu  bölümler daha soğuk ve nemlidir . Selüloz oranı yüksek olan uzun boylu  otlar büyükbaş hayvanların beslenmesini kolaylaştırır.<br />
Besicilik , şeker fabrikalarının yakınında yaygındır . Çünkü fabrikadan ucuza sağlanan pancar küspesi besicilik için önemlidir .<br />
Küçükbaş Hayvancılık , bölgenin güney ve batısında yaygındır . Kurak  iklimin cılız ve selüloz oranı düşük stepleri küçükbaş hayvancılığa  elverişli olduğu halde büyükbaş hayvancılık için pek ekonomik değildir.</p>
<p>YER ALTI ZENGİNLİKLERİ :</p>
<p>CİVA : Konya – Sarayönü</p>
<p>TUZ : Tuz Gölü ve çevresi</p>
<p>KAYA TUZU : Kırşehir , Çankırı</p>
<p>KROM : Eskişehir , Kayseri , Sivas</p>
<p>LİNYİT : Eskişehir , Sivas</p>
<p>Bortuzu , Lületaşı , Amyant : Eskişehir</p>
<p>Çinko , Demir : Kayseri yakınları</p>
<p>TURİZM :</p>
<p>Ulaşımın gelişmesi bölgenin turizm potansiyelinin değerlendirilmesini sağlamıştır .</p>
<p>• Ürgüp</p>
<p>• Göreme</p>
<p>• Ihlara Vadisi</p>
<p>• Derinkuyu</p>
<p>• Peri Bacaları</p>
<p>• Kaplıca Suları</p>
<p>• Erciyes Dağı</p>
<p>• Mevlana Türbesi</p>
<p>• Konya Yöresi</p>
<p>• Hattuşaş</p>
<p>• Gordion</p>
<p>• Alacahöyük</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/ic-anadolu-bolgesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Plüton</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/pluton.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/pluton.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 02:09:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Plüton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2865</guid>
		<description><![CDATA[Güneş&#8217;e en uzak gezegen olan Plüton gezegeni aynı zamanda, güneş sisteminin en küçük ve hakkında en az bilgi bulunan gezegeni olma özelliklerini de taşımaktadır. Plüton gezegeninin keşfi matematiksel hesaplamalara dayanmaktadır. Uranüs&#8217;ün yörüngesindeki düzensizlikler hakkında yapılan araştırmalar sonucunda Neptün gezegeni bulunmuştur fakat yapılan hesaplar bu gezegenin tek başına Uranüs&#8217;ün yörüngesindeki düzensizlikleri açıklayamayacağı anlaşılmıştır. Daha da derinleştirilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Güneş&#8217;e en uzak gezegen olan Plüton gezegeni aynı zamanda, güneş  sisteminin en küçük ve hakkında en az bilgi bulunan gezegeni olma  özelliklerini de taşımaktadır. Plüton gezegeninin keşfi matematiksel  hesaplamalara dayanmaktadır. Uranüs&#8217;ün yörüngesindeki düzensizlikler  hakkında yapılan araştırmalar sonucunda Neptün gezegeni bulunmuştur  fakat yapılan hesaplar bu gezegenin tek başına Uranüs&#8217;ün yörüngesindeki  düzensizlikleri açıklayamayacağı anlaşılmıştır. Daha da derinleştirilen  araştırmalar Plüton gezegeninin varlığını kanıtlamıştır fakat gezegen  ancak 1930 yılında Tombaugh tarafından gözlene bilinmiştir. Neptün&#8217;ün  yörüngesi ile kesişen yörüngesi nedeni ile güneş etrafındaki turunun  küçük bir bölümünde Neptün gezegenin önüne geçerek onu güneşe en uzak  gezegen yapar.<br />
Gezegenin boyutlarına göre çok büyük bir uydusu bulunmaktadır. 1978  yılında keşfedilen ve Charon adı verilen bu uydunun büyüklüğü hemen  hemen Plüton gezegenin kendisi kadardır bu nedenle gezegen ve uydusuna  ikili gezegende denilmektedir. Uydusunun bulunması ile birlikte kütlesi  hakkında tahmin yapılma imkanı bulunan gezegenin kütlesi 0.0125 x 10 24  kg olarak belirlenmiştir. Yaklaşık 50K° olan atmosferinde donmuş metan  gazı bulunduğu tahmin edilmektedir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/pluton.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neptün</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/neptun.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/neptun.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 01:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[neptün]]></category>
