<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Online Bilgi Merkezi &#187; Diğer Bilim Dalları</title>
	<atom:link href="http://www.forumbso.com/kategori/diger-bilim-dallari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.forumbso.com</link>
	<description>Bilgi İçin BireBir...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Aug 2011 09:30:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Minyatür Sanatı Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 13:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Sanatçıları]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatür Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Minyatürcülük]]></category>
		<category><![CDATA[nakkaş]]></category>
		<category><![CDATA[nakkaş nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle Osmanlı Dönemindeki Türklerin gözde sanatlarından biriside minyatürdü. Günümüzde pek rastlamasak da minyatür geçmişin en büyük sanat dallarından birisiydi. Minyatür kısaca eskiden yazma kitapları süslemek için yapılan renkli resimdir. Minyatür sözcüğü, Ortaçağ&#8217;da batıda kitapların bölüm başlıklarına konan ilk harflerin kırmızıya boyanmasında kullanılan boyanın (minium) adından gelir. Bizde eskiden minyatüre nakış, minyatür ressamına da nakkaş denirdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8744065928767280";
/* 336x280, oluşturulma 25.04.2011 */
google_ad_slot = "9266619162";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Özellikle Osmanlı Dönemindeki Türklerin gözde sanatlarından biriside minyatürdü. Günümüzde pek rastlamasak da minyatür geçmişin en büyük sanat dallarından birisiydi. Minyatür kısaca eskiden yazma kitapları süslemek için yapılan renkli resimdir.</p>
<p>Minyatür sözcüğü, Ortaçağ&#8217;da batıda kitapların bölüm başlıklarına konan ilk harflerin kırmızıya boyanmasında kullanılan boyanın (minium) adından gelir. Bizde eskiden minyatüre nakış, minyatür ressamına da nakkaş denirdi.</p>
<p>Minyatür de resimdir, ama minyatür sanatıyla resim sanatı birbirinden çok farklıdır. Minyatürde, resimde olduğu gibi ışık-gölge etkisi aranmaz, renkler dümdüz sürülür; şekiller birbirini kapatmayacak durumda yan yana dizilir, arkada kalanlar kâğıdın üst tarafına çizilir; insanların büyüklüğü ve yeri önemlerine göre belirtilir; önemli kişiler ötekilerden daha büyük boyda ve ön tarafa yapılır; görüntülerde uzaklık anlaşılmaz; şekillerde ayrıntılar incelikle gösterilir.</p>
<p>Minyatür sanatı doğuda doğmuş ve gelişmiştir. Bunun nedeni belki de kâğıdın ve kitabın doğuda icat edilmiş olmasıdır. Ama Îslâm ülkelerinde minyatürün, özellikle Ortaçağ&#8217;da gelişmesinin nedeni, resmin yasaklanmış olmasıdır. Önce matbaanın, sonra da fotoğrafın icadı bu sanatı öldürmüştür.</p>
<p>Minyatür nasıl yapılır?</p>
<p>Nakkaş denen minyatürcü, bir tabaka has kâğıt (sırf pamuktan yapılmış kâğıt) alır, bir mermerin üzerine yayarak parlak bir cisimle (mermer, fildişi) sürte sürte düzleyip parlatır. Önce yapacağı şekillerin sınırlarını kâğıt üzerinde hafifçe belirterek taslaklarını yapar; bunun için birkaç kedi veya samur kılından yapılmış ve ipek telle kuş tüyüne bağlanmış bir fırça kullanır. Bu şekilde yapılan taslaklar üzerinde kolayca düzeltme yapılabilir.</p>
<p>Taslaklar tamamlandıktan sonra çini mürekkebiyle sınır çizgilerine son biçimi verilir. Sonra çizgiler arasında kalan yerler kalınca bir fırçayla uygun renklerle düz boyanır. Daha sonra çini mürekkebiyle kenar çizgileri bir kere daha elden geçirilir.</p>
<p>Tıpkı freskler ve halılar gibi minyatürlerde de kökboyalar kullanılırdı. Eski minyatürlerin bugün bile parlaklıklarını korumaları hayranlık vericidir.</p>
<p>Minyatür sanatı Çin&#8217;den İran&#8217;a, oradan Anadolu yoluyla Avrupa&#8217;ya geçmiştir, Îslâm ülkeleri içinde minyatür sanatı özellikle İran&#8217;da büyük gelişme göstermiştir. En büyük minyatür ressamı olarak bilinen Behzat, İran sarayında başnakkaş olmuş, şahın 1522 tarihli bir fermanıyla bütün İran&#8217;daki kütüphaneler, hattatlar, ressam ve nakkaşlar, hattâ kuyumcular onun emir ve yönetimine verilmiştir. Behzat&#8217;ın yanında birçok başka ünlü minyatürcü yetişmiştir. Bunlardan Ağa Mirek, Kanunî Sultan Süleyman zamanında İstanbul&#8217;a çağrılarak nakkaşbaşı atanmıştır.</p>
<p>Kanunî devrinde gelişmeğe başlayan minyatür sanatı, XVI. yy.ın ikinci yarısında Murat III&#8217;ün oğlunun sünnet düğününü anlatan «Surname»yi 427 minyatürle süsleyen nakkaş Osman ile doruğuna ulaşmış, XVII. yy.da Nakşî, XVIII. yy.da Levnî ile parlaklığını sürdürmüştür. Türk minyatürlerinin en güzel örnekleri bugün Topkapı Sarayı Müzesi&#8217;ndedir. </p>
<p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/minyatur-sanati-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalıtım derecesi ve kalıtım derecesinin özellikleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/kalitim-derecesi-ve-kalitim-derecesinin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/kalitim-derecesi-ve-kalitim-derecesinin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 18:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım derecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım derecesi hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım derecesi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım derecesi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım derecesinin özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[Genotipin Fenotipi belirleme derecesidir. Dış görünüşün ortaya çıkmasında belirleyici olan genlerin etki düzeyinin ölçüsüdür. -0-1 arasında -Sürünün özelliğidir -Özellikten özelliği değişir -Aynı özellik içinde de değişebilir -Farklı ırklar için farklı değerler alabilir -4-5 genenrasyon sabittir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genotipin Fenotipi belirleme derecesidir. Dış görünüşün ortaya çıkmasında belirleyici olan genlerin etki düzeyinin ölçüsüdür.</p>
<p>-0-1 arasında<br />
-Sürünün özelliğidir<br />
-Özellikten özelliği değişir<br />
-Aynı özellik içinde de değişebilir<br />
-Farklı ırklar için farklı değerler alabilir<br />
-4-5 genenrasyon sabittir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/kalitim-derecesi-ve-kalitim-derecesinin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak Kirliliği Nedenleri ve Çözüm Yolları</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/toprak-kirliligi-nedenleri-ve-cozum-yollari.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/toprak-kirliligi-nedenleri-ve-cozum-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 20:05:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[toprak kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[toprak kirliliği çözüm yolları]]></category>
