Türkiye’de meydana gelmiş büyük depremler

25 Aralık 2009 Yazan admin  
Kategori Jeoloji

Türkiye bilindiği gibi bir deprem ülkesi…. Türkiye’nin birçok yeri 1. dereceden deprem bölgesine giriyor… Geçmişden günümüze Türkiye’de çok sayıda deprem meydana geldi bu depremlerde birçok vatandaşımız yaşamını yitirdi…. İşte geçmişden günümüze Türkiye’de deprem….

Yıl – Şiddet – Ölü Sayısı – Bölge

1925 5,0 3 AFYON-DİNAR
1928 6,0 50 İZMİR-TORBALI
1929 6,5 64 SİVAS
1933 6,0 20 DENİZLİ
1935 6,4 5 ERDEK
1938 6,0 149 KIRŞEHİR
1939 8,0 32962 ERZİNCAN
1940 6,0 37 DEVELİ
1941 6,0 194 ERÇİŞ
1942 6,1 7 BİGADİÇ
1942 7,3 3001 NİKSAR
1943 7,2 618 ÇORUM
1943 7,6 2824 LADİK
1944 7,4 3959 GERDE
1944 6,2 21 GEDİZ
1944 7,8 27 AYVALIK
1945 6,0 10 CEYHAN
1946 5,6 2 ILGIN
1946 6,0 839 VARTO
1949 6,9 2 İZMİR
1949 6,7 450 KARLOVA
1951 6,6 52 KURŞUNLU
1952 5,6 133 HASANKALE
1953 7,5 265 GÖNEN
1953 6,1 2 KURŞUNLU
1955 6,9 23 SÖKE
1956 6,0 1 ESKİŞEHİR
1957 7,1 67 FETHİYE
1957 7,1 25 ABANT
1959 6,0 _ KÖYÇEĞİZ
1963 5,9 1 ÇINARCIK
1964 6,0 8 MALATYA
1964 6,6 23 MANYAS
1965 5,2 14 HONANS
1966 5,5 14 VARTO
1966 6,5 2394 VARTO
1967 7,5 89 ADAPAZARI
1967 6,0 97 FÜLÜMÜR
1968 5,7 29 BARTIN
1969 6,6 41 ALAŞEHİR
1970 7,1 1086 GEDİZ
1971 6,2 60 BURDUR
1971 6,8 755 BİNGÖL
1975 6,7 2385 LİCE
1976 7,5 3840 ÇALDIRAN
1983 7,1 1400 ERZURUM-KARS

Depremin nedenleri ve şiddetleri

25 Aralık 2009 Yazan admin  
Kategori Jeoloji

Ülkemizde de sürekli olarak gündemde olan bir jeolojik olay…. DEPREM… Deprem birçok ülkede sık sık olmasa da görülen ve özellikle yüksek şiddetde olduğunda büyük can ve mal kayıplarına yol açan olaylardan birisidir. Bu yazımızda sizlere depremin nedenlerinden ve şiddetinden bahsedeceğiz.

Depremin nedenleri ve şiddetleri

Depremin yer yüzeyindeki etkileri depremin şiddeti olarak tanımlanır. Depremlerin şiddet dereceleri çok çeşitlidir; kimisi, yalnız çok duyarlı sismograflarla tespit edilebilecek zayıf depremlerdir, kimisi toprağın yarılmasına ve yerleşim bölgelerinde yıkımlara yol açabilecek derece de şiddetlidir. Bu konuda tehlikeli sonuçlar doğurabilecek yanılmalardan sakınmak için, değerlendirmede temel sayılabilecek çeşitli unsurları iyice bilmek şarttır. Üzerinde durulabilecek ilk unsur, toprağın derinliklerideki belirli bir bölgede meydana gelen ana sarsıntıdır. Bu sarsıntı, kabaca bir tahminle “merkez” veya “alt merkez” denilen bir noktaya bağlanır (“üst merkez” terimi ise, bu noktanın yeryüzündeki karşılığını gösterir).

Depremlerin bir nedeni volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki erimiş kayaçların hareket etmesidir. Ancak bu tür depremler hafif sarsıntı yaratır. Asıl büyük depremler yerkabuğundaki kırıkların oluşturduğu fay hatları boyunca görülür. Büyük depremlerin topraküstü ve toprakaltı etkileri çok büyük boyutlara ulaşır, çoğu kez, yüzeysel toprak kabartmaları, çökmeler ve kırıklar oluşur. Depremin yeryüzünde oluşturduğu sarsıntı ve yol açtığı yıkım depremin şiddetine bağlıdır. Dışmerkez yakınındaki yerlerde depremin şiddeti en fazladır. Buralarda yapılar sarsıntıyla yıkılabilir, toprakta çatlaklar oluşabilir.