		<category><![CDATA[v]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2863</guid>
		<description><![CDATA[Neptün güneşe Plüton&#8217;dan sonraki en uzak gezegendir. Neptün&#8217;ün yörüngesi Plüton gezegenin yörüngesi ile kesiştiği için güneş etrafındaki turunun bir bölümünde Plüton gezegeninin arkasında kalarak güneşe en uzak gezegen olur. Fakat Plüton&#8217;a göre daha kısa süre arkada kaldığı için, Güneşe en uzak ikinci gezegen olarak kabul edilir. Gezegenin bulunması tamamen matematiksel hesaplamalara dayanmaktadır. Uranüs gezegeninin yörüngesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Neptün güneşe Plüton&#8217;dan sonraki en uzak gezegendir. Neptün&#8217;ün  yörüngesi Plüton gezegenin yörüngesi ile kesiştiği için güneş  etrafındaki turunun bir bölümünde Plüton gezegeninin arkasında kalarak  güneşe en uzak gezegen olur. Fakat Plüton&#8217;a göre daha kısa süre arkada  kaldığı için, Güneşe en uzak ikinci gezegen olarak kabul edilir.  Gezegenin bulunması tamamen matematiksel hesaplamalara dayanmaktadır.  Uranüs gezegeninin yörüngesinde ki düzensizlikleri inceleyen Le  Verriner, 1845 yılında Uranüs gezegeninin yörüngesindeki  düzensizliklerin daha dışarıdaki bir gezegenden kaynaklandığını buldu ve  yaptığı hesaplamalar sonucunda elde ettiği koordinatları Galle adındaki  astronoma bildirdi. Galle elindeki verilere dayanarak yaptığı  çalışmalar sonucunda 1846 yılında Neptün gezegenini gözlemlemeyi  başardı. Güneşe olan uzaklığından dolayı Neptün gezegeni hakkında kesin  bilgiler bulunmamaktadır. Fakat gezegenin yakınlarından geçen Voyager 2  uzay sondasından alınan bilgilere göre, gezegen 22300 km lik yarı çapa  sahiptir ve kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 17.24 saatte  tamamlamaktadır.<br />
Neptün gezegeninin bilinen iki uydusu bulunmaktadır. Bunlardan 2000 km  yarı çaplı Tirion 1846&#8242;da Lassel tarafından bulunmuştur. Gezegenin  ikinci uydusu olan Nereid ise 1949 yılında Kuiper tarafından  keşfedilmiştir. Nereid güneş sistemindeki en büyük dış merkezliliğe  sahip olan uydudur. Bu neden uydunun Neptün&#8217;den uzaklığı 1.3&#215;10 6 km ile  9.8&#215;10 6 km arasında değişmektedir. Tüm büyük gezegenlerde olduğu gibi  Neptün gezegeninin de çevresinde halkalar bulunmaktadır. Bu halkalar tam  olarak ilk kez Voyager 2 uzay sondası ile gözlenmiştir. Le Verrier,  Adams, Galle gibi halkaların isimleri gezegen hakkında çalışma yapmış  olan kişilerin adlarından alınmıştır. En dıştaki halka olan Adams  halkası dört halkanın sicim gibi burulmasından oluşmuştur. Yoğunluğu  yüksek olan bu halkanın genişliği 1000 km kadardır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/neptun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uranüs</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/uranus.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/uranus.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 00:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[﻿ Uranüs, 2.872.460.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlık sırasında 7. gezegendir. 1781 yılında Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. Çapı yaklaşık olarak 25600 km kadardır. 17 saat civarında tamamladığı eksen periyodunu yuvarlanarak yapar. Bu nedenle kutuplardaki basıklığı yüksektir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktır. Gezegenin yapısı ve atmosferi hakkındaki bilgiler çoğunlukla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>﻿<strong></strong></p>