		<category><![CDATA[toprak kirliliği çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[toprak kirliliği nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Dünya&#8217;nın geleceğini tehdit eden problemlerden biriside toprak kirliliğidir. Yaşam için mutlak gerekli olan toprak kirlenmeye bu şekilde devam ederse önümüzdeki yıllar içinde toprak topraklık görevini yapamaz hale gelebilir. Bu durumda yaşam tehdit altına düşer&#8230;. Açlık, susuzluk kat kat artar&#8230; ve bunun yanında binlerce şey&#8230; Hızlı Nüfus Artışı &#8211; Toprak İlişkileri Hızlı nüfus artışı çok sayıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya&#8217;nın geleceğini tehdit eden problemlerden biriside toprak kirliliğidir. Yaşam için mutlak gerekli olan toprak kirlenmeye bu şekilde devam ederse önümüzdeki yıllar içinde toprak topraklık görevini yapamaz hale gelebilir. Bu durumda yaşam tehdit altına düşer&#8230;. Açlık, susuzluk kat kat artar&#8230; ve bunun yanında binlerce şey&#8230;</p>
<p>Hızlı Nüfus Artışı &#8211; Toprak İlişkileri<br />
Hızlı nüfus artışı çok sayıda sosyoekonomik ve politik sorunların ortaya çıkmasına yol açmanın yanında, yanlış arazi kullanma ve toprak kayıpları nedeniyle ekonomimize ve kalkınmamıza önemli etkileri olan sorunlar da yaratmaktadır.<br />
Diğer yandan hızlı nüfus artışı gereksinimlerin karşılanması açısından, üretim ve tüketim ilişkilerini de olumsuz yönden etkileyecektir. Özellikle tarımsal üretimde birim alandan daha yüksek ürün almayı özendiren olumlu sayılabilecek etkisi yanında, orman ve meraların tarım arazilerine dönüştürülmesi gibi olumsuz ve zararlı yöndeki gelişmelere de neden olmakta ve bunları hızlandırmaktadır.<br />
Nüfus artışı hızı 1990’ da % 2.4 iken 2000 yılında % 1.9’ a inmiştir. Türkiye’nin potansiyel kaynakları artan nüfusu beslemeye belli bir süre için yeterli bir potansiyeldir. Nüfus artışının zamanla düşürülmesi bu hızlı artıştan kaynaklanan sorunları da azaltacaktır. </p>
<p>Toprak Kaynaklarının Sorunları ve Çözüm Yolları :<br />
Türkiye&#8217;nin önemli yaşamsal sorunlarından birisi toprak kaynaklarında ortaya çıkan sorunlardır. Bu sorunlar genelde su ve rüzgar erozyonu ile oluşan sorunlar, yanlış arazi kullanımı ve toprakların fiziksel ve kimyasal etmenlerle kirlenmesi ya da kalitelerin bozulması, üretim gücünün yitirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.<br />
27.7 milyon hektar olan toplam tarım arazisinin 19.7 milyon hektarında çeşitli şiddetlerde erozyon tehlikesinin mevcut olduğu araştırmacılar tarafından saptanmıştır. Tarım arazilerimizin yaklaşık 2/3’ ünde toprak kaynaklarımızı kemiren ve azaltan erozyon tehlikesi vardır. Yine yapılan bir araştırmaya göre yılda 500 milyon ton toprağın akarsularla denizlere taşındığı belirlenmiştir. Ayrıca erozyonla taşınan toprakların tarıma elverişli toprakların üst kısımları olduğu göz önünde tutulursa tarımsal toprakların ne denli büyük bir sorunla karşı karşıya kaldığı daha net anlaşılacaktır.<br />
Erozyonun oluşumuna ve şiddetine etki yapan önemli etmenler iklim, topografya, toprağın özellikleri, bitki örtüsü gibi türlü etmenler yanında insanın kendisidir. Erozyonu önleyici toprak işleme, ekim ve dikim yöntemlerinin kullanılmamasının neden olduğu toprak kayıpları ağırlık taşımaktadır. Erozyonun hızlanmasında baş rolü toprağı yanlış işleyen ve kullanan insan oynamaktadır.<br />
Bu konuda yapılan çalışmalar göstermektedir ki her yıl on binlerce hektar tarımsal alan tarım dışı amaçlar için kullanılmaktadır. İl ve İlçeler bazında organize sanayi ve küçük sanayi sitelerinin kapladığı arazilerin 18000 hektar olduğu ve bunun % 62’ lik kısmının tarıma elverişli araziler üzerine kurulmuş olduğu saptanmıştır.<br />
Yanlış arazi kullanımı, bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kentleşme sürecinde ve kıyılarımızın turizme açılmasında da yanlış arazi kullanımı uygulamaları sürmektedir. Hızlı kentleşme, kent nüfuslarının hızlı artışı ve gecekondu olayının süregelmesi, kent topraklarının genişletilmesini ve bu arada plansız ve bilinçsiz arazi kullanımı sorunu ve tarımsal toprakların yerleşim yeri olarak kullanılması olayını da birlikte getirmektedir. İstanbul Boğazı yamaçlarında mevcut bitki örtüsünün kaldırılması suretiyle yapılaşmalara açılan topraklar, yanlış toprak kullanımının öncüleri olmaktadır.<br />
Kentleşme ve sanayileşmenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri birkaç yönde sürecektir. Birincisi, değerli tarım topraklarının özellikle kıyılarda hızla kentsel kullanımlara açılmasıdır. Kamu eliyle tarıma elverişli duruma getirilmeleri için para harcanan verimli topraklar bile kamunun kayıtsızlığına kurban gidebilmektedir.<br />
Sanayi sektöründe gelişmeler, organize sanayi bölgeleri için yer seçimi, genellikle altyapıların ekonomik kolaylıklar sağladığı yörelerde kurulacak biçimde yapıldığı gözlenmektedir. Hiçbir düşünce, ham maddesinin üretildiği birinci sınıf tarım alanı üzerine, bu ürünü işleyen sanayi tesislerinin kurulmasına olanak vermez. Çukurova’da pamuk üretimine elverişli, sulama tesisleri tamamlanarak sulamaya açılmış birinci sınıf alanlardaki tekstil fabrikalarının kuruluşu, oradaki yol, su ve elektrik enerjisi olanaklarından kolayca yararlanma amacından kaynaklanmaktadır.<br />
Tarım topraklarının, artık üzerinde tarım yapılamaz hale getirilerek yok edilmelerinin diğer bir biçimi de, bunların toprak sanayilerinde kullanılmak üzere satın alınmalarıdır. Tapuda herhangi bir işlem yapılmasına gerek kalmadan satılan, toprak sanayiine elverişli, fakat uzun yıllarda oluşmuş alüviyal topraklar, ana kaya düzeyine ininceye kadar alınmakta ve fabrikalara taşınarak tuğla, kiremit, seramik vb. yapımı amaçlarıyla ham madde olarak kullanılmaktadır. Tarıma elverişli topraklar dışında, aynı amaçla kullanılabilecek kaynaklar ilgili kuruluşlarca saptanarak ilgililere önerilmekte ise de, çeşitli nedenlerle bu ocakların kullanılmaları sağlanılamamaktadır.<br />