Minerallerin Oluşumu

16 Aralık 2009 Yazan admin  
Kategori Jeoloji

Mineraller doğal yaşamımız için mutlak gerekli olan maddelerden birisidir. Bu yazımızda sizlere minerallerin oluşumundan bahsedeceğiz.

Magma, Yerkürenin iç bölümlerinde erimiş halde kaya kütleleri (magma) vardır. Magma, katı haldeki kristalleri de içerir. Sıvı evrede, polimerleşme (zincir oluşturma) yoluyla birbirine bağlanabilen anyon (negatif yüklü tanecikler) ve katyon (pozitif yüklü tanecikler) kümeleri bulunduğu sanılmaktadır. Magmanın asıl bulunduğu yer dünyanın dış çekirdeğidir. Ancak, yerkabuğuna daha yakın olan manto tabakasının bazı bölgelerinde ve yerkabuğunda da magma gözeleri görülür. Bu mağaralardaki erimiş kayalar, dünya çekirdeğindeki magma ile doğrudan bağlantı halindedir. Magma, kanallar ve çatlaklar yoluyla magma gözelerinden yeryüzüne doğru yükselebilir ve bazen de yeryüzüne çıkar. Bu sırada ısının ve basıncın düşmesi, yoğunlaşma, kristalleşme ve daha önce oluşmuş kristallerin ısınarak belli ölçüde erimesi gibi karmaşık değişimlere yol açar.
Lavların yeryüzüne fışkırmasında olduğu gibi soğuma hızlıysa, kristaller biçimlenecek zaman bulamazlar. Böylece, mikroskobik kristalleri olan, çok ince tanecikli hatta camsı kayalar ortaya çıkar. Soğuma yavaş olduğunda, örneğin yerkabuğunun derinlerinde granit ve benzeri kayalar oluşur. Bu kayaların yapısında daha çok kuvars, feldspat ve mika kristalleri vardır. Çapları birkaç milimetreyle bir santimetre arasında değişen bu kristaller oldukça iri kabul edilir. Magmanın göreceli olarak geniş bir kanaldan yeryüzüne yükselmesiyle çeperlere değerek soğuyan silikatlardan, hem iri hem de küçük kristalleri olan kayalar (porfirler) oluşur. Erimiş silikatların kristalleşmesi sırasında oluşan tepkimeler sürekli ya da evreli olabilir. Sürekli tepkime dizileri sonucunda karışık kristaller oluşur. Örneğin uç birimleri albit (bir sodyum aluminosilikatı) ve anoltit (bir kalsiyum aluminosilikatı) olan plagioclase, böyle bir kristaldir. Soğuma yavaş olduğunda önce kalsiyumlu kristaller (anortit) oluşur. Bunlar magma ile tepkimeye girerek, magmanın kimyasal bileşiminin belirleyeceği oranda albitle karışırlar.
Evreli tepkime dizilerine örnek olarak da, kristalleşen ilk mineralin magnezyumsilikat forsteriti (Mg2SiO4) olduğu forsterit-kristobalit sistemi gösterilebilir. İlk kristalleşmeden sonra magmadaki silis oranı yükselir ve belli bir noktadan sonra da magmadaki forsterit kararlılığını yitirerek tepkimeye girer; başka bir magnezyum silikatı olan (Mg2SiO4) oluşarak, tepkime magmada geriye kalan tüm magnezyumu çeker. Son olarak da, bir tür silis kristali olan kristobalit oluşur. Magmanın kristalleşmesi süreciyle ilgili olarak yapılan bir çok araştırmanın sonucunda, Bowen Tepkime Dizileri olarak bilinen model ortaya çıkmıştır. Bu modelle, belli kimyasal bileşimleri olan magmalardan hangi minerallerin, hangi sırayla oluşabilecekleri açıklanabilmektedir. Örneğin, magmadaki silis (SiO2) oranı düşükse, olivin, piroksen, leusit, nefelin ve alkali feldspat gibi az silisli minerallerden oluşmuş bazaltlar ortaya çıkar. Magmanın SiO2 oranı yüksekse, oluşan bazaltlar da piroksen ve feldspatın yanısıra kuvars (SiO2) da bulunur. Erimiş haldeki silikatların ve diğer kaya magmalarının hemen tümünde, sıvı hallerini uzun süre koruyan elementler vardır. Bu elementler çoğunlukla son aşamada, ince damarlar (pneumalitik damarlar) halinde kristalleşirler. Örneğin beril, topaz ve turmalin gibi değerli taşların oluşumları böyledir. En son geriye kalan doygun su eriyiklerinden oluşan hidrotermal tortular da daha çok kuvars bulunursa da, zaman zaman altın, gümüş ve bakır gibi maden filizleri de görülür.

Sonraki yazılar »