<hr size="1" />
<div>Uranüs, 2.872.460.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlık sırasında 7.  gezegendir. 1781 yılında Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. Çapı  yaklaşık olarak 25600 km kadardır. 17 saat civarında tamamladığı eksen  periyodunu yuvarlanarak yapar. Bu nedenle kutuplardaki basıklığı  yüksektir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile hakkında pek fazla bilgi  bulunmamaktır. Gezegenin yapısı ve atmosferi hakkındaki bilgiler  çoğunlukla tahminlere ve 1986 yılında gezegenin yakınlarından geçen  Voyager 2 sondasından alınan bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgiler  ışığında; gezegenin, hidrojen bakımından zengin, metan ve helyum içeren  çok yoğun bir atmosfere sahip olduğu, yüzey sıcaklığının -221 Cº  civarlarında olduğu, dünyanınkinden daha büyük bir mağnetik alana sahip  olduğu ve kayalık bir çekirdeğinin bulunduğu gibi tahminler ileri  sürülmektedir.<br />
Uranüs&#8217;ün şu ana kadar gözlene bilinmiş 17 uydusu bulunmaktadır. Bu  uydulardan ikisi olan Titana ve Oberon gezegeni ilk gözlemleme ünvanına  da sahip olan Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. 1948 yılına kadar  beş büyük ana uydusu gözlenile bilinmişti. Fakat 1986&#8242;da Voyager 2  sondası bu uydulara ek olarak 10 küçük uydu daha bulmuştur. 31 Ekim  1997&#8242;de ise yarı çapları 160 ve 80 km olan iki uydu daha gözlenmiştir.<br />
Gezegenin çevresinde 9 ince halka bulunmaktadır. Bu halkalar 10 Mart  1997 yılında bir yıldızın gezegenin arkasında kalması sonucunda yapılan  gözlemler ile keşfedilmiştir. Halkalar gezegenin merkezinden 42000 km  sonra başlamaktadır ve en genişi bile kalınlığı bile 10 Km&#8217;den fazla  değildir. En içten dışa doğru halkalara 6, 5, 4, α, β, γ, δ, ε isimleri  verilmiştir. Sırası ile bu halkaların gezegenin merkezine olan  uzaklıkları 41980, 42360, 42663, 44844, 45799, 47323, 47746, 48423 ve  51000 km dir. En dıştaki halka olan ε halkası elips şeklindedir ve her  iki ucunda yarıçapları 40-50 km olan iki uydu yer almaktadır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/uranus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satürn</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/saturn.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/saturn.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 23:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2858</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Sisteminin ikinci büyük gezegeni olan Satürn&#8217;ün yarı çapı 60400 km dir ve 1.433.000.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlıkta 6. sıradadır. Gezegen teleskopla incelendiğinde yeşilimsi bir renkte görünür ve çıplak gözle görülebilen en uzak gezegendir. Neredeyse tümü gazlardan oluşan bu gezegenin yoğunluğu çok küçüktür. Ortalama 700 kg/m3 yoğunluğu ile Güneş Sistemi&#8217;nde en küçük yoğunluğa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Güneş Sisteminin ikinci büyük gezegeni olan Satürn&#8217;ün yarı çapı 60400  km dir ve 1.433.000.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlıkta 6.  sıradadır. Gezegen teleskopla incelendiğinde yeşilimsi bir renkte  görünür ve çıplak gözle görülebilen en uzak gezegendir. Neredeyse tümü  gazlardan oluşan bu gezegenin yoğunluğu çok küçüktür. Ortalama 700 kg/m3  yoğunluğu ile Güneş Sistemi&#8217;nde en küçük yoğunluğa sahip olan  gezegendir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile yüzey sıcaklığı yaklaşık  olarak -150 Cº dir. Vogayer aracından alınan kızılötesi bilgilere  dayanılarak gezegendeki hidrojen/helyum oranı 9/1 olarak saplanmıştır.  Satürn&#8217;ün çevresine yaydığı ısı enerjisi güneşten aldığı ısı  enerjisinden daha fazladır.<br />