Toprakların verim güçlerinin kaybolmasına neden olan diğer bir kirlenme şekli de, kimyasal kirlenmelerdir. Bu tür kirlenmelerde ana etmenler atmosferik çökelmeler, asit yağmurları, atık sular ve bunlarla kirlenmiş suların toprakta bıraktığı kirletici elemanlar, arıtma tesislerinden çıkan kirli çamurların toprakta yaptığı kirletici etkiler, tarımsal ilaçların bazılarının toprakta birikmeleri ile oluşan kirlenmelerdir. Ayrıca sulama yoluyla ortaya çıkabilecek, tuzlanma ve çoraklaşma gibi toprağın verim gücünü azaltan, hatta giderek tarımsal üretimde kullanılmasını önleyen fiziksel ve kimyasal kirlenmeler de toprak kaynaklarına olumsuz etkiler yapmaktadırlar.<br />
Görüldüğü gibi toprağı kirleten dış etmenler yanında, tarımsal üretim sürecinde bizzat bu üretimin yarattığı kirlenmeler de tarım topraklarına olumsuz etkiler yapmaktadır.<br />
Bir örnek olarak, Çukurova, Aşağı Seyhan Projesi alanından hatalı sulamaların ve gerekli tarım tekniklerinin kullanılmaması vb. nedenlerle oluşan tuzluluk sorunu, taban suyunun yükselerek tarımsal üretimi olumsuz bir şekilde etkilemiş olması gösterilebilir. Türkiye&#8217;nin diğer sulama projelerinde de gözlenen bu olumsuz sonuçların, GAP sulamalarında yinelenmemesi için toprak kayıplarını önleyici önlemlerin alınması gereği de vurgulanmalıdır. Toprağın özellikle ağır metaller, toksik maddelerle kirletilmeleri, bu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkiler aracılığı ile besin zincirine karışmakta ve insan sağlığını etkileyici zararlı düzeylere ulaşabilmektedir.<br />
Topraklarımızın korunması ve geliştirilmesi, tarım topraklarımızın verimlerini artırarak kullanılmaları ve korunmaları konusunda temel mevzuatın yetersizliği de toprak kayıplarına neden olan önemli etmenlerden birisini oluşturmaktadır. Mevcut mevzuatın da ülke topraklarının gereği gibi korunmaları için etkili olarak kullanılmamaları var olan boşluğu daha da genişletmektedir. </p>
<p>Orman &#8211; Toprak Kaynaklarımızın İlişkileri, Sorunları ve Çözüm Yolları:<br />
20 Milyon hektar civarında bilinen ormanımız vardır. Bunların 11 Milyon hektarı koru ormanı, dokuz milyon hektarı da bataklık ormanıdır. Ancak sadece dokuz milyon hektarlık orman iyi (verimli) orman niteliğindedir. Bozuk (verimsiz) olarak nitelendirilen 11 milyon hektarlık orman ise iyileştirilmelidir. Türkiye’de gözle görülür bir orman azalması olayı yaşanmaktadır. Araştırmalar bu olumsuz gelişmeyi doğrulamaktadır. Orman azalması, orman ürünlerinin azalmasını ortaya çıkarması, dolayısıyla ormanlardan yararlanma hızını artırarak, orman tahribatını artırmakla kalmıyor, yeşil örtünün fotosentez yolu ile CO2 ve oksijen dengesini korumasını da bozarak ,yaşamsal sorunların temel nedeninin oluşmasına destek olmakta, toprağın koruyucu örtüsü tahrip edildiği için de toprakların erozyonla kaybolmasına neden olmaktadır.<br />
Orman azalmasına, ormanların yok olmasına neden olan etmenlerin başında nüfus baskısı nedeniyle ortaya çıkan izinsiz ve düzensiz ormandan yararlanma olayı gelmektedir. Ayrıca ormanlarda tarla açma yoluyla usulsüz olarak yararlanma, orman yangınları, biyolojik etmenlerle ortaya çıkan hastalıklar, hava kirliliğinin ve asit yağmurlarının ortaya çıkardığı tahribat, orman azalması sürecini hızlandıran ana nedenleri oluşturmaktadır.<br />
Türkiye’de erozyonu önleyici teknik ve biyolojik önlemlerin alınması ve ağaçlandırılması gereken beş milyon hektar civarında bir potansiyel alan mevcuttur. Orman içi ağaçlandırma alanları ile birlikte 18 milyon hektar alanın ağaçlandırılması, erozyon denetimi çalışmaları yapılması bir hedef olarak saptanmıştır. Bütün çabalara karşın, başta finansman sorunları olmak üzere diğer nedenlerin etkisi ile henüz bu hedefe ulaşılamamıştır.<br />
Türkiye’de ilk defa özel ağaçlandırma sisteminin uygulamaya konulmuş olması ümit verici bir başlangıç olmuştur. Sayıları 159’ a ulaşmış olan fidanlıklarda 700 milyon kadar fidanların Türkiye’nin yeşillenmesinde, toprakların korunmasında önemli katkıları olmuştur. Bu ağaçlandırma çalışmaları, erozyonun önlenmesinde de etkili olmuştur.<br />
Ekosistemlerin önemli bir öğesi, yaratıcısı ve koruyucusu olan ormanların tahribi, doğrudan doğruya toprakların da yok olmasıyla sonuçlandığı için ekosistemlerin korunması, toprağın da korunmasına sebep olacaktır.<br />
Ormanların korunmasını kapsayan çok yönlü tedbirlerin orman ve toprak koruma politikaları olarak geliştirilmesi ve bunların uygulamaya geçirilmesiyle topraklarımız korunacak ve varlığını sürdürme olanağına kavuşacaktır. </p>
<p>Çayır &#8211; Mera ve Toprak Kaynakları İlişkileri, Sorunları ve Çözüm Yolları:<br />
Çayır ve mera kaynakları, hayvansal üretimin yem kaynağı olma özelliği yanında, birçok önemli görevleri de yerine getirmektedir. Bunların arasında yeşil örtü olarak fotosentez olayıyla oksijeni desteklemesi, toprak ve su kaynaklarının korunması gibi görevleri ile doğal dengenin korunmasına ve ekosistemlerin oluşmasına çok önemli destek vermektedir. Yapılan araştırmalara göre yeşil örtü olarak çayır ve meralar, toprak ve su kaynaklarının su ve rüzgar erozyonu ile yok olmalarına engel olan en etkin görevi üstlenmektedir.<br />
Makinalı tarımın gelişmeye başladığı 1950 yıllarından beri 13 milyon hektardan fazla tarım arazisi, sürülerek tarla arazisi haline getirilmiştir. Ayrıca aşırı otlatma, erken ve geç otlatmalar, mera iyileştirme önlemlerinin alınmaması, bu kaynakların giderek tahribine yol açmaktadır.<br />
Karapınar ilçesini tehdit eden şiddetli rüzgar erozyonunun oluşturduğu kum fırtınaları, bu ilçeyi oturulmaz hale getirmiştir. Ama başlatılan çalışmalar sonucunda birkaç yılda çözüme ulaşılmıştır.</p>
<p>Su-Toprak Kaynaklarının Geliştirilmesi, Kullanımı, Sorunları ve Çözüm Yolları:<br />
Su; eritici, taşıyıcı ve besleyici özellikleri ile, tüm canlıların yaşamsal önemde yararlandığı bir doğal kaynaktır. Topraklar ile birlikte ekosistemlerin önemli bir öğesini oluşturur. Ekosistemleri besler. Bunlara karşın suyun, bozulan ekosistemleri tahrip etme, toprağı aşındırma, taşıma ve su erozyonunu oluşturma gibi özellikleri de vardır. Türkiye gibi erozyona müsait toprak ve iklim koşullarına sahip ülkeler için, bu özellikler tahrip edici olayları ortaya çıkarmaktadır. Çeşitli nedenlerle hızla yok edilen yeşil örtü, bu tip erozyonun baş nedeni olmakta, toprak kaynaklarını bir daha kullanılamayacak hale getirmektedir. Erozyondan etkilenen 57 milyon hektar toprağın önemli bir bölümü, bu tip erozyonla yok olmuştur. </p>
<p>Biyolojik Zenginliklerimiz &#8211; Toprak İlişkileri, Sorunları, Çözüm Yolları:<br />
Biyolojik zenginlikler yönünden Türkiye dünyada önde gelen ülkelerden birisidir. Çok sayıda bitki kaynağının vatanı Türkiye’dir. Yalnız ülkemizde yetişen endemik bitki türleri bakımından çok önemli bir kaynağa sahibiz. Bilimsel ve ekonomik yönden yararlanabildiği takdirde, çok yararlı sonuçlar alınabilecek biyolojik bir zenginlik potansiyelimiz vardır. Bu zengin potansiyel kaynaklarımızla yaşamsal bir bağlantı içerisindeyiz. Maalesef bu zenginliklerimizi de hızla yok etmekteyiz. Bitkisel kökenli doğal zenginliklerimizi; yanlış arazi kullanımı, aşırı tüketim ve bitkisel zenginlik kaynaklarımızın yaşamlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye sokacak biçimde aşırı düzeylerde tahrip edilmeleri, bu kaynaklarımızın kaybına neden olmakta, çıplaklaşan toprağın erozyonla taşınmaları ve yok olmaları ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca hızlı nüfus artışının toprak istemlerinde ortaya çıkardığı baskılar, bu doğal kaynakların ve zenginliklerin tahribine neden olmaktadır. </p>
<p>SONUÇ<br />
Dünya gittikçe küçülmektedir. Canlıların yaşayabildiği ya da yaşayabileceği bir başka gezegen henüz keşfedilmemiştir. Çok uzun yıllar ve yüzyıllar boyunca bu dünya üzerinde yaşayacağız. Dünyanın tahribi, ekolojik dengelerin bozulması, sadece bir ülkeyi değil, tüm dünyayı tehdit etmektedir. Brezilya ormanlarının tahribi, dünya ikliminin değişmesine neden oluyor, atmosferdeki oksijen &#8211; karbondioksit dengesini etkiliyor. Tüm dünya ülkelerinin bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevreyi tahrip etmeleriyle ekolojik dengenin bozulması ortaya çıkmaktadır. Orman azalması ve çölleşme, dünyanın önde gelen problemi haline gelmiştir. Eğer dünyada milyonlarca kişi açlık çekiyorsa, bu olaylar insan oğlunun geçmiş dönemde yaptığı hataların, kaynak tabanlarını tahrip etmelerinin faturası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hataların faturalarını gelecek kuşakların ödemesini istemiyorsak, ekolojik dengelerin bozulmasına neden olan hatalı uygulamalardan vazgeçmeliyiz. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/toprak-kirliligi-nedenleri-ve-cozum-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Farelerin deneylerde kullanım amaçları</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/farelerin-deneylerde-kullanim-amaclari.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/farelerin-deneylerde-kullanim-amaclari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 00:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[deney hayvanları]]></category>
		<category><![CDATA[deney yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[deneylerde neden fare kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[fare deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[fare deneyleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[Bilimin gelişmesi için sürekli olarak deneylerin yapılması gerekmektedir. Bu deneylerde en çok kullanılan hayvanlardan birisi farelerdir. Farelerin deneylerde sık kullanılmasının bazı nedenleri vardır. Farelerin kullanım amacı; Fare, vücutça nispeten küçük oluşu, kolayca maniple edilişi ve daha ucuza üretilebilmesi nedeniyle, en yaygın kullanılan laboratuar hayvanlarından birisidir. Genetik çeşitliliklerinin bulunması, çok sayıda üretilebilmeleri nedeniyle, fareler, genetikçiler için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilimin gelişmesi için sürekli olarak deneylerin yapılması gerekmektedir. Bu deneylerde en çok kullanılan hayvanlardan birisi farelerdir. Farelerin deneylerde sık kullanılmasının bazı nedenleri vardır.</p>
<p>Farelerin kullanım amacı; Fare, vücutça nispeten küçük oluşu, kolayca maniple edilişi ve daha ucuza üretilebilmesi nedeniyle, en yaygın kullanılan laboratuar hayvanlarından birisidir. Genetik çeşitliliklerinin bulunması, çok sayıda üretilebilmeleri nedeniyle, fareler,  genetikçiler için en uygun küçük memeli kemiricidir. Yaşam süresinin kısa olması, fareyi kronik, toksikolojik çalışmalar için uygun bir hayvan modeli yapar. Ayrıca, farenin tüm yaşamını içeren, tam bir çalışma yapmak da mümkündür. Çok  sayıda uyuşturucunun ve kimyasalların toksitesini ve kanserojenliğini test etmek için senede milyonlarca fare kullanılmaktadır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/farelerin-deneylerde-kullanim-amaclari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ki Kare Testi (Analiz Yöntemi)</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/ki-kare-testi-analiz-yontemi.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/ki-kare-testi-analiz-yontemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 13:59:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz Yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[biyoistatistik]]></category>
		<category><![CDATA[İstatistik]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare]]></category>
		<category><![CDATA[Ki kare analiz yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[ki Kare Örnekler]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare Testi]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare Testi çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare Testi değerlendirma]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare Testi nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Ki Kare Testi Örnekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=274</guid>
		<description><![CDATA[İstatistik biliminde sıkça başvurulan testlerden bir tanesi de Ki-Kare Testidir. Özellikle sosyal bilimler alanında yapılan çalışmların değerlendirilmesinde kullanılan bir test yöntemidir. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi özellikle sosyal bilimler alanındaki çalışmalarda yaygın olarak kullanılan bir analiz yöntemidir. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi verilerin sunuluş biçimine göre &#8220;Ki-kare uygunluk testi&#8221; ve &#8220;Ki-kare bağımsızlık testi&#8221; olmak üzere iki ana gruba ayrılır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstatistik biliminde sıkça başvurulan testlerden bir tanesi de Ki-Kare Testidir. Özellikle sosyal bilimler alanında yapılan çalışmların değerlendirilmesinde kullanılan bir test yöntemidir.</p>
<p>&#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi özellikle sosyal bilimler alanındaki çalışmalarda yaygın olarak kullanılan bir analiz yöntemidir. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi verilerin sunuluş biçimine göre &#8220;Ki-kare uygunluk testi&#8221; ve &#8220;Ki-kare bağımsızlık testi&#8221; olmak üzere iki ana gruba ayrılır. </p>