Gezegenin çevresindeki halkalar yıllarca bir sır olarak kalmış ve  gezegene insanların büyük ilgi göstermesine neden olmuştur. Bu halkalar  ilk olarak Galileo uzay aracı tarafından gözlenmiştir fakat ne olduğu  ancak Huygens tarafından 1655&#8242;te açıklanmıştır. Gezegen çevresinde  araştırma yapan sondalar. Halkaların yapısı ve içeriği hakkında bize  bazı bilgiler verdi. Bu bilgilere dayanılarak en dıştaki halkadan en iç  teki halkaya doğru sırası ile A, B, C, E, F ve G isimleri verilmiştir.  Bu araştırmalarda halkaların sanıldığından daha karmaşık bir yapıya  sahip olduğu ve çok sayıda çemberden oluştuğu anlaşıldı. Halkaların  arkasındaki yıldızların parlaklığı görülebildiği için halkaların  genişliğinin yalnızca 20 km kadar olabileceği tahmin edilmektedir.  Ayrıca halkaların oluşumu hakkında, evrende daha önceleri başıboş  dolaşan ufak meteor ve buz parçaları gibi değişik cisimlerin Satürn&#8217;ün  çekim alanına yakalanmaları sonucu oluştuğu tahmini kabul edilmektedir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/saturn.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jüpiter</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/jupiter.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/jupiter.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 22:02:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[jüpiter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2856</guid>
		<description><![CDATA[Jüpiter, 71370 km ekvator yarı çapı ile Güneş Sistemindeki en büyük gezegendir ve Güneş&#8217;e yakınlık bakımından 5. sırada yer alır. Kütlesi yaklaşık olarak dünya kütlesinin 318 katıdır. Bu dev gezegen Güneş çevresindeki turunu 11.86 yılda tamamlar. Çok büyük bir gezegen olduğu için küçük bir teleskopla bile ekvatora paralel olarak uzanan farklı renkteki kuşakları seçilebilir. Jüpiter [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Jüpiter, 71370 km ekvator yarı çapı ile Güneş Sistemindeki en büyük  gezegendir ve Güneş&#8217;e yakınlık bakımından 5. sırada yer alır. Kütlesi  yaklaşık olarak dünya kütlesinin 318 katıdır. Bu dev gezegen Güneş  çevresindeki turunu 11.86 yılda tamamlar. Çok büyük bir gezegen olduğu  için küçük bir teleskopla bile ekvatora paralel olarak uzanan farklı  renkteki kuşakları seçilebilir. Jüpiter hakkında ne yazık ki halen kesin  bilgiler bulunmamaktadır. Yüzeyi atmosferi ve uyduları hakkında sadece  tahminlerde bulunulmaktadır. Bu tahminlere göre çok yoğun bir atmosferi  ve de küçük bir çekirdeği bulunmaktadır. Gezegenin içi hakkında yapılan  tahminlere göre saf hidrojen veya %1-2 helyum içeren hidrojen ve %1-2  oranında diğer elemanlardan oluşmuştur. Jüpiter güneşten aldığı enerjini  yaklaşık olarak 2.5 katını çevresine yaymaktadır bunun nedenini  gezegendeki gravitasyonel çökmenin hala sürmesi olarak tahmin  edilmektedir. Jüpiter&#8217;in çevresinde 6500 km genişliğinde ve bir kaç km  kalınlığında bir halkası bulunmaktadır.<br />