<p>Aslında &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi sadece ilişkilerin saptanmasında değil, aynı zamanda değişkenler arasındaki farklılıkların belirlenmesinde de kullanılmaktadır. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi frekans dağılımları üzerinden işlem yapan bir analiz yöntemidir. İki değişkenin birbirlerinden bağımsız olması aralarında bir ilişkinin bulunmadığı anlamına gelir. &#8220;Ki-kare&#8221; testi değişkenlerin bağımsızlığını ölçmede yaygın olarak kullanılır. Öte yandan &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi iki değişken arasındaki ilişkinin şiddeti konusunda oldukça sınırlı bilgi verir. Gözlenen &#8220;Ki-kare&#8221; değerinin büyüklüğü sadece modelin veriye uyumunun bir göstergesi değildir. Bu değer örnek hacminden de etkilenmektedir. Bu nedenle &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemiyle ilgili olarak bilinmesi gereken en önemli özellikle serbestlik derecesidir. Serbestlik derecesi arttıkça &#8220;Ki-kare&#8221; testi normal dağılıma benzemeye başlar. Ayrıca &#8220;Ki-kare&#8221; değeri serbestlik derecesine bağlı olduğundan, analizde yer alan gözlem sayısı arttıkça &#8220;Ki-kare&#8221; değeri de artar. Sonuçta anlamlı farklılıkların varlığına ilişkin işaretler elde etme olasılığı da artar. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yönteminde Ho (sıfır hipotezi) olarak değişkenler arasında ilişki yoktur varsayımı öne sürülür. Aslında &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi iki değişken arasında sistematik bir ilişkinin var olup olmadığını belirlemeye yardım eder. Yani &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi bir çapraz tabloda yer alan değişkenler arasındaki gözlenen ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla kullanılır. </p>
<p>Bu nedenle &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi daha çok düşük ölçüm düzeylerindeki değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde kullanılır. &#8220;Ki-kare&#8221; analiz yöntemi gözlenen frekans değerleri ile teorik olarak beklenen frekans değerlerinin karşılaştırmasını yapar. Bir çapraz tabloda yer alan her bir hücre için bu iki değer arasındaki farkın kareleri alınır. Beklenen değere olan oranı bulunur. Bu oranların toplamı ise &#8220;Ki-kare&#8221; değerini verir. Bulunan bu değer kritik tablo değerinden büyük ise anlamlı bir ilişkinin varlığından söz edilebilir. </p>
<p>Ki-kare Uygunluk Testi K sınıflı bir frekans dağılımının teorik olarak varsayılan normal, binom, poission gibi herhangi bir dağılıma ya da probability density function, cumulative density function gibi herhangi bir olasılık dağılımına uygunluğunu belirlemek için uygulanan &#8220;Ki-kare&#8221; testlerine &#8220;Ki-kare&#8221; uygunluk testi adı verilir. &#8220;Ki-kare&#8221; uygunluk testine k sınıflı frekans dağılımında her bir sınıfta gözlenen frekansları ile varsayılan k sınıflı bir teorik dağılım fonksiyonuna göre hesaplanan beklenen frekanslar arasındaki farkların belirli sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı test edilir. &#8220;Ki-kare&#8221; uygunluk testi modeline pearson; “Ki-kare&#8221; uygunluk testi modeli adı da verilmekte ve sıfır hipotezi varsayılan dağılıma uygunluk vardır şeklinde kurulmaktadır. Örnekler;<br />
- Öğretmenlerin öğretim yöntemlerine ilişkin uyguladıkları yöntemler arasında anlamlı bir farklılık var mıdır?<br />
- Üniversite öğrencilerinin barınma yeri konusundaki tercihleri arasında anlamlı bir farklılık var mıdır? </p>
<p>Ki-kare Bağımsızlık Testi Veri setindeki değişkenlerin farklı ölçütlere ya da belirli bir amaca göre iki ya da çok yönlü çapraz tablo biçiminde sınıflandırılması halinde değişkenlerin belirlenen özellikleri arasında bir bağımlılığın olup olmadığı test edilmek istenebilir. Değişkenlerin alt grupları arasında bağımlılık, birlikte değişim olup olmadığını ortaya çıkarmak amacıyla uygulanan &#8220;Ki-kare&#8221; testi &#8220;Ki-kare&#8221; bağımsızlık testi olarak adlandırılır. Ho hipotezi bağımlılık yoktur şeklinde kurulur. &#8220;Ki-kare&#8221; bağımsızlık testi, tablo tipine ve tablo gözlerinde frekansların beklenen değerlerinin büyüklükleri göz önüne alınarak farklı şekillerde uygulanır ve farklı isimlerle belirtilir. Örnekler:<br />
- Bir yörede yaşayan halkın siyasi parti tercihi meslek dallarına göre anlamlı bir farklılık gösterir mi?<br />
- Devlet memurlarının &#8220;aldığınız ücretten memnun musunuz?&#8221; sorusuna &#8220;evet&#8221;, &#8221; kısmen&#8221; ve &#8220;hayır&#8221; şeklinde verdikleri cevapların dağılımı medeni duruma göre anlamlı bir farklılık gösterir mi? </p>
<p>Mcnemar Ki-kare Testi İki gruplu bağımlı iki örneklem testidir. Değişmelerdeki anlamlılığı ölçmekte kullanılır. Bir grup deney biriminin bir x denemesinde elde edilen ikili cevaplarına karşı belirli bir zaman sonra tekrarlanan x denemesindeki cevapları arasında uyumluluk olup olmadığını anlamak amacıyla yapılan bir testtir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/ki-kare-testi-analiz-yontemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konferans hakkında bilgiler</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/konferans-hakkinda-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/konferans-hakkinda-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 12:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[etkin sunum]]></category>
		<category><![CDATA[hitabet türleri]]></category>
		<category><![CDATA[konferans nasıl hazırlanır]]></category>
		<category><![CDATA[konferans nedir]]></category>
		<category><![CDATA[konferans planı]]></category>
		<category><![CDATA[konferans planı hazırlama]]></category>
		<category><![CDATA[konferansın sunuluşu]]></category>
		<category><![CDATA[sözlü anlatım türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[bu yazımızda sizlere sözlü anlatım türlerinden olan konferans hakkında bilgi vereceğiz. Konferans nedir, nasıl hazırlanır, nasıl hitabet yapılır gibi konulara değineceğiz. Hazırlıklı ve plânlı konuşma türlerindendir. Herhangi bir bilimsel alanda, topluluk karşısında yapılan konuşmalara Konferans denir. Konferansı verecek kişi, kelimelerin telaffuzuna, (diksiyona) ve dil bilgisi kurallarına dikkat etmelidir. Verilmek istenen düşünceler; açık, anlaşılır ve orijinal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bu yazımızda sizlere sözlü anlatım türlerinden olan konferans hakkında bilgi vereceğiz. Konferans nedir, nasıl hazırlanır, nasıl hitabet yapılır gibi konulara değineceğiz.</p>
<p>Hazırlıklı ve plânlı konuşma türlerindendir. Herhangi bir bilimsel alanda, topluluk karşısında yapılan konuşmalara Konferans denir. Konferansı verecek kişi, kelimelerin telaffuzuna, (diksiyona) ve dil bilgisi kurallarına dikkat etmelidir. Verilmek istenen düşünceler; açık, anlaşılır ve orijinal olmalıdır.</p>
<p>Konferans verilirken konuşmacı, yazdıklarını kâğıttan okumamalıdır. Sanki, söyleşi yapıyormuş gibi konuşmalıdır. Arada sırada, yeri geldiğinde kâğıda bakmalıdır. Konuşmacı, gözlerini dinleyicilerin üzerine çevirmeli, böylece onların kendisini ilgiyle izlemelerini sağlamalıdır. Ayrıca, konuşmacı; temiz giyinmeli, ciddî olmalı, kibar davranmalı, güzel konuşmalıdır. Ses tonunu yerine göre ayarlamalı, vurguyu iyi yapmalıdır. Konferans verilmeden önce, bir başkası konferansçıyı bütün özellikleriyle dinleyicilere tanıtmalıdır. </p>
<p>Konuşmacı; dinleyicileri sıkıcı ve bıktırıcı söz ve tavırlardan uzak durmalıdır. Ayrıca, el, yüz ve vücut hareketlerini konunun anlamına uygun olarak yerinde ve uyumlu yapmak zorundadır. Hatiplik yeteneği olmayan konuşmacıların, vereceği konferansın etkisiz ve başarısız olacağı da unutulmamalıdır.</p>
<p>Konferansta dikkat edilecek bir diğer özellik de zamana uymaktır. Bir saati aşan konferansların dinleyici üzerinde etkisinin azaldığı bir gerçektir. Konferansçı, bu gerçeğe dikkat etmeli, bir saatten az bir sürede konferansını bitirmelidir. Ayrıca, konferansçı; yersiz, taşkın el ve kol hareketlerinin konuşmanın değerini düşürdüğünü unutmamalıdır. </p>
<p>Konferans hazırlanırken öncelikle yapılması gereken iş, konferansın sunulacağı konuda geniş bir kaynak taramasına girişmek olacaktır. İncelenecek konuda ansiklopedilerden başlayarak değişik yazı ve incelemeler gözden geçirilmeli, böylelikle sağlam ve derli toplu bir malzeme hazırlanmalıdır. Bu malzemeye konferansçı kendi görüş ve düşüncelerini de katarak öncelikle konferansın plânını düzenlemelidir.</p>
<p>Bilimsel toplantılarda söylenen ve akademik hitabet türüne giren söylevler (nutuklar) de konferans sayılır. </p>
<p>Konferans plânı şöyle düzenlenebilir:<br />
(a) Hitap cümlesi.<br />
(b) Konunun sunuluşu.<br />
(c) Konferansın amacı.<br />
(ç) Konunun açılması ve anlatılması.<br />
(d) Sonuç.<br />
(e) Sorular ve cevaplar.</p>
<p>Konuşmaya, konferansı düzenleyenlere ve dinleyicilere saygı bildiren ve iltifat edici sözlerle başlanmalıdır. Sonra konunun çerçevesi çizilmeli ve ortaya konmalıdır. Bundan sonra konuşmacı, amacına göre konusunu açmalı, o konudaki çeşitli görüşleri kırıcı ve tahkir edici olmayan ifadelerle belirtmelidir. </p>
<p>Konuşmacı, bayağı ve argo sözler kullanmaktan kaçınmalıdır. Zaman zaman canlı örnekler ve fıkralarla, konuşma tarzının değiştirilmesiyle, ses tonuna verilecek iniş ve çıkışlarla dinleyicilerin dikkatini ve ilgisini uyanık tutmaya çalışmalıdır.</p>
<p>Konferansta bir konunun bütün yönlerinin ve ayrıntılarının verilme-sinin mümkün olmadığı unutulmamalıdır. Konuyu fazla dağıtmak, dinleyicinin konuşmayı takip edememesine neden olur. Çok fazla ayrıntı, herkesi aynı ölçüde ilgilendirmeyeceği için dinleyiciyi sıkar.</p>
<p>Konferans, anlatılanların kısaca özetlenmesi, maksadın verilmesi ve dinleyicilere saygı ve iltifat eden sözlerle bitirilmelidir. Sorulacak sorular da kısaca ve soranı incitmeden cevaplanmalıdır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/konferans-hakkinda-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki önemli buluşlar ve tarihleri</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/dunyadaki-onemli-buluslar-ve-tarihleri.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/dunyadaki-onemli-buluslar-ve-tarihleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 13:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[buluş tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadaki önemli buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli icatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=87</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere Dünya tarihinde önemli buluşları ve bu buluşların tarihlerini aktaracağız. 1280 İlk gözlük İtalya&#8217;da yapıldı. 1450 Johannes Gutenberg&#8217;in baskı makineleri kitap üretiminde çığır açtı. Bunun sonucunda yeni icatlar hakkındaki bilgilerin yayılması hızlandı. 1453 Copernicus, gezegenlerin Dünyanın etrafında değil, Güneş&#8217;in etrafında döndüğünü ortaya atan kuramını yayımladı. 1592 Galileo, cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere Dünya tarihinde önemli buluşları ve bu buluşların tarihlerini aktaracağız.</p>
<p>1280  İlk gözlük İtalya&#8217;da yapıldı.<br />
1450  Johannes Gutenberg&#8217;in baskı makineleri kitap üretiminde çığır açtı. Bunun sonucunda yeni icatlar hakkındaki bilgilerin yayılması hızlandı.<br />
1453  Copernicus, gezegenlerin Dünyanın etrafında değil, Güneş&#8217;in etrafında döndüğünü ortaya atan kuramını yayımladı.<br />
1592  Galileo, cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop yaptı.<br />
1614  İskoçyalı matematikçi John Napier logaritma cetvelini icat etti.<br />
1618  Johannes Kepler, gezegenlerin Güneş&#8217;in çevresinde çizdikleri elips biçimindeki yörüngeleri betimleyen yasaları yayımlar.<br />
1622  Blaise Pascal, babasının vergi hesaplarında kullanması için bir toplama makinesi icat etti.<br />
1643  Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi civalı barometre denilen cihazı icat etti.<br />
1656  Christian Huygens, Galileo&#8217;nun fikirlerine dayanan hassas bir sarkaçlı saat tasarladı.<br />
1668  Isaac Newton ilk aynalı teleskopu yaptı.<br />
1682  Edmond Halley, daha sonra kendi adıyla anılacak bir kuyrukluyıldızın yörüngesini çizip betimledi.<br />
1687  Newton&#8217;un, evrensel çekim yasalarını formülleştirdiği Principia başlıklı kitabının yayımladı.<br />
1690  Edmund Halley, dalış makinelerine hava pompalayacak bir yöntem geliştirdi.<br />
1698  Thomas Savery&#8217;nin yaptığı ilk buhar makinesi, su altında kalan madenlerdeki suyu dışarı pompalamada kullanıldı.<br />
1733  İngiliz bir dokumacı tarafından icat edilen &#8220;uçan mekik&#8221; adındaki alet bir kişinin bir günde üretebileceği kumaş miktarını ikiye katladı.<br />
1752  Benjamin Franklin, yıldırımın elektrikten kaynaklandığını gösterdi.<br />
1783  Marquis de Jouffroy d&#8217;Abbans ilk buharlı gemiyi yüzdürdü.<br />
1783  Montgolfier Kardeşler bir sıcak hava balonunu başarıyla uçurdu.<br />
1789  Lavoisier&#8217;nin, 33 elementi sıraladığı ve bu elementlerin adlandırılması ile ilgili modern sistemi sunduğu &#8220;Kimyasal Adlandırma Yöntemi&#8221; yayımlandı.<br />