Bu dev gezegen çok büyük bir manyetik alana sahiptir. Bu alan sayesinde  bilinen 16 uydusu bulunmaktadır. Fakat gezegenin uydularının 16 ile  sınırlı olmadığı ve başka uydularının da bulunduğu tahmin edilmektedir.  Jüpiter hakkındaki ilk bilgiler Nasa&#8217;nın 70&#8242;li yıllarda gönderdiği  Pioneer10 ve Pioneer11 uzay sondaları tarafından elde edilmiştir. Fakat  Jüpiter hakkındaki en önemli bilgiler 1995 yılında Jüpiter&#8217;e ulaşan  Galileo uzay sondasından alınmıştır. Galileo&#8217;nun gönderdiği bilgiler  sayesinde Jüpiter&#8217;in 4 büyük uydusu (Io, Europa, Ganymede ve Callisto)  bulunmuş ve bunlara Galileo uyduları adı verilmiştir. Bu 4 Uydu gezegen  ile aynı yönde dönmektedir. Fakat daha sonra bulunan küçük ve gezegene  daha yakın olan uydular gezegene zıt yönde dönmektedir. Bu uydular  içinde en ilginci Europa uydusudur. Dünyadan yapılan incelemelerle bu  uydunun yüzeyinin su buzlarıyla kaplı olduğu ve hiç bir çarpma  kraterinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu uydunu üzerinde yer alan ve  değişik yönlerde düzgün olrak uzanan çatlaklar, yüzeydeki buzların  attaki sıcak bir deniz üzerinde yüzdüğünün sanılmasına neden olmuştur.  Bu da bu uydu üzerinde canlı olabilme olasılığını artırmaktadır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/jupiter.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mars</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/mars.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/mars.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 21:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2854</guid>
		<description><![CDATA[Mars güneşe yakınlık bakımından dördüncü gezegendir ortalama güneş mars uzaklığı 227.4 milyon kilometredir. Gök yüzünde kırmızı renkte görünür ve kendisine ait bir atmosferi vardır. Büyüklük olarak yaklaşık dünyanın yarısı kadardır (yarı çapı 3200 km). Gündüz ekvator sıcaklığı 10 C° civarlarına ulaşır, fakat atmosferi bu sıcaklığı tutabilmesi için yeterli olmadığından, geceleri sıcaklığı -75 C° &#8216;ye kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Mars güneşe yakınlık bakımından dördüncü gezegendir ortalama güneş  mars uzaklığı 227.4 milyon kilometredir. Gök yüzünde kırmızı renkte  görünür ve kendisine ait bir atmosferi vardır. Büyüklük olarak yaklaşık  dünyanın yarısı kadardır (yarı çapı 3200 km). Gündüz ekvator sıcaklığı  10 C° civarlarına ulaşır, fakat atmosferi bu sıcaklığı tutabilmesi için  yeterli olmadığından, geceleri sıcaklığı -75 C° &#8216;ye kadar düşer.  Kutuplarındaki sıcaklık ise -120 C° kadardır. Marstaki atmosfer basıncı  altında bu sıcaklık CO2 &#8216;nin donma sıcaklığı olduğundan kutuplarda CO2  buzları bulunmaktadır. Mars günü dünya gününden yalnızca yarım saat daha  fazladır fakat dünyaya göre güneşe daha uzak olduğu için bir yılı 687  gündür. Marsı atmosferinde dünyadakine benzer olarak H, O, CO ve CO2  belirlendiği halde dünyada bol olarak bulunan Ni bulunmamaktadır. 1877  yılında marsın iki uydusu bulunmuştur. Bunlar ancak çok iyi  teleskoplarla gözlenebilen Phobos ve Deimos tur.<br />
Bilindiği gibi yıllarca Marsta yaşam olduğu düşünülmüştü, bu teori için  gerçekten geçerli sebepler vardı. Marsta da dünyadaki gibi eksen  eğikliği olduğundan mevsimler oluşur. Değişik mevsimlerde yer kabuğunun  değişik renkler alması yıllarca astronomların marsta bitkisel yaşam  olduğuna inanmalarına neden olmuştur. Ayrıca mars yüzeyinde yer alan  geniş kanalların marslı yaratıklar tarafından kutuplardan ekvatora su  götürmek için yapıldığı sanılmaktaydı. Fakat ilki 1965&#8242;de olmak üzere  yollanan bir çok uzay sondası sayesinde marstaki bu kanalların tamamen  kendiliğinden var olduğu anlaşılmıştır.<br />