1796  Edward Jenner, bir çocuğu çiçek hastalığına karşı aşıladı.<br />
1799  Alessandro Volta, ilk elektrik bataryasını yaptı.<br />
1801  İlk denizaltılardan olan Nautilus ilk yolculuğunu tamamladı.<br />
1804  Richard Trevithick raylar üzerinde giden ilk buharlı lokomotifi yaptı.<br />
1814  Friedrich König elle çalışan matbaadan çok daha hızlı olan buharlı matbaayı geliştirdi.<br />
1819  Augustus Siebe basınçlı bir dalgıç elbisesi tasarlayarak insanların daha derinlere dalabilmesini sağladı.<br />
1820  Hans Oersted, elektrik akımının pusulanın iğnesi üzerinde manyetik etki yarattığını gösterdi.<br />
1821  Charles Babbage, karmaşık matematiksel tabloları otomatik olarak hesaplamak için tasarladığı &#8220;fark makinesi&#8221; nin üzerinde çalışmaya başladı.<br />
1826  Fransız fizikçi Joseph Niepce tarihteki ilk fotoğrafı çekti.<br />
1829  George Stephenson, en iyi buharlı lokomotif tasarlama ve yapma yarışmasını kazandı. Rocket adlı bir lokomotif üretti.<br />
1830  İlk dikiş makinesi Fransız terzi Barthelemy Thimonnier tarafından tasarlandı.<br />
1836  Samuel Colt, yaptığı hızlı ateş eden tabanca &#8220;altıpatlar&#8221; ın patentini aldı.<br />
1837  Isambard Kingdom Brunel, ilk kıtalararası buharlı gemiyi yüzdürdü.<br />
1837  İki İngiliz mucit William Cooke ve Charles Wheatstone ilk elektrikli telgraf makinesini yaptı.<br />
1838  Samuel Morse kendi geliştirdiği Morse alfabesini ilan etti.<br />
1839  Louis Daguerre vesikalık fotoğraflarda çok tutulan daguerrotype fotoğraf tekniğini icat etti.<br />
1841  Michael Faraday, hareketli bir mıknatıstan elektrik akımı elde etti.<br />
1843  Samuel Morse, telgraf mesajlarında kullanılmak üzere nokta ve çizgilerden oluşan ünlü mors alfabesini icat etti.<br />
1846  Amerikalı bir dişçi bir çene ameliyatında acıyı hissettirmemek için eter kullandı.<br />
1848  İlk yürüyen merdiven, New York&#8217;ta turist çekmek için kuruldu.<br />
1849  Çengelli iğne icat edildi.<br />
1857  New York&#8217;ta bir dükkân asansörü olan ilk bina oldu.<br />
1860  Belçikalı Etienne Lenoir ilk içten yanmalı motoru yaptı.<br />
1863  İlk metro (yeraltı demiryolu) hattı Londra&#8217;da işletmeye açıldı.<br />
1868  Gregor Mendel, bezelye bitkileriyle yaptığı, modern genetik kuramının temellerini oluşturan araştırmalarını bitirdi.<br />
1868  Bir gazetenin yazı işleri müdürü olan Christopher Sholes ilk kullanışlı daktiloyu yaptı.<br />
1872  Fotoğrafçı Eadweard Muybridge ilk ardışık fotoğraflar dizisini çekti.<br />
1876  Alexander Graham Bell ilk telefon konuşmasını yaptı.<br />
1877  Edison fonografı icat etti.<br />
1878  Joseph Swan elektrik ampulünü icat etti.<br />
1879  Ernst von Siemens elektrik döşenmiş bir hat üzerinde giden ilk elektrikli treni sergiledi.<br />
1881  Emile Berliner, yassı plaklar kullanan ilk gramofonu yaptı.<br />
1885  Louis Pasteur, bir dizi aşı yaparak, kuduz bir köpek tarafından ısırılmış bir çocuğun yaşamını kurtardı.<br />
1885  Fizikçi Heinrich Hertz elektromanyetik dalgaların varlığını gösterdi.<br />
1885  Avusturyalı kimyacı Carl Auer, muma göre daha kullanışlı ve güvenli olan bir havagazı lambası icat etti.<br />
1886  Linotip adlı makine, gazetelerin ve kitapların daha hızlı hazırlanmasını sağladı.<br />
1888  George Eastman, Kodak no.l adlı fotoğraf makinesini üretti ve müşterilerinin filmlerini banyo etti.<br />
1889  Edison&#8217;un yardımcısı Charles Batchelor sinema filmlerinin seslendirilmesi üzerine deneyler yaptı.<br />
1890  Daimler motor şirketi, dört tekerlekli ve akaryakıtla çalışan otomobil üretimine başladı.<br />
1890  Herman Hollerith&#8217;in icat ettiği elektrikli sayma makinesi sayesinde Amerika&#8217;da nüfus sayımı işlemi çok hızlı bir şekilde sonuçlandırıldı.<br />
1895  Paris&#8217;te Lumiere Kardeşler 10 hareketli filmden oluşan bir gösteri yaptı.<br />
1895  Wilhelm Röntgen, X-ışınlarını buldu.<br />
1898  Valdemar Poulson, modern teybin öncüsü olan bir cihaz yaptı.<br />
1901  İlk radyo transistörünü Marconi geliştirdi.<br />
1902  İtalyan Guglielmo Marconi, Manş Denizi üzerinden radyo dalgalarıyla mesaj iletmeyi başardı.<br />
1903  Amerikalı Wright Kardeşler ilk motorlu uçağın uçuşunu gerçekleştirdi.<br />
1903  Henry Ford, yeni araba fabrikasıyla seri üretim tekniğini getirdi.<br />
1903  Willem Einthoven, kalbin işleyişini kaydeden elektrokardiyografi cihazını icat etti.<br />
1904  John Fleming&#8217;in geliştirdiği cam diyotlar radyo cihazlarının vazgeçilmez parçası oldu.<br />
1908  Adını mucidinin adından alan Geiger sayacı radyasyonu saptamak ve ölçmek için kullanılmaya başlandı.<br />
1910  Fransız Henri Fabre, tekerlekleri olmayan ve su üzerinde seyredebilen bir uçak geliştirerek ilk deniz uçağını icat etti.<br />
1911  Marie Curie, radyoaktiflik konusunda kendi başına yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel Ödülü aldı; böylece de bu ödülü iki kez alan ilk kişi oldu.<br />
1911  Ernest Rutherford, atomun merkezinde bir çekirdek olduğunu gösterdi.<br />
1919  Einstein, &#8220;Genel Görelilik&#8221; konusundaki yazısını yayımladı.<br />
1921  Philip Drinker, hastaların solunum yapmasına yardım etmek için &#8220;demir ciğer&#8221;i icat etti.<br />
1922  İlk mikrofilm tanıtıldı.<br />
1926  John Logie Baird ilk televizyon görüntüsünü başarıyla iletti.<br />
1926  Robert Goddard ilk sıvı yakıtlı roketi fırlattı.<br />
1926  ABD&#8217;li Profesör Robert Hutchinson Goddard ilk sıvı yakıtlı roketi geliştirdi. Gaz ve sıvı oksijenle işleyen roket, 12,5 metre yüksekliğe çıktı ve 56 metre yol aldı.<br />
1928  Bugün penisilin dediğimiz bir oluşumun bakterileri öldürmesi Alexander Fleming&#8217;in dikkatini çekti.<br />
1933  İki Alman bilim adamı Max Kroll ve Ernst Ruska elektron mikroskobunu yaptı.<br />
1935  Alman şirketi AEG, sesi kaydetmek için plastik manyetik teyp bandını geliştirdi.<br />
1938  Macar mucit Lazlo Biro, bıro da denilen bilye uçlu tükenmez kalemi icat etti.<br />
1938  Amerikalı Chester Carlson ilk fotokopi makinesini icat etti.<br />
1939  İgor Sikorsky adlı bir Rus mühendis tarafından ilk helikopter yapıldı.<br />
1940  İlk elektronlu mikroskop Philedelphia&#8217;da tanıtıldı.<br />
1942  Wernher von Braun, Almanya&#8217;nın ilk uzun menzilli füzesi olan V-2&#8242;yi fırlattı.<br />
1942  Enrico Fermi, ABD&#8217;nin Chicago kentinde, nükleer enerjinin denetim altına alınabildiği bir nükleer reaktör yaptı.<br />
1943  Jacques-Yves Cousteau ve Emile Gagnan, ilk dalış tüpünü tasarladılar.<br />