Mars yüzeyi de ay yüzeyi gibi volkanik ve çarpma kraterleriyle doludur.  1965&#8242;den başlayarak yollanan uzay sondaları sayesinde elde edilen yüzey  şekillerine isimler verildi. Tharsis bölgesinde artık etkinlik  göstermeyen Olympus Mons, Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mouns  volkanları marsın en dikkat çekici yüzey şekilleridir. Bu volkanların  çevresinde meteorların açtığı kraterlere rastlanmaz. Çünkü buradaki  kraterler zamanla lav ile dolmuştur. Ayrıca ekvator bölgesinden  başlayarak 3000 km doğuya doğru uzanan bir vadi, sonra kuzeye kıvrılarak  Chryse&#8217;ye varır. Bu vadi bazı yerlerde 100 km genişliğe ve 6 km  derinliğe sahiptir. Bu denli bir vadinin yalnızca akarsular tarafından  oyulabileceği düşünülmektedir. Bu da daha önce Mars yüzeyinde suyun var  olduğuna inanılmasını sağlamıştır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/mars.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/dunya.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/dunya.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 20:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2852</guid>
		<description><![CDATA[Üzerinde yaşadığımız gezen, dünyanın yarıçapı 6400 km ve yoğunluğu 5,52 kg/m3&#8242;dür. Güneşe yakınlık bakımından üçüncü sırada yer alan dünya ile güneş arasındaki uzaklık 1.5 x 10 8 km&#8217;dir. Ve bu uzaklık 1 AB. (Astronomik Birim) olarak kabul edilmiştir. Güneş sistemindeki diğer gök cisimleri arasındaki mesafeler de genellikle bu birim kullanılarak belirtilir. Yapay uyduların kullanılmaya başlaması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Üzerinde yaşadığımız gezen, dünyanın yarıçapı 6400 km ve yoğunluğu  5,52 kg/m3&#8242;dür. Güneşe yakınlık bakımından üçüncü sırada yer alan dünya  ile güneş arasındaki uzaklık 1.5 x 10 8 km&#8217;dir. Ve bu uzaklık 1 AB.  (Astronomik Birim) olarak kabul edilmiştir. Güneş sistemindeki diğer gök  cisimleri arasındaki mesafeler de genellikle bu birim kullanılarak  belirtilir. Yapay uyduların kullanılmaya başlaması ile dünyanın tam  şekli belirlenmiş ve bu şekle Geoit adı verilmiştir. Dünyanın konumu,  atmosferi ve iç yapısı üzerinde yaşam barındırabilmesi için en uygun  şekildedir. Güneş sisteminde ve bilinen tüm gezegenler arasında yaşama  el verişli tek gezegen dünyadır. Koruyucu bir kılıf görevi gören  atmosferi sayesinde meteor çarpmalarına ve güneşin yaydığı zararlı  ışınlara karşı gezegen korunur.<br />
Dünyanın iç yapısı üç katmandan oluşmaktadır. Bu katmanlardan en dışta  bulunan ve yaşamaya elveriş olana kabuk adı verilmektedir. Tüm canlı  yaşamını üzerinde bulunduran, o bu katmanın ortalama kalınlığı 30 km  kadardır. Kabuğun hemen altından başlayıp çekirdeğe kadar devam eden  tabakaya manto adı verilir. 5100 km derinliğe kadar inen manto  tabakasının kabuğa yakın olan bölümü kırılgan kayalardan oluşmaktadır.  Dünyanın merkezindeki ısı 5000 C° civarında olduğundan mantonun  çekirdeğe yakın bölümü erimiş kayalardan oluşmaktadır. Manto  tabakasındaki basınç nedeni ile erime noktaları yükselen demir ve  magnezyum katı halde bulunurlar. Dünyanın merkezini oluşturan çekirdek  ise %90 oranında sıvı demirden oluşmaktadır. Bunun nedeni çekirdekte  tahminen 3 milyon Atm olan basınç altında demirin erime noktasının 8000  C°&#8217;yi bulan çekirdek ısısından düşük olması olarak açıklaya biliriz.<br />
Çekirdekte bulunan sıvı demirin konveksiyon akımları ile ortaya  çıkardığı dinamo etkisi, Dünyanın manyetik alanını oluşturur. Dünya  yüzeyini 100km yukarısından başlayan manyetik alan yaklaşık 6500km  yüksekliğe kadar uzanır. Son yıllarda elde edilen veriler ile bu  manyetik alanın bir zırh gibi dünya yüzeyini ısı ve benzeri  tehlikelerden koruduğu anlaşılmıştır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/dunya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Venüs</title>