1945  Amerikalı mucit Percy Spencer, ilk mikrodalga fırını tasarlayarak patentini aldı.<br />
1946  John Mauchy ve John Eckert&#8217;in geliştirdiği, Amerika&#8217;nın ilk elektronik bilgisayarı ENIAC halka gösterildi.<br />
1947  Edwin Land bir dakikadan az bir sürede siyah beyaz fotoğraf çıkaran polaroid makineyi icat etti.<br />
1953  Francis Crick ile James Watson DNA molekülünün yapısını keşfetti.<br />
1957  Sovyetler Birliği tarafından Dünyanın çevresinde dönen insan yapımı ilk cisim Sputnik I fırlatıldı.<br />
1960  Theodore Maiman ilk lazeri yaptı.<br />
1962  Telefon konuşmalarının yanında canlı televizyon görüntülerini de ileten Telstar adlı uydusu fırlatıldı.<br />
1977  Dünyanın tekrar kullanılabilen ilk uzay gemisi olan Uzay Mekiği, ABD tarafından fırlatıldı.<br />
1982  Philips ve Sony şirketleri kompakt diski çıkardı.<br />
1987  İlk sayısal ses bantları (DAT) üretildi.<br />
1990  Yüksek netlikte televizyon (HDTV) yayını ilk kez yapıldı. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/dunyadaki-onemli-buluslar-ve-tarihleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim dünyasından ilginç bilgiler</title>
		<link>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/bilim-dunyasindan-ilginc-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/bilim-dunyasindan-ilginc-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 21:16:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Bilim Dalları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ile ilgili ilginç bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç gerçekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.forumbso.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Bir madeni parayı havaya attığınızda yazı ve tura gelme ihtimalleri eşit değildir. Tura tarafındaki resim yazı tarafına göre biraz daha fazla ağırlık yarattığı için altta kalma ihtimali daha yüksektir. Bu durumda tura gelme ihtimali yaklaşık olarak %495 olarak hesaplanmıştır. Tüm insanların dil ve diş izi birbirinden farklıdır. Isaac Newton yer çekimini keşfettiğinde henüz 23 yaşındaydı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir madeni parayı havaya attığınızda yazı ve tura gelme ihtimalleri eşit değildir. Tura tarafındaki resim yazı tarafına göre biraz daha fazla ağırlık yarattığı için altta kalma ihtimali daha yüksektir. Bu durumda tura gelme ihtimali yaklaşık olarak %495 olarak hesaplanmıştır.</p>
<p>Tüm insanların dil ve diş izi birbirinden farklıdır.</p>
<p>Isaac Newton yer çekimini keşfettiğinde henüz 23 yaşındaydı. </p>
<p>İnsanlar avuçiçinde pigment bulunmayan tek primatlardır.</p>
<p>İnsanın kaşlarını yukarı kaldırabilmesi için 30 kasını harekete geçirmesi gereklidir.</p>
<p>Kibrit kutusu büyüklüğünde bir altın inceltilerek bir tenis kortu büyüklüğüne getirilebilir.</p>
<p>Dönem dönem bazı göllerin ve eski su birikintilerinin içinden baloncuklar çıktığı görülür. Bunlar aslında metan gazıdır. Çamur altındaki çürümüş bitki ve ölü hayvanlarından vücutlarından oluşur ve belli bir miktarda biriktiğinde su yüzüne çıkar.</p>
<p>Sonsuza kadar devam eden pi sayısının bir milyarıncı rakamı 9’dur.</p>
<p>Bir insanın beynindeki hafıza merkezi bir mercimeğin yarısı boyutundadır.</p>
<p>Venüs&#8217;ün atmosferinde ağırlıklı karbondioksit bulunduğundan sera etkisi oluşup tüm sıcağı depolar ve böylece Venüs Merkür&#8217;den daha sıcak bir hale gelir.</p>
<p>1949 yılındaki ileri görüşlü bilim adamları gelecekte bilgisayarların 5 tondan daha ağır olmayacağını iddia ediyorlardı.</p>
<p>Eğer 8 yıl 7 ay ve 6 gün boyunca bağırırsanız yaratacağınız ses enerjisi bir fincan kahve ısıtmaya yeterli olacaktır.</p>
<p>İlk teleskobu 1608&#8242;de Hans Lippershey isimli bir Hollandalı geliştirdi. Ancak teleskobu geceleri gökyüzünü incelemek için kullanılan ilk kişi İtalyan Galileo&#8217;dur.</p>
<p>Standart 1.5 voltluk kalem pilin uzunluğu 5 cm.dir.</p>
<p>Magnezyumun külleri magnezyumun normal halinden daha ağırdır.</p>
<p>Eğer güneş ufuk çizgisi ile 40 derecelik veya daha fazla bir açı yapıyorsa gökkuşağı oluşamaz.</p>
<p>Normal bir yağmur damlasının yere düşüş hızı yaklaşık olarak saatte 10 kilometredir.</p>
<p>1896 ve 1900 yılları arasında Rusya&#8217;da 15.000 kilometreyi aşkın demir yolu inşa edilmiştir.</p>
<p>Bir uzay roketinin aya ulaşması bir okul otobüsünün İngiltere&#8217;yi boydan boya geçmesinden daha kısa sürer.</p>
<p>Hollandada Nottingham ve Nijmegen Üniversitelerinden bir grup bilim adamı çok büyük bir manyetik alan kullanarak bir kurbağanın havada durmasını sağladılar.</p>
<p>Ortalama insan beyni 6.5 kilogram gelir</p>
<p>Uzaydaki yıldızların sayısı dünyada bulunan kum taneciklerinin sayısından daha fazladır.</p>
<p>İnsanoğlu dünyanın atmosferine her yıl bir milyar tondan daha fazla hava kirliliği katmaktadır&#8230;</p>
<p>Dünya Standartlar Enstitüsü’nün raporuna göre dünyadaki en hızlı şey elektrondur.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin 3’te birinde telefona başvurulduktan sonra verilen bekleme süresi 6 yıla kadar çıkabilir.</p>
<p>İleri doğru bir adım atabilmek için insan vücudundaki 54 farklı kasın harekete geçmesi gerekir.</p>
<p>Tungsten 5660 derecede erir. Kaynama noktası en yüksek element olduğu için de ampullerde filaman yapımında kullanılmaktadır.</p>
<p>Bir Boeing 747&#8242;nin kanat uzunluğu uçağı icad eden Wright Kardeşlerin ilk uçuş mesafesinden daha uzundur.</p>
<p>İnsan vücudundaki demir vücudun kendi ağırlığını taşıyacak kadar kuvvetli bir demir çubuk yapmaya yeterlidir.</p>
<p>Güneşin bilimsel adı &#8220;Termonükleer Reaktör&#8221;dür.</p>
<p>Bir nükleer tesisin ömrü 40 yıldır.</p>
<p>1980 yılında çok kuvvetli bir fırtına İtalya&#8217;da yaşayan Vittorio Luise&#8217;nin arabasını bir nehre kadar uçurdu. Camı kırmayı başaran Vittorio fırtınaya karşı yüzerek kıyıya ulaştı ve o anda fırtınanın kopardığı bir ağacın üzerine düşmesi nedeniyle öldü. </p>
<p>İnsan vücudundaki DNA sarmalları uç uca eklenirse toplam uzunlukları ekvatoru 38 kere dolanmaktadır.</p>
<p>İnsan sinir sisteminin beyine ve beyinden gönderdiği mesajlar saatte 320 kilometre hızla gitmektedir.</p>
<p>Böcek ile beslenen Venüs bitkisinin avını yakalamak için ağzını kapatması sadece yarım saniye sürer.</p>
<p>Utandığınız zaman karın astarınız da kızarır.</p>
<p>Bir cam kırıldığında ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.forumbso.com/diger-bilim-dallari/bilim-dunyasindan-ilginc-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