		<link>http://www.forumbso.com/cografya/venus.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/cografya/venus.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 19:59:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Venüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=2850</guid>
		<description><![CDATA[Venüs, Merkür&#8217;den sonra güneşe en yakın 2. gezegendir. Kütlece dünyaya yakın bir büyüklüktedir. Ve kendisine ait bir atmosfere sahiptir. Gün doğumunda ve gün batımında güneşe yakın olarak, dünyadan çıplak gözle rahatlıkla görülebilir (Halk tarafından Çoban Yıldızı olarak ta bilinir). Güneş ve aydan sonraki en parlak gök cismidir. Venüs&#8217;ün diğer gezegenlerden farklı ve ilginç yanları vardır, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<hr size="1" />
<div>Venüs, Merkür&#8217;den sonra güneşe en yakın 2. gezegendir. Kütlece  dünyaya yakın bir büyüklüktedir. Ve kendisine ait bir atmosfere  sahiptir. Gün doğumunda ve gün batımında güneşe yakın olarak, dünyadan  çıplak gözle rahatlıkla görülebilir (Halk tarafından Çoban Yıldızı  olarak ta bilinir). Güneş ve aydan sonraki en parlak gök cismidir.  Venüs&#8217;ün diğer gezegenlerden farklı ve ilginç yanları vardır, bunlardan  en ilginci 1 yılının 1 gününden daha uzun olmasıdır. Yani güneş  etrafındaki dönme hızı kendi ekseni etrafındaki dönme hızından daha  fazladır. Güneş etrafındaki dönme süresi 224 gün, kendi ekseni etrafında  dönme süresi ise 243 gündür. Ayrıca Venüs diğer gezegenlerin tam tersi  yönde dönmektedir. Diğer gezegenlerin hepsi saat yönünde dönerken Venüs  saatin tersi yönünde ve çok yavaş bir şekilde dönmektedir. Bu  farklılıkların nedeni hala anlaşılabilmiş değildir. Çıplak gözle çok  rahat görüle bildiği halde en iyi teleskopla bile yüzeyi incelenemez.  Bunun nedeni çok yoğun bir atmosfere sahip olmasıdır. %93 oranında CO2  (karbon di oksit) ve %2 oranında N2 (azot) ile az miktarda değişik  gazlardan oluşmuş olan atmosfer güneşten gelen ışınları bir ayna gibi  geri yansıtır. Bu olay gezegene müthiş bir parlaklık kazandırırken,  yüzeyinin incelenmesini zorlaştırır.<br />
Venüs&#8217;ün yoğun atmosferi nedeni ile basıncıda çok yüksektir. Yaklaşık  olarak dünyadakinden 100 kat daha fazla basınca sahiptir. Atmosfer  yoğunluğu ise dünyadakinin 70 katı kadardır. Ayrıca atmosferinde azda  olsa yer alan H2SO4 ve HCL gibi asitler yağmur şeklinde gezegen üzerine  yağmaktadır. Bu nedenle dünya üzerindeki hiçbir canlının bu gezegende  yaşayabilmesi mümkün değildir. Venüs güneşe yakınlık açısından  Merkür&#8217;den daha uzak olmasına rağmen sıcaklığı daha yüksektir. Bunun  nedeni atmosferinin olmasıdır. Bu yoğun atmosfer güneşten gelen  ışınların büyük bir bölümünü geri yansıtsa da küçük bir kısmını içeri  alır ve dışarı çıkmasına izin vermez bu da sera etkisi yaparak gezegenin  günden güne ısınmasına neden olmaktadır. Gezegenin şu anki sıcaklığının  325 C° &#8216;nin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.<br />
Venüs yüzeyi hakkında Amerikan Mariner ve Rus Venera sondaları inceleme  amaçlı kullanılmış ve kızıl ötesi de olsa yüzey resimleri çekilmiştir.  Bu resimlerden Venüs yüzeyinin düz ovalar, vadiler ve derin olmayan  kraterlerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Gezegen üzerinde Ishtar Terra ve  Aphrodite Terra adını taşıyan iki yüksek plato gezegenin %11&#8242; ini  kaplamaktadır. Kraterlerin derin olmamasının nedeni gezegenin ,yoğun  atmosferi sayesinde kendisine çarpacak olan meteorların hızını  kesebilmiş olmasıdır</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/cografya/venus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

